Haber Detayı

Yalvaç Ural: ‘Çocuklar, çocuk Atatürk’ü merak ediyor’
Kitap cumhuriyet.com.tr
12/03/2026 00:01 (1 saat önce)

Yalvaç Ural: ‘Çocuklar, çocuk Atatürk’ü merak ediyor’

Çocuk yazınının yorulmak bilmeyen usta kalemi Yalvaç Ural, Atatürk için; okuru hemen kucaklayan akıcı, içtenlikli, hoş ayrıntılarla bezeli, başka bir çocukluk öyküsü sunuyor. Mavi Gözlü Sarı Saçlı Çocuk’la (YKY Doğan Kardeş Kitaplığı) 19. yüzyılın sonuna uzanıyor, dünyanın inanılmaz acılar yaşadığı bir çağda büyük işler başaracak ulu önderin çocukluk yıllarına, dönemin toplumsal gerçeğini de duyumsayarak yakından bakıyoruz. Yapıtın ayrımını, çocuk Mustafa Kemal’in biriktirdiği değerlerin kaynağını ve ötesini sevgili Yalvaç Ural’la konuştuk.

Fotoğraf: VEDAT ARIK ÖYKÜNCE... - Anılarla tarihsel gerçekliğin, öyküyle şiirsel akışın iç içe geçtiği, anlatımdan tasarıma bambaşka bir yapıt sunuyorsunuz.

Buradan başlayalım mı?

Çocuk edebiyatının tahtında öykünce (fabl) oturur.

Kısa, sonu bir dersle biten yalın masallardır öykünceler.

Ben La Fonten Orman Mahkemesinde, Müzik Satan Çocuklar 1 kitaplarımda da bu türde yazmayı öncelemişimdir.

Bunun örneklerini, Uçurtmam Çaylak Kuyrukları Yarka 2 kitabımda da görebilirsiniz.

Öyküde, şiirde, deneme yazılarında, ayrımlı bölümlerden oluşan bir anlatının çocukları izlemci, sürdürümcü okurlar yaptığını gördüm.

Her zaman küçük bölümlere ayırıp bunları birbirine ulamanın çocuklarda okuma alışkanlığı ve sevgisini daha çabuk yaşama geçirdiğini gördüm.

Ara başlıkların, çocukta okumayı kolaylaştırmasının dışında, sayfalardaki görsellerle okunan metin kalıcı bilgiye dönüşüyor.

Bellekte görsel ve metin birlikte kaydediliyor.

Bu da ezbercilik denen, öğrenmeden bellemek yönteminden okuru uzaklaştırıyor.

Kitabı okuyan çocuk, bir bilgilenme ve öğrenimle dolu olarak sonlandırıyor okurluğunu. - Ayrıca çocuk kitaplarında hiç düşünülmeyen/ boş verilen ama batılıların ustalıkla yaptıkları bir şey var.

Bizde satır uzunluğu ne kadardır?

On bir santim.

Olması gereken bu.

Çocuklar on bire de dayanamazlar.

Bunu sekize, yediye düşürdüğün zaman çocuğun bir alttaki satıra geçmesi çok daha kolay oluyor.

Çocuk daha çabuk okuma, çok daha çabuk anlama hızına kavuşuyor.

Bu nedenledir ki kitabın yapısallığında böyle bir yol izledim.

Özellikle de her sayfada okurun soluk alacağı, olaya daha da yakından tanık olacağı bir resim, illüstrasyon, vinyet vb. bir görsel yer alsın istedim. - Selçuk Ören’in resimleri de anlatınızı çoğaltan çalışmalar olmuş.

Nasıl bir arayışla bu birlikteliği yakaladınız?

Selçuk’la daha önce başka bir kitap için denemeler yaptık.

Usta işi çizgilerle harika desenler gönderdi. “Bak, burada klasik masallar var, biraz karikatür havasında güleç yüzlü bir çocuğun, komik bir köpeğin öyküsü gibi” dedim. “Abi, benim tarzım bu” dedi.

Selçuk.

Çok haklıydı.

O usta işi çalışmalara imza atan ve seçkinci bir sanatçı.

Hem çizgi filmler, çizgi romanlar yapıyor, yarışmalara giriyor.

Anladım ki Selçuk’la böyle kitaplar yapabilirim.

Gerçekten, çocukların kitabı sevmesinde onun katkısı büyük.

Bu yadsınmaz bir gerçek. - Selçuk Ören’in başarılı desenleri nedeniyle fotoğraf yer almamış kitapta.

