Haber Detayı

Hamaney 2.0: Daha hızlı, daha askeri, daha patlayıcı
Avrupa aydinlik.com.tr
15/03/2026 18:59 (5 saat önce)

Hamaney 2.0: Daha hızlı, daha askeri, daha patlayıcı

İran’ın yeni Devrim Lideri beklendiği gibi 56 yaşındaki Mücteba Hamaney oldu. Bunu beklemeyen ve istemeyen başta ABD ile İsrail’di.

Trump kendisini “tüy siklet” diye yaftalamaya kalkıştı, bu tercihi “kabul edilemez” buldu ve İran yönetiminde kendisinin de söz sahibi olması gerektiğini iddia etti.

Başkan’ın her zamanki tutarsız yorumları bir kenara, Mücteba’nın yeni lider olması Washington yönetiminin savaştaki öngörüsüzlüğünün net bir kanıtı olarak görülüyor.

Hamaney, İran’da kaos yaratmak, yönetimi düşürmek ve kolay bir zafer elde etmek amacıyla suikasta uğradı.

Ancak ne devlet sekteye uğradı ne halk arasında kargaşa çıktı ne de zaferden söz edilebilecek bir durum var.

Devletin başına ise tamamen aynı damardan beslenen, daha dinamik bir isim geldi.

Üstelik Hamaney’in fetvası nükleer silah üretimini engelliyor, balistik füzelerin menzilini sınırlıyordu.

Mücteba bu kuralları uygulayacak mı, esnetecek mi yoksa tamamen ortadan mı kaldıracak?

Henüz bilinmiyor.

Yakarak, yıkarak ve öldürerek sonuç alabileceği fikriyle yola çıkan Washington’ın aksine Amerikan basını, Trump-Netanyahu ikilisinin yol açtığı bu yeni durumun farkında.

MANŞETLERDE GENÇ HAMANEY ABD yayınlarında atılan başlıklar, Trump’ın Tahran’ı pes ettirme ve İran yönetiminde söz sahibi olma fantezisinin rüya aşamasına dahi gelemeyeceğini gösteriyor.

Wall Street Journal’ın yorumu diğer tüm ana akım Batı değerlendirmelerini özetler nitelikte: “Mücteba Hamaney, sadece bir biyolojik varis değil.

O, babasının en radikal politikalarının mimarı.

Batı, yaş farkından bir reform beklenmemeli.

Karşımızda babasından daha enerjik ve daha hırslı biri var.” New York Times’ın analizinde ise 1979 Devrimi’nin “şahlık yıkıldı” söyleminin artık tarih olduğu iddia ediliyor: “Tahran’daki liderlik bir gecede 30 yaş gençleşti ama ideoloji bin yıllık kalmaya devam ediyor.” CNN, Mücteba’nın yıllardır perde arkasındaki gücüne dikkat çekerek genç Hamaney’in “yeni” bir isim olmadığı, babasının ofisini (Beyt-e Rahbari) fiilen 30 yıldır yönettiğini hatırlatıyor: “Gençlik on yılların sertlik yanlısı devlet tecrübesiyle birleşiyor.

O, sadece dizginleri ele almadı, zaten dizginleri tutan elin kendisiydi.” Politico da bir başka önemli unsuru gündeme getirerek İslam Devrimi Muhafızları’nın bu seçimdeki belirleyici rolünü vurguluyor: “O, ordunun içindeki ‘gölge lider’di; şimdi ise resmen ‘Başkomutan’ oldu.” Bloomberg, Müçteba’nın gençliğinin katacağı yenilik ve dinamizme dikkat çekiyor: “Eski rejim artık 80 küsur yaşındaki bir yaşlı adamın yavaşlığıyla değil, 50’lerindeki hırslı bir stratejistin hızıyla hareket edecek.

Hamaney 2.0, yaptırımları delmekte ve bölgedeki vekil güçleri yönetmekte çok daha dijital ve pratik bir versiyon olacak.” YENİ GERÇEKLİKLE YÜZLEŞME  Genç Hamaney, Batı Asya’daki çatışmanın seyrini yeniden belirleyecek bir enerji ve dinamizmle iktidara geldi.

Mücteba’nın yönetimi, ABD ve İsrail’in beklentilerine boyun eğmeden savaşın sürdürülmesi anlamına geliyor.

Tahran, hem iç siyasette hem de sahada daha hızlı, daha askeri ve daha koordineli bir stratejiyle hareket edebilir; vekil güçlerin yönetimi, sınır ötesi operasyonlar ve askeri taktikler Hamaney 2.0’ın hızına göre şekillenecek.

Bu durum, nükleer ve füze çizgilerini oluşturan fetvada olduğu kadar Batı Asya’daki savaşın tüm dengeleri açısından kritik bir parametre oluşturuyor.

Washington’ın planları artık sadece diplomasi ve yaptırımlarla değil, aktif savaş koşulları altında test edilecek bir gerçeklik ile karşı karşıya.

İRAN’IN ÜÇLÜ STRATEJİSİ:  PETROL, BOĞAZ VE SABIR Batı ve İsrail medyasında son günlerde İran’ın askeri hamleleri çoğu zaman kaotik, kontrolsüz ya da panik içinde atılmış adımlar gibi sunuluyor.

