Haber Detayı

Hürmüz Boğazı ve süregelen emperyalizm - Salih Özbaran
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
16/03/2026 04:00 (2 saat önce)

Hürmüz Boğazı ve süregelen emperyalizm - Salih Özbaran

Yazıya başlarken trajik iki anımsatma yapalım.

Yazıya başlarken trajik iki anımsatma yapalım.

Yeni Dünya haritası ve Denizcilik Kitabı (Kitab-ı Bahriye) ile evrensel üne sahip olan bilgin ve denizci Piri Reis, 1552 yılının nisan ayında, 80 yaşındayken 25 kadırga, dört kalyon ve 860 savaşçı ile Kızıldeniz’in Süveyş Tersanesi’nden denize açılmıştı.

Önce Maskat’ı kuşatmış, yağmalatmış ve 19 Eylül’de Portekiz’in elindeki Hürmüz’e varmış, kalesini bombalatmıştı.

Ancak Hint Okyanusu çerçevesinde emperyalist düzenini yerleştirmeye çalışan Portekiz Deniz İmparatorluğu’nun güçlü bir donanmasının yaklaşmasıyla -başka nedenler bir yana- kuşatmayı kaldırmıştı.

Başarısızlığı(!) ve Osmanlı siyasetindeki “kıskançlık”, hükmünü gecikmeden icra ettirmişti: Piri Reis ilerlemiş yaşına ve bilginliğine bakılmaksızın padişahın fermanına kurban gitmiş, idam edilmişti.

Başka ünlü bir denizci ve bilgin Seydi Ali Reis...

Seydî Ali Reis okyanusta, Umman kıyılarında 1554 yılında kapıştığı ve Mirat’lMemalik adlı eserinde “Öyle bir mertebe top ve tüfenk cengi oldu ki vasf olunamaz” diye tanımladığı savaşlar sonunda elinde kalan gemileriyle Hindistan’ın Gücerat Sultanlığı’na sığınmak zorunda kalmıştı.

ÜNLÜ TARİHÇİLERİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ Günümüzden yıllar önce, 1962- 63 öğretim döneminde, İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nde (aynı zamanda Cumhuriyetin bahşettiği parasız/yatılı kaldığım Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’nda) “Basra Körfezi’nde 16. yüzyılda Osmanlılar” üstüne mezuniyet tezi hazırlamıştım.

Öneri, yakın ilgi ve teşvik gördüğüm, sonraki yıllarda yardımseverliğine, dostluğuna, arkadaşlığına mazhar olduğum ve Osmanlı İmparatorluğu’nun güney denizlerine açılımının öncü çalışmalarını (arşiv kaynaklarını eşeleyerek) yapan öğretim üyesi hocam Cengiz Orhonlu tarafından gelmişti.

Sonraki yıllarda, doktora ve doçentlik tezlerimle aynı yüzyılın Hint Okyanusu ve çevresindeki yapılanmalarını, Osmanlı ve Portekiz İmparatorluklarının hangi nedenlerle çatıştıklarını İstanbul, Lizbon, Simancas ve Londra arşiv ve bazı kütüphânelerinde bulunan kaynaklara ulaşma şansını yakalamıştım.

Bir yandan Basra Körfezi ve Kızıldeniz yoluyla Akdeniz’e açılan, öte yandan Güney Afrika’nın Ümit Burnu’ndan dolaşarak aşılan ticaret yollarında ödenen bedelleri, diplomatik çabaları ayrıntılarıyla öğrenme peşindeydim.

Ancak andığım çekişmelerden 500 küsur yıl sonra “Ortadoğu” toprak ve denizlerinin üstüne yağacak füzeleri nasıl hayal edebilirdim?

Sultan ve kralların hazinelerini dolduran ve başta baharat olmak üzere Hindistan ve Uzak Doğu’dan akıp gelen çeşitli ürünleri taşıyan gemilerin yerini zamanla petrol tankerlerinin, boru hatlarının alacağını nereden kestirebilirdim?

