Haber Detayı

Brüksel temasları Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde sessiz ama önemli bir dönüşüme işaret ediyor: Avrupa Türkiyesiz yapabilir mi?
Türkiye cumhuriyet.com.tr
12/03/2026 04:00 (3 saat önce)

Brüksel temasları Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde sessiz ama önemli bir dönüşüme işaret ediyor: Avrupa Türkiyesiz yapabilir mi?

AB Türkiye’yi hâlâ üyelik bakışından uzak görüyor. Ancak savunmadan göçe, ticarete kadar birçok alanda Türkiyesiz bir Avrupa düzeninin de mümkün olmadığını kabul ediyor.

Brüksel’de yapılan son temaslar Türkiye–Avrupa Birliği ilişkilerinin yeni bir evreye girdiğini gösteriyor.

Yıllar boyunca bu ilişkiyi belirleyen çerçeve açıktı: Türkiye aday ülkeydi, Avrupa Birliği ise siyasi kriterlerin belirleyicisiydi.

Demokrasi, hukuk devleti ve reformlar sürecin merkezindeydi.

Bugün ise bu çerçevenin giderek geri plana çekildiği ve yerini daha pragmatik bir ilişki biçimine bıraktığı görülüyor.

Brüksel’de artık sorulan temel soru, “Türkiye Avrupa Birliği’ne ne zaman üye olacak?” değil.

Asıl soru şu: Avrupa kendi güvenliğini, ekonomisini ve çevresini yönetebilmek için Türkiye ile işbirliğini nasıl geliştirebilir?

AB yetkilileri ile yapılan görüşmelerden çıkan tablo oldukça net.

Avrupa Türkiyesiz bir çevre düzeni kuramayacağını biliyor.

Ancak bu durum Türkiye ile tam entegrasyon anlamına da gelmiyor.

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor bu durumu şu sözlerle özetliyor: “AB ile ne kadar çok ortak olarak görünürseniz, o kadar az aday ülke olarak değerlendirilirsiniz.” Mesaj açık.

Türkiye’nin adaylık statüsü korunuyor, ancak üyelik sürecinin ilerlemesi için temel kriterler değişmiş değil.

Avrupa Birliği üyeliği hâlâ demokrasi, hukuk devleti ve temel değerlerle ilgili bir süreç olarak görülüyor.

Aslında verdiği mesaj açık: Ben Türkiye’nin AB’ye aday ülke statüsünün korunması gerektiğini hep savundum.

Avrupa Birliği üyeliği temel olarak demokrasi, hukuk devleti ve temel değerlerle ilgili bir süreç.

Türkiye ne yazık ki burada adım atmıyor.

Türkiye’de zaman zaman dile getirilen “askeri gücün veya stratejik önemin üyelik sürecini hızlandıracağı” yönündeki görüşler doğru değil.

NORMATİF AVRUPA’DAN JEOPOLİTİK AVRUPA’YA Avrupa Birliği uzun yıllar boyunca kendisini bir “norm gücü” olarak tanımladı.

İnsan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü AB dış politikasının merkezindeydi.

Türkiye ile ilişkiler de bu çerçevede yürütülüyordu.

Ancak son on yıl bu yaklaşımı ciddi biçimde sarstı. 2015 göç krizi, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Ortadoğu’daki istikrarsızlık, enerji güvenliği sorunları ve ABD’nin giderek öngörülemez hale gelen politikaları Avrupa’yı daha sert bir jeopolitik gerçeklikle karşı karşıya bıraktı.

Brüksel’de artık daha sık duyulan kavram “jeopolitik Avrupa”.

Bu kavram Avrupa’nın yalnızca değerler üzerinden değil, güç, güvenlik ve çıkarlar üzerinden hareket etmek zorunda olduğunu ifade ediyor.

Bu değişim Türkiye’ye bakışı da dönüştürüyor.

Türkiye artık yalnızca demokratik standartları tartışılan bir aday ülke olarak değil, Avrupa’nın çevresindeki krizlerin merkezinde bulunan bir jeopolitik aktör olarak görülüyor.

Karadeniz güvenliği, Ukrayna savaşı, Ortadoğu’daki gelişmeler, Güney Kafkasya dengesi, göç yolları, enerji ve lojistik koridorları gibi pek çok stratejik başlık Türkiye ile doğrudan bağlantılı.

Bir Brüksel yetkilisinin ifadesi bu tabloyu şöyle özetliyor: “Avrupa Türkiye’yi içeri almakta zorlanıyor, ama Türkiyesiz bir çevre düzeni kurmak da mümkün görünmüyor.” Türkiye’nin AB üyelik süreci fiilen donmuş durumda.

Ancak bu durum ilişkilerin tamamen durduğu anlamına gelmiyor.

Tam tersine siyasi üyelik perspektifi zayıflarken sektörel ve teknik işbirliği alanları genişliyor.

