Haber Detayı
Kadın liderlerden ortak çağrı: Değişimi beklemeyin, tasarlayın
8 Mart kapsamında düzenlenen buluşmada iş dünyasının kadın liderleri ve akademisyenler eşitlik, liderlik ve finansal güçlenme başlıklarını masaya yatırdı. Konuşmacılar, kadınların ekonomik hayata daha güçlü katılımı için güvenlik, çocuk bakımı ve finansal kapsayıcılığın kritik rol oynadığını vurgularken, kadınların yalnızca değişime uyum sağlayan değil geleceğin dönüşümünü tasarlayan aktörler olması gerektiğine dikkat çekti. Mesaj netti: Kadınların gücü organize olduğunda toplumsal dönüşüm hızlanıyor.
EKONOMİ Gazetesi, bu yıl 6’ncı kez “Türkye’nin Lider Kadınları Panel ve Ödül Töreni’ni düzenledi.
Koç Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma Merkezi (KOÇ-KAM) stratejik ortaklığında Arya Kadın Yatırım Platformu işbirliğinde düzenlenen etkinliğin Ana Sponsorluğunu Hayat Kimya üstlendi.
Etkinliğin destekçileri ise; Nazar Tekstil, Öksüt Madencilik ve İbrahim Çeçen Vakfı oldu.
KOÇ ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ VE KOÇ-KAM DİREKTÖRÜ PROF.
DR.
BERTİL EMRAH ÖDER: Eşitliğin önündeki iki temel engel: Güvenlik ve çocuk bakımı “Eşitlik meselesini konuşurken veriler bize hem gerçeği hem de yapılması gerekenleri açık biçimde gösteriyor.
Kısa süre önce yayımlanan Dünya Bankası’nın Kadınlar, İş Dünyası ve Yasalar raporu düşündüğümüzden daha büyük bir eşitsizliğe işaret ediyor.
Bugün kadınlar, küresel ölçekte erkeklere tanınan yasal hakların üçte ikisinden daha azına sahip.
OECD ülkeleri arasında 95 puanla İtalya’nın başı çekmesi, ardından Portekiz ve Yeni Zelanda’nın gelmesi ise bize önemli bir mesaj veriyor: Bize benzeyen ekonomik ve sosyal yapılara sahip ülkelerde dahi önemli ilerlemeler mümkün.
Araştırmalar kadınların iş gücüne katılımını sınırlayan iki temel engeli açıkça ortaya koyuyor: Güvenlik ve çocuk bakımı.
Kadınların güvenli biçimde işe gidip gelmesi ve şiddetten arınmış çalışma ortamları ile çocuk bakımına yönelik politikalar, eşitliğin en kritik başlıkları arasında yer alıyor.
Küresel ölçekte kadınlar erkeklerin sahip olduğu hakların ortalama yüzde 64’ünden yararlanabiliyor.
Ancak uygulamaya bakıldığında, hakların hayata geçme oranı yüzde 40’ın bile altına düşebiliyor.
Buna karşın finansal kapsayıcılık alanında umut verici bir dönüşüm var.
Global Findex verilerine göre düşük ve orta gelirli ülkelerde kadınların yüzde 73’ü artık bir finansal hesaba sahip.
Dijital hesapların yaygınlaşması da kadınların girişimcilik ve ekonomik hayata katılımını güçlendiriyor.
Türkiye’ye baktığımızda kadınların banka hesabı sahipliği yüzde 72, erkeklerde ise yüzde 92.
Aradaki fark hâlâ önemli olsa da iş gücüne katılan kadınlarda bu oran yüzde 92’ye yükseliyor ve erkeklerle eşitleniyor.
Bu da ekonomik katılımın finansal güçlenmeyle doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor.
Umarım bugünkü buluşmamız, bu verileri birlikte değerlendirdiğimiz ve iş dünyasının daha kapsayıcı politikalar geliştirdiği yeni adımların başlangıcı olur.” FARK LABS VE ARYA YATIRIM PLATFORMU KURUCUSU, TÜSİAD YÖNETİM KURULU ÜYESİ AHU BÜYÜKKUŞOĞLU SERTER: Gelecek, iyi organize olmuş iyimserlerin oyunu “Bugün kadınlar için geleceğe hazırlanmak yalnızca değişime uyum sağlamakla ilgili değil.