Özellikle kullanmadık.

Sözgelimi Ali Ulvi’nin öğretmenlerle çekilmiş bir fotoğrafı vardı.

Onu kullanabilirdik ama çizgilerle olmasını çocuklar çok sevdi.

Kitaba ayrımlı bir tat getirdi.

Fotoğraf koymak, öteki kitaplar gibi benzer bir sıradanlığa götürecekti bizi.

Oysa onun serçelere yem vermesi, o dönemdeki kafesçiler, Mustafa’nın kıyafeti, azat kuşları...

Hepsinin resimlerle verilmesi çok daha inandırıcı oldu.

At arabasıyla çiftliğe gidiyorlar örneğin.

Öyle bir fotoğrafı yok, göremezsiniz ama çocuklar görmek istiyor.

ATATÜRK’ÜN BAŞTA DİLE YAKLAŞIMINA TERS DÜŞEN, ESKİ SÖZCÜKLERLE YAZILMIŞ ÇOCUK KİTAPLARI VAR.

BU BİR HASTALIK HALİNDE! - Mustafa Kemal’in çocukluğu, çoğu birbirinin benzeri sayısız çalışmaya konu oldu bugüne değin.

Sizin çalışmanızın farklı yönlerini sorsam...

Kısacası sizi bu çalışmaya yönlendiren işaret fişeği ne oldu?

Çok sayıda kitap var bu konuda, evet.

Çocuklar için de öyle.

Onların çoğunda Atatürk’ün başta dil konusuna yaklaşımını onaylamayan ya da bu bakışa ters düşen, eski sözcüklerle yazılmış çocuk kitapları var.

Bu bir hastalık halinde. - Evet, bütünüyle Türkçe bir anlatımı yeğlediğiniz dikkatlerden kaçmıyor.

Türkçesi yerleşik, yaygın hiçbir sözcüğümüzün yerine başka dillerden aldıklarımıza yüz vermemişsiniz.

Çocuk yazarları, “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır” diyen Atatürk’ün dil ülküsüne uzak düşmemelidir.

Ben bunu doğrulayan metinlerle yazıyorum.

Bakın, geometri terimleri onun ürünüdür.

Ay adlarından “Ocak, Şubat, Mart, Nisan”ı da onun bulduğu bilgisini edindim.

Başka kaynaklardan da doğrulatıp ikinci kitapta kullanmak istiyorum bunu. - Bu çalışmaya yönelmenizde ilk neden bu oldu öyleyse.

Evet, Mustafa Kemal’in çocukluğu böyle bir dille yazılmaz.

Öztürkçeyi, kendi uydurdukları saçma sapan sözcüklerle kötülemeye kalkışanlara da bir yanıt olsun istedim.

Siz istemeseniz de meselâ, örneğin oluyor; sözgelimi, sözgelişi oluyor.

Paralel koşut, imtihan sınav oluyor.

Dil değişiyor ve bu sözcükleri herkes kullanmaya başlıyor.

Desen: SELÇUK ÖREN ‘ÇOCUKLAR, ÇOCUK ATATÜRK’Ü MERAK EDİYORLAR’ - Çalışmanızın farklı yönlerini biraz daha açalım mı?

Dikkat et, Atatürk’ü bir insan, bir çocuk olarak yazmak başka bir şey, bir ülkeyi kuran kahraman olarak yazmak başka bir şey.

Çocuklar, çocuk Atatürk’ü merak ediyorlar.

Atatürk’ün çocukluğunu ve çocukken Atatürk nasıl biriydi onu. - Oradan bakacaklar kendilerine ve “Bende ne var, ben ne yapabilirim” sorularına yanıt arayacaklar.

Kendileriyle özdeşleştirme.

Evet, bir özdeşim kuracaklar.

Hangi oyunları oynuyor, davranışları nasılmış, bilmek istiyorlar.

Örneğin birdirbir oynamıyor. “Ben eğilmem!” diyor. - Atatürk’ün çocukluğunu anlatırken bir ideal çocuk portresi çizmekten de özellikle uzak duruyorsunuz.

Onun insan yanını (ki kendisi de en çok bundan hoşlanırdı) özellikle sergileyen bir dil kuruyorsunuz.

Bunun bilinçli bir seçim olduğunu düşünüyorum.

Evet, bunun üzerinde çok durdum.

Ben hep ayrıntılar arasında gezdim bu çalışmamda da.