Bugün ilişkiler şu başlıklar üzerinden ilerliyor: Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, savunma sanayisi işbirliği, göç yönetimi, bağlantısallık projeleri, iklim politikaları ve enerji dönüşümü.

Ve tabii vize.

Konuştuğumuz yetkililer aynı zamanda şunu da açıkça ifade ediyor: Türkiye’de siyasi bir değişim olur ve vize serbestisi için gerekli altı kriterde ilerleme sağlanırsa kapıların yeniden açılması mümkün.

SAVUNMA VE GÜVENLİK Rusya’nın Ukrayna’yı işgali Avrupa’da ciddi bir güvenlik şoku yarattı.

Avrupa artık kendi savunma kapasitesini artırmak zorunda olduğunu kabul ediyor.

Bu çerçevede Avrupa Birliği savunma sanayisi üretimini artırmak ve ortak tedarik mekanizmaları kurmak amacıyla çeşitli finansman ve üretim programları başlatmış durumda.

Brüksel’de yapılan görüşmelerde Türkiye’nin belirli koşullarla bu savunma projelerine katılabileceği ifade ediliyor.

Türk savunma sanayisinin bazı projelerde yüzde 35’e kadar katılım sağlayabileceği belirtiliyor.

Bu katılım yalnızca üretim zincirine dahil olmayı değil, geliştirilen sistemleri satın alma ve kullanma imkânını da beraberinde getiriyor.

Türkiye’nin özellikle insansız sistemler, mühimmat ve askeri üretimde geliştirdiği kapasite Avrupa açısından önemli bir üretim potansiyeli olarak görülüyor.

Ancak bu işbirliğinin sınırları da var.

Savunma projelerinde AB şirketlerinin çoğunlukta olması ve hassas teknolojilerin kontrol altında tutulması gibi şartlar korunuyor.

Avrupa Komisyonu’nun yeni sanayi planı “Made in Europe” yaklaşımıyla Avrupa üretimini güçlendirmeyi hedefliyor.

Amaç kamu alımlarını kullanarak temiz teknoloji üretimini Avrupa içinde teşvik etmek.

Çelik, çimento, alüminyum, bataryalar ve yenilenebilir enerji ekipmanları gibi sektörlerde Avrupa üretimine öncelik verilmesi planlanıyor.

Burada kritik soru şu: Türkiye bu sisteme dahil olabilir mi?

Brüksel’de verilen yanıt oldukça net.

Türkiye’de üretilen ürünler hiçbir zaman “Made in Europe” sayılmayacak.

Ancak belirli koşullar sağlanırsa eşit muamele görebilecek.

Bu koşulların başında ise karşılıklılık geliyor.

Türkiye kamu alımları piyasasını Avrupa şirketlerine açarsa Avrupa da Türk şirketlerine daha fazla erişim sağlayabilir.

Başka bir ifadeyle Türkiye, Avrupa üretim zincirine girebilir, ancak karar mekanizmasının parçası olmadan.

Türkiye-AB ilişkilerinin en kritik başlıklarından biri Gümrük Birliği’nin güncellenmesi.

Mevcut Gümrük Birliği 1996’dan kalma.

O dönemin ekonomisinde dijital ticaret yoktu, hizmet ticareti sınırlıydı ve kamu alımları kapsam dışındaydı.

Bugün ise bu yapı iki taraf için de yetersiz.

Modernizasyonun Türkiye açısından getirileri açık: hizmet sektörünün dahil edilmesi, kamu alımlarına erişim ve Türkiye’nin taraf olmadığı ticaret anlaşmalarından kaynaklanan dezavantajların azaltılması.

Brüksel’deki yaklaşım şu: Gümrük Birliği güncellemesi ekonomik olarak mantıklı.

Ancak bunun için Türkiye’nin bazı alanlarda uyum sağlaması gerek.

Özellikle, kamu alımları, rekabet kuralları, ticaret politikası uyumu.

AB süreci yalnızca ticari güncelleme değil, kurumsal uyum süreci olarak görüyor.

Bu arada AB küresel ticaret ağını yeniden kurmaya çalışıyor.

Mercosur anlaşması, Hindistan ile müzakereler, Çin ile rekabet stratejileri AB’nin küresel ekonomik rolünü güçlendirme stratejisinin parçaları.

Bu tablo Türkiye açısından daha karmaşık.

Avrupa ekonomisiyle derin biçimde entegre olmaya devam ederken aynı zamanda Avrupa’nın karar mekanizmalarının dışında kalıyor.

SONUÇTA YENİ GERÇEKLİK ŞU: Türkiye-AB ilişkileri artık bir “bekleme odası” ilişkisi değil.

Ama ortak bir siyasi gelecek ilişkisi de değil.

Ortaya çıkan tablo daha çok şuna benziyor: krizlerle çevrili bir coğrafyada birbirine mecbur iki aktörün temkinli ortaklığı.

İlgili Sitenin Haberleri