Asıl mesele dönüşümü tasarlamak.
Ne yazık ki dünyada dönüşümü tasarlayan liderlerin büyük bölümü hâlâ erkeklerden oluşuyor.
Oysa daha fazla kadın lider geleceğin tasarımında yer alsaydı, dünya çok farklı bir yer olabilirdi.
Ben geleceği konuşmayı, keşfetmeyi çok seven bir insanım.
Ama artık biliyorum ki sadece konuşmak yetmiyor.
Geleceği gerçekten değiştiren şey, onu tasarlamak isteyen insanların bir araya gelmesi.
Teknolojinin hızı, yapay zekânın kapasitesi ve insanın en büyük gücü olan organizasyon zekâsı birleştiğinde dönüşüm başlıyor.
Bu zekânın çok güçlü bir kısmının kadınlarda olduğunu da hepimiz biliyoruz.
Gelecek, iyi organize olmuş iyimserlerin oyunu.
İyimserlik sadece bir duygu değil, aslında bir strateji.
Sorunları görmek ama onları çözebileceğimize inanarak harekete geçmek… Biz kurumlarla çalışırken iki temel soruya cevap arıyoruz: Geleceğin oyunu nerede oynanacak ve bu oyun nasıl kazanılacak?
Bu yolculukta benim iyimser kalmamı sağlayan şey ise hayatım boyunca karşılaştığım güçlü kadınlar oldu.
Arya Kadın Yatırım Platformu da tam bu düşünceden doğdu.
Kadınların finansal güçlenmesini, yatırımcıya dönüşmesini ve ekonomide daha etkin rol almasını hedefliyoruz.
Bugün Türkiye’nin ilk cinsiyet dengeli risk sermayesi fonu olan 20 milyon dolarlık Arya fonunu kurduk.
Yüzün üzerinde yatırımcımız var ve bunların önemli bir kısmı hayatında ilk kez yatırım yapan kadınlardan oluşuyor.
Bugüne kadar 3 bin 500’den fazla kişiye dokunduk, 6 milyon doların üzerinde melek yatırım yaptık ve 22 girişime yatırım gerçekleştirdik.
Yatırımcılığı öğrenmek, girişimcilikte daha aktif olmak ve geleceğin tasarımında yer almak isteyen herkese kapımız açık.
Artık erkekleri de aramıza alıyoruz.
Çünkü güçlü kadın kapsayıcı olandır.
Geliniz, birlikte daha güzel bir gelecek için iyimser bir strateji kuralım.” HAYAT KİMYA STRATEJİ VE PAZARLAMADAN SORUMLU BAŞKAN YARDIMCISI AYSEL AYDIN: Liderlik, bir kız çocuğunun ‘ben yeterliyim’ diyebilmesiyle başlar “Bugün burada güçlü kadının tanımını yeniden yapmak için bulunmuyorum.
Çünkü güç zaten kadınların doğasında var.
Asıl mesele bu gücü ne kadar erken fark ettiğimiz ve ne kadar özgürce ifade edebildiğimiz.
Kadın liderliği yalnızca kadınlar için değil; toplum ve ekonomi için de büyük önem taşıyor.
Çünkü kadının sesi yalnızca bireysel bir ses değil, toplumsal dönüşümü tetikleyen güçlü bir frekans.
Kadın liderlik ettiğinde yalnızca bir koltuğu doldurmuyor; yeni bir bakış açısı, denge ve adalet duygusu getiriyor.
Bu da toplumsal değişimi beraberinde getiriyor.
Bazen kendime şu soruyu soruyorum: Eğer dünyada karar verici pozisyonlarda daha fazla kadın olsaydı, bugün tanık olduğumuz savaşları ve insani dramları aynı şekilde yaşar mıydık?
Bunun kesin bir cevabı olmayabilir ama daha fazla kadın sesi, daha fazla empati ve daha insan odaklı karar demektir.
Kariyerim boyunca farklı coğrafyalarda pek çok kadınla sohbet etme fırsatı buldum.
