Haber Detayı
40 yıllık gazetecilik... Gerçeğin bedeli: Mahkeme salonu
Soner Yalçın yazdı...
Bir yıl sonra, gazetecilik hayatımda 40’ıncı yılına gireceğim...Sıkıyönetim Mahkemelerinden Devlet Güvenlik Mahkemelerine, oradan Özel Yetkili Mahkemelere uzanan uzun yargı koridorundan geçtim…Sadece yargılanmadım, emniyette iki kez fiziki işkence gördüm, iki yıl hapis yattım, işsiz bırakıldım üç kez…Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün başlayan Ekrem İmamoğlu/İBB davasının 402 sanığından biri yine benim!Sürekli başıma niye bunlar geliyor?Gazetecilik bazı ülkelerde sadece meslek.
Gazeteci haberini yazar, basılır ve hayat akıp gider… Ancak bazı ülkelerde gazetecilik yalnızca haber yazmak değil.
Yazdığın haberin hesabını da vermek zorunda bırakılırsın!
Türkiye’nin basın tarihi büyük ölçüde böyle yazıldı.
Gazeteci kalemi eline aldığında yalnızca bilgi aktaran biri olarak görülmedi.
Gazeteci hep ince çizgide yürüdü: Bir yanında iktidarın eleştiriye gösterdiği tahammül, diğer yanında toplumun gerçeği bilme hakkı...Bu çizgi, haber metinlerinden çoğu kez mahkeme salonlarına uzandı.
Ki bazen haber masasından cezaevi koğuşuna…Çünkü:İktidarlar hatayı görünür kılan eleştiriyi sevmiyor.
Bu yüzden bazı iktidarlar eleştiriden ders almak yerine eleştireni cezalandırmayı seçiyor!
Gazeteci o zaman bir anda haber yapan kişi olmaktan çıkıp, sanığa dönüşüyor.
Gerçekte yargılanan ise, aslında kişi değil, eleştirinin ta kendisi oluyor…ELEŞTİRİYE SINIR ÇEKMEKHakkıyla yaparsanız gazetecilik ülkemizde riskli meslek.Alman düşünür Jürgen Habermas, (herkese ait olan) kamusal alan teorisinde basının, devlet ile toplum arasında eleştirel arabuluculuk ortamı oluşturduğunu söyledi.
Bunun olmazsa olmazı, basın özgürlüğü...
Ne var ki kamusal alanın, -ifade özgürlüğü gibi- kurumsal olmadığı ülkelerde gazeteci, bu alanın temsilcisi olmaktan çok, iktidarın şüpheli gördüğü sanığa dönüştürülüyor.Fransız düşünür Michel Foucault iktidarın, yalnızca yasalarla değil, aynı zamanda söz-yazı üzerinde kurduğu denetimle var olduğunu söyledi.
Bu açıdan bakıldığında gazetecilerin sürekli yargılanması, yalnızca hukuki mesele değil, iktidarın sözü-yazıyı denetleme arzusunun siyasi tezahürü…Benzer şekilde Hannah Arendt’a göre; otoriter eğilimlerin güçlendiği siyasi ortamlarda gazetecilik, gerçeklik ile iktidar arasındaki mücadelede taraf olmak anlamına geliyordu.
Bu nedenle gazeteci yazdığı cümle yüzünden savcı iddianamesinde, bir başlık yüzünden mahkeme kararında yer alabiliyor…Türkiye’nin basın tarihine bakıldığında, farklı dönemlerde farklı isimler taşıyan mahkemeler aslında benzer işlev gördü: Eleştirel sözün sınırlarını çizmek!
Gazeteci işte bu sınırı test eden kişi.
Bu yüzden gazetecinin biyografisi ile ülkenin siyasi tarihi çoğu zaman birbirine karışıyor.
Bir gazetenin hayatı aynı zamanda yargılama kroniği haline geliyor…Türkiye’de yaklaşık kırk yıllık gazetecilik yapmış birinin biyografisinde; Sıkıyönetim Mahkemeleri, Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Özel Yetkili Mahkemeler ve Ağır Ceza Mahkemeleri varsa, bu yalnızca bir meslek hikayesi değildir.Bu, aynı zamanda ülkenin siyasi hafızasının önemli parçasıdır.Çünkü, bazı ülkelerde gazeteciler haber yazar, bazı ülkelerde ise tarih onların üzerinden yazılır…DÜŞMAN CEZA HUKUKUOdatv davasının Özel Yetkili Mahkemede görülen duruşmalarında bir hukuk kavramı üzerinde ısrarla durduk: Düşman ceza hukuku… Yaşadığımız yargı pratiğini anlatmanın en açıklayıcı yollarından biri buydu.
Alman hukukçu Günther Jakobs bu kavramı ortaya atarken bir hakikate dikkat çekti: Bazı siyasi dönemlerde iktidar, bazı kişileri artık sıradan yurttaş olarak görmez.
Onları potansiyel tehlike olarak damgalar.
Böyle anlarda hukuk da değişir.
Şöyle ki:Normal hukuk, işlenmiş bir suçu yargılar.
Düşman ceza hukukunda ise kişi, yaptığı eylemden çok, yapabileceği varsayılan davranışlar üzerinden yargılanır!
Yani somut eylem yerine niyet, ihtimal, varsayım öne çıkar!
Böylece hukuk, yurttaşı koruyan mekanizma olmaktan uzaklaşır, iktidarın kendini koruma refleksine dönüşür...Gazeteciler söz konusu olduğunda bu durum daha görünür hale gelir.
Bir haber, bir belge ya da bir başlık artık yalnızca gazetecilik faaliyeti olarak görülmez.
Bir “tehdit” olarak yorumlanır.
O anda gazeteci de haber yapan yurttaş olmaktan çıkar, “şüpheliye” dönüşür…Bu yüzden Odatv duruşmalarında sık sık şu soruyu sorduk: Hukuk gerçekten suçu mu yargılıyor, yoksa eleştirel yazıyı- sözü mü?Bazen bir davanın en önemli yanı verilen karar değil, ortaya çıkardığı işte bu sorudur.
Kırk yıllık gazetecilik bana şunu öğretti: Bazı davalarda sanık kürsüsünde gerçeğin kendisi durur…Soner YalçınOdatv.com