Benim için ilginç olan o. - Çocuğa görelik diye bir anlatım varsa edebiyatta, bu kitapta Mustafa Kemal kendini bulmuş diyebiliriz.

Öylesine hoş anlar saklı ki anlatınızda onların her biri için yüzlerce, binlerce sayfada dolaştığınız hemen fark ediliyor.

Bu uzun erimli emekten söz açar mısınız?

Elli yıl, çocuk dergilerinde, gazetelerde bayramlar, kutlu günlerde, Atatürk’le ilgili sayfalar yaptım ve yaptık.

Bu nedenle okumadığım, basmadığım kitap kalmadı.

Bu konuda elli yıllık bir birikimim var.

Elli bir çocuk dergisi, dört mizah dergisi...

Biri de Mad, dünyanın en büyük dergisi, ayrıca lisans dergileri var çıkardığım.

Çocukları şiddetten, korkudan, gerilimden uzak, onlarla dost yaptığım dergiler var.

Lisanslı dergiler.

Türkiye’de bir gazetenin, cumartesi pazar bir tam sayfası çocuklara ayrılmış sayfaları...

Bunlar benim verdiğim savaşla kazandığım şeyler. - Bu süreçte okuduklarınız arasında öne çıkanlar?

Atatürk’ün çocukluğuna ilişkin belli başlı kaynaklar var.

Bir defa Şevket Süreyya’nın üç ciltlik Atatürk kitabı.2 Çok derinlikli bir çalışma yapmış Şevket Süreyya. - Dahası zamanında, anılar / bilgiler tazeyken yazılmış kitaplar!

Evet.

Bir de Enver Behnan Şapolyo yazmış.

Onun da çok çalışması var.

Sonra yaverinin bir çalışması var, ben yayımlamıştım Milliyet Yayınları’ndayken.

Orada şunu görmüştüm: Yaverinde, aşçısında, kısaca çevresinde kim varsa onda Atatürk’ün bir anısı saklı.

Örneğin İpek Çalışlar’ın kitabı da bu konuda yazılmış oylumlu bir çalışma.

Yoğun bir araştırmanın ürünü bu kitap.

Doğduğu, çocukluğunun geçtiği dönem, iki evin yan yana oluşu...

Rampla Çiftliği’ne kadar gitmiş İpek Hanım.

Her ayrıntıyı yerinde incelemiş.

Bunların dışında pek çok insan yazdı fakat tarihçilerin yazdıklarında ve kayıtlarda da çok eksikler var.

Çocukluğuyla ilgili anı öyküler az.

Yine en çoğunu bulanlar yakın dostları.

Sözgelimi Falih Rıfkı Atay’ın çalışmalarında var.

Sadi Borak’ın anılarında Fransızcayı öğrenme süreci anlatılır.

Kolejde okumamasına karşın Fransızcasını geliştiriyor.

Niye?

Fransızca kitapları okuyabilmek için.

Ayrıca Cemal Kutay’ın Atatürk Kitapları da çok önemli. - Evet, Fransızca konuşması çok iyi.

Bir arkadaşım, aksanının çok iyi olduğunu söylerdi. - Yalvaç Ural’ın usta anlatımıyla dönemin toplumsal gerçekleri de hikâyenin arka planına sakince yerleşivermiş.

Dolayısıyla dönemin gerçeklerinden kopuk bir öykü değil anlattığınız.

Benim izlenimim bu oldu, ne dersiniz?

Bunu sorman çok mutlu etti beni.

Babasını eşkıyalar kaçırıyor, uzun süre dağda bayırda dolaştırıyorlar burnunu sürtmek için.

Sonra bir oyunla kaçıyor.

Dönemin yönetimi, padişah eşkıyayla başa çıkmaktan aciz.

Son bölümde çocuklar için şiirlerin ilk örneklerini veren Ali Ulvi Elöve, onun yazdığı Dağ Başını Duman Almış marşının güftesi, yine çocuk-genç Mustafa Kemal’in de okuduğu, o dönemde çocuklar için yayımlanmış kimi dergiler...

Fotoğraf: VEDAT ARIK ÇOCUK-GENÇ MUSTAFA KEMAL’İN DE OKUDUĞU ÇOCUKLAR İÇİN DERGİLER - Sanki kitabı bitirirken gençlik çağında bıraktığınız Mustafa Kemal’in yolculuğunun artık yaşam boyu edebiyatla iç içe süreceğini fısıldıyorsunuz.

Haklısın.