Farklı kültürler olsa da kadınların karşılaştığı psikolojik ve sosyal bariyerlerin çoğu zaman benzer olduğunu görmek dikkat çekici.
Pek çok kadın yalnızca işini yapmak için değil, görünür olmak ve sesini duyurmak için de mücadele ediyor.
Liderlik aslında bir kız çocuğunun ‘Ben kimim?’ sorusuna ‘Ben yeterliyim’ diyebilmesiyle başlıyor.
Bu nedenle Hayat Kimya olarak Molped markamızla genç kızların yolculuğunda yer alıyoruz ve kendimize şu soruyu sorduk: Yarının kadınları için bugün ne yapıyoruz?
Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte başlattığımız ‘Bir Kız Bir Umut Fırsat Eşitliği Gelişim Programı’ ile özellikle dezavantajlı bölgelerdeki genç kızların gelişimine destek olmayı hedefliyoruz.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında kadınların aklıyla, bilgisiyle ve ferasetiyle çok daha güçlü bir gelecek inşa edeceğimize inanıyorum." EKONOMİ GAZETESİ KOORDİNATÖRÜ DİDEM ERYAR ÜNLÜ “Uzun zamandır her 8 Mart’ta bir araya geliyoruz.
Güçlüyüz diyoruz, beraberiz diyoruz, ama rakamlara baktığımızda eşitlik hala çok uzak bir liman.
Bu yüzden bugüne aslında bir kutlama değil, bir farkındalık günü demek istiyorum.
Ve bu süreci Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’ne benzetiyorum.
Zirve, 30 yıldır düzenleniyor.
Küresel liderler yıllardır bu konuyu konuşuyor ama dünya yanmaya devam ediyor.
Ne yazık ki.
Kadın konusu da biraz böyle.
Çok konuşuyoruz ama rakamlara baktığımızda çok büyük bir değişiklik göremiyoruz.
Ama biz, değişimi sağlayana kadar konuşmaya, çalışmaya devam edeceğiz.
Kadın güçlü, ama asıl sorun bu gücün doğru bir şekilde organize olamaması.
Çünkü güç dediğimiz şey sadece mücadele etmek, dayanmak, direnmek olmamalı.
Eğer gücü sürekli mücadele etmemiz ve kendimizi ispat etmemiz gereken bir süreç olarak tanımlıyorsak bu aslında sistemde bir yanlış olduğunu gösteriyor.
Nitekim bugün yaşadığımız dünyada bu sistemin yanlış olduğunu çok net ortaya koyan gelişmelerle karşı karşıyayız.
Savaşlar, jeopolitik krizler, ekonomik krizler, iklim krizleri, göçler, sürekli kabalaşan, sertleşen bir dil ve güç gösterisi.
Bu sistemde refleks hep aynı.
Güç erkeğin elinde.
Kadın kendine yer açmaya çalışıyor.
Daha fazla çalışarak, daha fazla fedakârlık ederek, daha fazla uzlaşmaya çalışarak… Altı yıldır Güçlü Kadın Güzel Türkiye etkinliğini gerçekleştirirken, hayalimiz çok zor değil: Kadınların güçlü olmasının haber değeri taşımadığı bir dünya yaratmak.
O zaman etkinliğimizin ismini “Birlikte Güçlü Türkiye” olarak değiştirebiliriz.
Ve umarım bunu en kısa sürede yaparız.” "Eşitlik söylemle değil, somut politikalarla mümkün" Toplantı kapsamında moderatörlüğünü EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın üstlendiği “Fırsat Eşitliği İçin” başlıklı bir panel düzenlendi.
Panelde; Allianz Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran-Symes, Kadın Girişimcileri Derneği (KAGİDER) Başkanı Esra Bezircioğlu ve İbrahim Çeçen Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Günseli Çeçen yer aldı.
Konuşmacılar, eşitliğin yalnızca bir söylem değil; karar mekanizmalarından finansmana, eğitimden tedarik zincirine kadar uzanan somut politikalarla mümkün olabileceğine dikkat çektiler.
