Haber Detayı

ABD saldırganlaştıkça kaybediyor
Fikret akfırat aydinlik.com.tr
19/03/2026 00:00 (1 saat önce)

ABD saldırganlaştıkça kaybediyor

ABD saldırganlaştıkça kaybediyor

ABD, İsrail ile birlikte İran halkının tepesine her gün tonlarca bomba yağdırırken bu başlık bir çoğumuza saçma gelebilir.

Fakat ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı açmak ve tanker trafiğini korumak için uluslararası bir askeri koalisyon kurma çağrısına en yakın müttefiklerinden destek bulamaması, içinden geçtiğimiz dönemin çok önemli bir özelliğini ortaya koyuyor.

ABD, küresel ölçekteki gerileyişini durdurmak için saldırganlığını artırdıkça hedeflediğinin tam tersi sonuçlarla karşılaşıyor.

İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya başta olmak üzere Avrupa devletlerinin yanı sıra Asya’daki müttefikleri Japonya, Güney Kore ve Avustralya ile yanı başındaki Kanada, ABD’nin talebine olumlu yanıt vermedi.

Dahası, Trump’ın NATO’yu “Sonu kötü olur” diye tehdit ederek işin içine katma çabasının da başarısız olması, Atlantik İttifakı’ndaki büyük çatlağı açık bir şekilde ortaya koyuyor.

GEÇİCİ YA DA DÖNEMSEL DEĞİL ABD’nin gemileri azıya alarak sağa sola saldırması, bazı sınırlı taktik başarılar elde etse bile stratejik düzlemde gerilediği bir süreçtir.

Üstelik, bu süreç geçici ya da dönemsel değildir.

Avrupa güvenlik kurumlarının bu yöndeki analizleri, Atlantikçi olduğunu özel olarak vurgulayan Ursula von der Leyen ve Almanya Başbakanı Merz gibi resmî yetkililerce de birden fazla kez ifade edilmiştir.

Aynı zamanda, ABD’nin kendi içindeki yarılma derinleşmektedir.

Trump’ın İran savaşı kararına karşıtlık, öncelikle kendi “MAGA” tabanında artıyor.

İkinci olarak, kendi partisi içinde doğrudan MAGA’cı olmayan kesimlerde de itirazlar var.

Üçüncüsü, Demokratik Partili rakipleri savaşın neden olduğu ekonomideki olumsuzluklar ve müttefikler ile makasın açılması gibi meseleler üzerinden Trump’a yükleniyor.

Birbirinin zıddı cephelerde yer alan ABD fikir merkezlerindeki analistler savaş kararını son derece irrasyonel olarak değerlendiriyor.

ABD’nin hâkim sınıfları içinde, kabaca tarif edecek olursak, “gerileyişini durdurmak için ‘içe dönme’ programını savunanlar” ile “ABD’nin askeri gücünü sonuna kadar kullanmasını isteyenler” arasındaki mücadele şiddetleniyor.

Bu mücadele yönetim aygıtlarına da doğal olarak yansıyor.

Toplam olarak, ABD’nin Atlantik İttifakı’ndaki liderlik konumunun ortadan kalktığı bir dünya tablosu ortaya çıkıyor.

Aynı zamanda ABD içindeki keskin görüş ayrılıklarının yönetim aygıtları arasında uyumun bozulmasına yol açtığı görülüyor.

ABD’nin müttefikleri dahil bütün dünya hesabını artık bu gerçeğe göre yapıyor.

ABD’NİN BAŞ AŞAĞI GİDİŞİ Birçok yorumcunun ABD’nin karşı karşıya olduğu durumu Trump’ın kişisel yetersizliklerine bağlamaya meyilli olduğu görülüyor.

Oysa Trump’ı, her gün birbiriyle çelişen açıklamalar yapmaya iten başarısızlığın esas kaynağı ABD’nin savaşla ya da savaşsız düzen kurma kabiliyetini yitirmiş olmasıdır.

ABD bir yandan çatışmadan kaçınmak zorundadır ama diğer yandan saldırganlığı artırmaya yönelmektedir.

Ancak ABD açısından bu koşullarda nesnel olan, dünyadaki diğer büyük ya da orta güçlerle, onların çıkarlarını da kabul ederek bir orta yolda buluşmaktan başka çıkar olmadığı gerçeğidir.

İlgili Sitenin Haberleri