Bu çalışma Mustafa Kemal’in ilkokul ve biraz da ortaokul dönemini kapsıyor.

Dolayısıyla o yaş çocuklara yönelik oldu.

İkinci kitapta ortaokul ve lise dönemini anlatacağım.

Şimdi Mustafa Kemal ve Ali Ulvi Elöve aynı yıllarda doğmuşlar.

Ali Ulvi, Fransız okullarında okuyor, dönemin çocuk dergilerinde yazıyor.

Türk çocuk şiirinin öncülerinden.

Bugün Bülbülderesi mezarlığında gömülü. - Çocuklar için şiirlerin ilk örneklerini verenlerdendir.

Evet, ilk şairimiz.

Mustafa Kemal, Samsun’a çıkan ekiple, Havza’ya doğru giderken, o bozuk yollarda üstelik demir tekerlekli bir arabada (ki ses çıkmasın diye tekerleklere çuval sarılmış) Dağ Başını Duman Almış marşını söylüyorlar.

Onun Türkçe sözlerini yazıyor.

Üstelik sağlığı da bozuk.

Düşün; televizyon yok, radyo yok, bu şarkı yaşama geçmiş. - Alanın ilgililerini yola çağırmış ya da yola çıkarmış Ali Ulvi!

Üstelik daha ortada yazılmış pek bir şey yokken.

Elbette.

Bir de kardeşi var: N.

Necati. 1897’de, çocuklara dergi çıkarmayı düşünen bir kardeş.

Onun şair abisi, orada da yazıyor Ali Ulvi. - İlkgençlik döneminde okuduğu dergilerden de söz açıyorsunuz.

Çocuk Rehberi dergisi 1897’de çıkmış.

Bugün bende dört sayısı var.

O dergiyi okuyor Mustafa Kemal, oradaki matematik sorularını yanıtlıyor.

Yanıtları, adıyla yer alıyor dergide. - Kitabın sonunda daha anlatılacak çok şey var duygusu sarıyor okuru.

Bir de az önce “ikinci kitap”tan söz ettiniz.

Düşündüğüm kaynaklara ulaşabilirsem Harbiye’yi de anlatmak istiyorum.

Ondan sonra askerlikle ilgili anılarını toparlayabilirsem ve tasarladığım şeyleri bulabilirsem onları da yazmak istiyorum.

Çünkü bunlar bir yerlerde gizli; insanlar görmüyor bunlar, bilmiyor, atlıyor.

Ya da ilgilerini çekmiyor.

Çanakkale’yi, Sakarya’yı, meclisi anlatıyorlar; şunu bunu anlatıyorlar.

Ama Mustafa Kemal’e on bir suikast yapıldığına rastlamadık bugüne kadar. - Kitabın okura hoşçakal deyişinin bir iletisi daha var: Bundan sonrasını araştırmaya yönelik ipuçları sunar gibisiniz okurlarınıza/ ilgililere...

Ne dersiniz?

Mustafa Kemal çok ciddi bir insan.

Yemeklerde, sohbetlerde bile ciddi olmayı önemseyen bir insan.

Anlattığı her ne olursa onu sulandırmayan bir yanı var.

Giyinişi de öyle.

Her şeyine dikkat eden bir insan.

Türk askerinin giysisini bile Fransa’da bir moda evine özel olarak tasarlatıyor.

İnsancıl ve duygusal da...

Dayısıyla ava gidiyor, karga avına ama bulduğu yaralı karganın da sağaltılmasını istiyor dayısından.

Kırık kanadını sarıyorlar ne var ki bir süre sonra ölünce karga, onun başına bir dut ağacı dikmesini istiyor yine dayısından.

Neden dut ağacı?

Çünkü kargalar dutu seviyor, yanı başına gelsinler istiyor.

Onunla ilgili yazılacak kitaplar bu bağlamda gitmelidir.

Mavi Gözlü Sarı Saçlı Çocuk, Yalvaç Ural, Resimleyen: Selçuk Ören, YKY Doğan Kardeş Kitaplığı, 112s., 9+, 2025. 1 La Fonten Orman Mahkemesinde, Yalvaç Ural, şiir-masal, Cem Yayınevi, 1983 / Müzik Satan Çocuklar, Yalvaç Ural, şiir-öykü, ABeCe Yayınları, 1979. 2 Tek Adam: Atatürk, Şevket Süreyya Aydemir, yaşamöyküsü, 1963-65, Remzi Kitabevi.

İlgili Sitenin Haberleri