ALLIANZ YÖNETİM KURULU BAŞKANI CANSEN BAŞARAN-SYMES: Güç tanımını yeniden yapmamız gerekiyor “İş dünyasında kadın liderlerin sayısı hâlâ sınırlı.
Bu tabloya baktığımızda sorunun ‘yetenek havuzu’ olmadığını açıkça söyleyebiliriz.
Eğitimli, iş gücüne katılan kadınların finansal erişimi erkeklerle neredeyse aynı düzeyde.
Buna rağmen üst yönetimlerde aynı tabloyu göremiyoruz.
İş dünyasında güç çoğu zaman hâlâ erkek egemen bir model üzerinden tarif ediliyor.
Oysa mesele kadınlara liderlik öğretmek değil, zihinlerdeki kalıpları unutturmak.
Bu nedenle artık öğretmekten çok, bariyerleri ortadan kaldıracak projelere odaklanmamız gerektiğini düşünüyorum.
Biz de Koruncuk Vakfı ile birlikte eğitimden uzak kalmış kız çocukları için uzun soluklu bir proje başlattık.
Kurduğumuz kız yurduyla bu çocukların eğitimini, burslarını ve mentorluk süreçlerini destekliyoruz.
Bir diğer projemiz ise ‘Dağ Gibi Arkandayız’.
Türkiye’de kış sporlarına erişimi olmayan bölgelerdeki kız çocuklarını keşfederek onları sporla buluşturuyoruz.
Bugün iş dünyasında kadınların güçlenmesi için çok sayıda program ve girişim var.
Ancak artık tespit aşamasını geçtik.
Bundan sonra daha samimi, daha şeffaf ve daha güçlü aksiyonlara ihtiyacımız var.
Çünkü mesele artık sorunu görmek değil, gerçekten çözmek.
Gücün tanımını yeniden yapmamız gerektiğini düşünüyorum.
Kadınların gücü; bilgiden, olaylara bakışındaki hassasiyetten, duygusal zekâdan ve insani yönlerini duyguyla harmanlayabilmesinden geliyor. ‘Güçlü lider arıyoruz’ dendiğinde akla hâlâ ilk olarak bir erkek ismi geliyorsa, demek ki gücün tanımını gerçekten yeniden düşünmemiz gerekiyor.” KAGİDER BAŞKANI ESRA BEZİRCİOĞLU: Tedarikte kadın girişimcilerin yer alması fark yaratır “Kadın girişimciliği konusunda ciddi bir sorunla karşı karşıyayız.
Türkiye’de kendi hesabına çalışan ve işveren statüsündeki kadın oranı yüzde 18,2.
İşveren olarak baktığımızda ise kadın girişimci oranı yüzde 12,3 seviyesinde.
KAGİDER kurulduğunda bu oran yüzde 4’tü; bir ilerleme var ama hâlâ çok düşük.
Kadın girişimcilerin kurduğu şirketlerin yüzde 92’si ilk altı ay içinde kapanıyor.
Bunun en önemli nedeni finansa erişim.
Özellikle istihdam maliyetleri girişimcileri zorluyor.
Birçok kadın için girişimcilik artık bir tercih değil, zorunluluk haline geliyor.
Çünkü tek maaşla bir ailenin geçinmesi artık çok zor.
Buna çocuk ve yaşlı bakımı sorumlulukları da eklendiğinde kadınların iş hayatından kopma riski büyüyor.
Bu nedenle kreş ve bakım desteğinin yalnızca bir iyi uygulama değil, kamu politikası haline gelmesi gerekiyor.
Özel sektörde bu konuda önemli farkındalık ve projeler var.
Ancak bu yeterli değil.
Kamunun ve politika yapıcıların da bu konuyu bir kural ve sistem haline getirmesi gerekiyor.
Kurumlara kadın istihdamı ve yönetim kurulundaki kadın oranı sorulduğunda cevap alabiliyoruz.
Ama ‘satın almanızın yüzde kaçı kadın girişimcilerden yapılıyor?’ diye sorduğumuzda genellikle net bir cevap alamıyoruz.