Ancak sahadaki gelişmelere daha soğukkanlı bakıldığında ortaya çıkan tablo bunun tam tersini gösteriyor.

Tahran yönetimi savaşı duygusal reflekslerle değil, oldukça hesaplı ve pragmatik bir çerçeve içinde yürütüyor.

Bu yaklaşım en doğru biçimde “yenilmeme stratejisi” olarak tanımlanabilir.

İran yönetimi ABD ve İsrail ile arasındaki askeri güç dengesizliğinin farkında.

Bu nedenle Tahran’ın hedefi kısa sürede kesin bir zafer elde etmek gibi gerçekçi olmayan bir senaryo değil.

Bunun yerine İran’ın tercih ettiği yol, zaman içinde karşı tarafı yıpratmaya dayanan uzun soluklu bir savaş modeli.

Bu bağlamda fırlatılan her balistik füze ya da gönderilen her İHA yalnızca bir askeri operasyon olarak görülmüyor.

Bunlar aynı zamanda karşı tarafın kaynaklarını tüketmeye yönelik uzun vadeli bir yıpratma stratejisinin parçaları.

Tahran yönetimi bu nedenle dikkatli ve ölçülü davranıyor.

Tam kapsamlı bir savaşı tetikleyecek hamlelerden özellikle kaçınıyor.

Bunun yerine Washington ve Tel Aviv için çatışmanın maliyetini adım adım yükselten bir politika izliyor.

ZAMAN İRAN’IN YANINDA Bu stratejinin merkezinde zaman faktörü bulunuyor.

İran yönetimi, savaşın uzamasının özellikle ABD içinde siyasi baskıyı artıracağına inanıyor.

Amerikan kamuoyu hızlı ve kesin sonuçlar üretmeyen askeri maceralara karşı tarihsel olarak oldukça hassas.

Çatışma uzadıkça, Washington’daki yönetim üzerinde savaşı sona erdirmesi yönünde iç baskının artacağı hesaplanıyor.

Bu strateji bir miktar da ABD’de kasım ayında yapılacak ara seçimlere oynuyor.

Zira Cumhuriyetçiler hem Senato hem de Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu yitirme tehlikesiyle karşı karşıya.

Bu yönde bir sonuç Trump’ı ikinci başkanlık döneminin ortasında topal ördek haline getirebilir.

Tüm bunlara savaşın eylül ayına kadar uzayabileceğine işaret eden Washington değerlendirmelerini de eklemek gerekiyor.

Bu nedenle sabır, Tahran açısından yalnızca bir taktik değil aynı zamanda stratejik bir silah haline geliyor.

İran yönetimi savaşın kaderini birkaç gün ya da hafta içinde değil, aylar ve hatta yıllar içinde şekillenecek bir süreç olarak görüyor.

ENERJİ SİLAHI İran’ın stratejisi yalnızca askeri araçlarla sınırlı değil.

Tahran aynı zamanda ekonomik baskı unsurlarını da devreye sokmuş durumda.

Bunların başında ise dünya enerji piyasasının en kritik boğazlarından biri olan Hürmüz Boğazı geliyor.

Küresel petrol ticaretinin önemli bir bölümü bu dar boğazdan geçiyor.

Bu nedenle Hürmüz’ün kapatılması dünya ekonomisini doğrudan etkileyebilecek gerçek bir kaldıraç.

Nitekim çatışmaların başlamasından sonraki birkaç gün içinde enerji piyasalarında sert dalgalanmalar yaşandı.

Petrol fiyatları kısa sürede yüzde 8’in üzerinde yükselirken Avrupa’daki doğalgaz fiyatları da savaştan önceki haftaya nazaran iki kat arttı.

Enerji maliyetlerindeki bu artış özellikle Batılı ekonomiler üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor.

Bu durum uluslararası düzeyde “savaşı durdurma” çağrılarının güçlenmesine de zemin hazırlıyor.

DEVLETİN AYAKTA KALMA KAPASİTESİ  İran’ın stratejik yaklaşımının bir diğer önemli boyutu ise devlet yapısının dayanıklılığı.

İran siyasi sistemi uzun yıllardır dış baskı ve yaptırımlar altında işleyebilen bir yapı olarak şekillendi.

Bu nedenle askeri ya da siyasi lider kadrolarına yönelik saldırılar sistemin bütününü kolayca sarsabilecek bir etki yaratmıyor.

Başka bir ifadeyle İran açısından devlet mekanizmasının çalışmaya devam etmesi ve ülkenin baskı altında dahi direnebilmesi başlı başına stratejik bir kazanım olarak görülüyor.

Bu nedenle Tahran savaşı klasik anlamda bir “hızlı zafer” arayışıyla yürütmüyor.

İran’ın oynadığı oyun farklı.

İran yıldırım hızında bir askeri sonuç elde etmek gibi bir hayalcilikten ziyade uzun süreli bir çatışmayı yöneterek rakiplerinin maliyetlerini giderek artırmayı hedefliyor.

İlgili Sitenin Haberleri