HIRİSTİYANLIĞI VE BAHARATI BULMAYA GELENLER Cenovalı denizci Kristof Kolomb’un, adı sonradan konulan Amerika’nın yolunu tuttuğu 1492’den altı yıl sonra, Portekizli denizciler Lizbon’dan yola çıkmış, 1498 yılında iki filo ile Hindistan’ın Kaliküt limanına ulaşmıştı.

Admirante Vasco de Gama’nın tayfasından birine, oraya neden geldikleri sorulduğunda, “Hristiyanlığı ve baharatı bulmaya geldik” yanıtı verilmişti kendilerine.

Bu yanıt her şeyi anlatıyordu.

Sömürgeciliğin Asya’daki işaret fişeği atılmıştı İberik Yarımadası’ndan gelenlerce; bilimdeki üstünlükleriyle ama Haçlı ruhuyla ve çıkar emelleriyle sıradaki Hollanda ve Britanya sömürgeciliğine yol gösterircesine...

Okyanusun stratejik yerleri işgal edilmiş, Hürmüz ve Kızıldeniz boğazlarını kontrol eden coğrafyaya egemen olmaya girişilmişti.

Osmanlı İmparatorluğu da yarışa katılmıştı; 1517 yılında Mısır’ın Süveyş Limanı’nda kurduğu üsle okyanusa açılan deniz yollarının denetimi peşindeydi Osmanlı.

Amerikalı tarihçi A.

C.

Hess’in 1973 yılında yazdığı bir makalede 16. yüzyıl için bir “dünya savaşı” tanımı yapma gereği duymuştu.

Tarihçi dünyasının dev temsilcilerinden sayılan Fernand Braudel, “Ortada olan şudur ki Akdeniz karabiber ticaretinin büyük bir kısmını, aslan payını tekeline almıştı. ‘Levant’ (Doğu Akdeniz) ile olan ticaret Basra Körfezi’nden ve Kızıldeniz’den gelen sayısız kervanlarla gelişiyordu” diye yazmıştı başyapıtı Akdeniz Dünyası kitabında.

Halil İnalcık da okyanustaki Osmanlı ortaklığına ilişkin şu yorumu yapmıştı iki ciltlik devasa eseri “Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi”nde: “İmparatorluğun görkemi, emperyal girişimi canlı tutan (okyanusa açılan) gümrüklerdeki transit ticaret üstünden yapılan vergilemeye bağlı altın ve gümüş birikimine dayandırmıştı”.

Portekiz’in ünlü tarihçisi Magalhães Godinho ise, yapılan savaşların tarihsel adını koymuştu Keşifler ve Dünya Ekonomisi’ni işlediği ayrıntılı çalışmasında: “Baharat (karabiber, zencefil, tarçın vb.

S.Ö.) emperyalizmi dönemi başlamıştı.” ÖNÜMÜZDEKİ GERÇEK POLİTİK VE AHLAKİ SORUN Sonuçta, Emmanuel Wallerstein’in 1988 yılında yaptığı, “Yalnızca bugün kavrayabiliyoruz ki bütün bu avantajlar denklemin yalnızca bir yanında yer almaktadır.

Keşfedilen birey ya da halkın bu deneyimi, pasif belki de olumsuz biçimde nitelendirilebilir. (...) Bizim tuhaf ve hiç de eşitlikçi olmayan modern dünyamız, bu kapitalist dünya ekonomisi, ya daha eşitlikçi/demokratik tarihi sistemle ya da bir o kadar eşitlikçi/demokratik olmayan bir sistemle yer değiştirebilir; bunun adı henüz belli değil.

Şüphesiz önümüzde duran gerçek politik ve ahlaki sorun bu” uyarısıyla günümüze ışık tutmuştu.

Geçmiş yüzyılların dünyamıza bıraktığı sorunlar üstüne düşünmeyi de okuyucuya bırakalım… Emekli Tarih Profesörü Salih Özbaran

İlgili Sitenin Haberleri