Oysa tedarik zincirinde kadın girişimcilerin yer alması büyük bir fark yaratabilir, çünkü kadın girişimciler büyüdükçe istihdama da katkı sağlıyor.” İBRAHİM ÇEÇEN VAKFI YÖNETİM KURULU BAŞKANI GÜNSELİ ÇEÇEN: Fırsat eşitliği bizim için bir proje değil, kalkınma modeli “Bizim için fırsat eşitliği yalnızca bir iyi niyet başlığı ya da dönemsel bir sosyal sorumluluk projesi değil; sürdürülebilir kalkınma modelimizin ve kurumsal kimliğimizin ayrılmaz bir parçası.
Çalışmalarımızı üç ana başlıkta yürütüyoruz: Karar mekanizmalarında kadın temsiliyetini artırmaya odaklanan eşitlik, kız çocuklarının önündeki engelleri kaldırmayı hedefleyen eğitimde eşitlik ve herkesin kariyer ve kaynaklara aynı başlangıç çizgisinden ulaşabilmesini sağlayan fırsat eşitliği.
Bu yaklaşımı sahaya da taşıyoruz.
Deprem sonrası İskenderun’da kurduğumuz Yaşam Atölyeleri ile 500 kadının eğitim almasını ve üretimle yeniden sosyal hayata katılmasını sağladık.
Çünkü inanıyoruz ki kadın güçlenirse toplum da güçlenir.
Ağrı’da yürüttüğümüz Yaşama İlk Adım projesiyle ise 550 anneye bakım kitleri ulaştırdık.
Ancak asıl önemli olan bu kitler değil; kadınların bilinçlenmesi ve kendilerini değerli hissetmeleri.
Bu süreçte akademi, öğrenciler ve yerel toplumu bir araya getiren bir dayanışma modeli kurduk.
Biz bir eğitim vakfı olarak dönüşümün temelinde eğitimin olduğuna inanıyoruz.
Bu nedenle Ağrı’da kurduğumuz üniversiteyi devlete bağışladıktan sonra da sürecin içinde kalmaya devam ettik.
Buna dayanışmacı filantropi diyoruz.
Gençlerin kariyer yolculuğunu desteklemek için Kariyer Köprüsü projesini hayata geçirdik.
Bugün üniversitemizde öğrencilerin yüzde 51’i kızlardan oluşuyor.” TSKB BAŞEKONOMİSTİ DR.BURCU ÜNÜVAR: En büyük ihtiyaç birlikte düşünmek ve güçlü projeler üretmek ■ “İktisat perspektifinden baktığımızda kadın-erkek eşitsizliğini tek başına ele almak bizi yanıltabilir.
Çünkü bu mesele aynı zamanda bir toplumsal düzen ve sınıf meselesi.
Sınıf adaletini kurmuş ülkelerde kadın-erkek arasındaki uçurumun da daha dar olduğunu görüyoruz.
Dolayısıyla önce toplumsal adaleti konuşmamız gerekiyor.
Kadın-erkek eşitliği yalnızca bir hak meselesi değil, aynı zamanda güçlü bir ekonomik gerekçedir.
Kadınların işgücüne katılması verimliliği artırır, ülkenin tasarruf oranını yükseltir ve bu da cari açığın azalmasına katkı sağlar.
Bu nedenle kadın-erkek eşitliği bir lütuf değil, ekonomik açıdan da zorunluluktur.
Kalkınma bankaları burada önemli bir rol üstlenir.
Mevduat toplamazlar; uluslararası fonları ekonomide sorun gördükleri alanlara kredi olarak yönlendirirler.
Örneğin toplumsal cinsiyet eşitliği kredileri, su verimliliği kredileri gibi araçlarla yalnızca istihdamı değil, kadınların güvenliğini, kreş imkânlarını ve çalışma ortamındaki adaleti de destekleyen çok boyutlu bir yaklaşım geliştirirler.
Hayat zaten herkese eşit davranmıyor.
İklim krizinin bile kız çocuklarını eğitimden daha fazla kopardığını biliyoruz.
Bu nedenle tarımı, suyu, sanayiyi ya da kreşleri destekleyen her politika dolaylı olarak toplumsal cinsiyet eşitliğine de katkı sağlar.
Kalkınma bankacılığının temel mottosu da aslında bunu anlatır: Geride kimseyi bırakmamak.
En büyük ihtiyaç ise birlikte düşünmek ve güçlü projeler üretmek.” KALLİOPE TRANSFORMATİON HOUSE KURUCUSU AYÇA FURTH: Hiçbir zaman 'kadın mıyım' diye bakmadım daha büyük problemlere odaklandım ■ “Hayatımın 35 yılını otomotiv sektöründe geçirdim.
Satış sonrası alanında ilk kadın yöneticilerden biriydim ve erkek meslektaşlarım bu işi gerçekten çok iyi öğrettiler.
Öyle ki bugün içten yanmalı bir motora müdahale edebilecek kadar otomotivciyim.
Ancak zamanla şunu fark ettim: Otomotivdeki sorunlar artık şirketlerin içinde değil, şirketlerin arasındaki boşluklarda birikmeye başlamıştı.
Bu nedenle Amerika’da kurduğum girişimde yapay zekâ ajanlarıyla insan yeteneğini birleştirerek bu boşlukları nasıl çözebileceğimizi araştırıyorum.
Yapay zekâ çağıyla birlikte iş hayatı da hızla dönüşüyor.
Geleneksel olarak erkeklerin güçlü olduğu düşünülen pek çok iş artık teknoloji tarafından çok daha hızlı ve doğru yapılabiliyor.
Buna karşılık empati kurabilmek, bağlantılar geliştirebilmek ve insani ilişkiler kurabilmek gibi beceriler çok daha değerli hale geliyor.
Ben meseleyi kadın-erkek ayrımından daha geniş bir çerçevede görüyorum.
Asıl mesele daha büyük problemlere kimlerin talip olduğu.
Bugün bilgi hiç olmadığı kadar erişilebilir.
Bu da yaratıcı düşünme ve entelektüel sermayeyi kullanabilme becerisini öne çıkarıyor.
Ben hiçbir zaman iş hayatına ‘kadın mıyım’ diye bakmadım.
Daha büyük problemlere odaklanmayı tercih ettim.
Bir mücadele varsa bunun benim mücadelem olduğunu düşünürüm.
Bana ait bir hakkı başkasının eline bırakmaya gönüllü değilim.” SEZA ÇİMENTO YÖNETİM KURULU BAŞKANI PROF.
DR.
YASEMİN AÇIK: Doğduğum topraklarda sadece fabrika kurmadım, bir zihniyet dönüşümü başlattım ■ “Benim için hiçbir mesleğin cinsiyeti yoktur; önemli olan emek ve başarıdır.
Çimento sektörü ağır sanayi ve erkek egemen bir alan olarak biliniyor.
Ben de ilk sektöre girdiğimde ‘orada senin ne işin var?’ diyenlerle karşılaştım.
Oysa ben halk sağlığı profesörüyken akademiyi bırakıp doğup büyüdüğüm topraklara yatırım yapma hayalimin peşinden gittim.
Bölgesel kalkınmaya katkı sağlayacak bir alan ararken Elazığ’da çimento sektörüne yatırım yapmaya karar verdim ve arkadaşlarımla birlikte fabrikayı kurduk.
Üniversiteden ücretsiz izin alarak şantiyede gece gündüz çalıştım.
İş kıyafetleriyle sahada beni görenler önce yadırgadı ama zamanla alıştılar.
Çünkü emek verdiğinizde kabul görüyorsunuz.
Bugün fabrikamız 22 ülkeye ihracat yapıyor, doğrudan 500 kişiye istihdam sağlıyor ve dolaylı etkisiyle yaklaşık 10 bin kişinin hayatına dokunuyor.
Benim için en büyük kazanım yalnızca bir fabrika kurmak değil, kendi şehrimde bir zihniyet dönüşümüne katkı sağlayabilmek oldu.
Kadınların iş dünyasında kalıcı olabilmesi ise kadınların tedarik zincirlerinde daha güçlü yer almasını sağlamaktan geçiyor.
Bu nedenle ‘Cinsiyete Duyarlı Tedarik’ kitabını hazırladık ve uluslararası bir versiyonunu da dünyaya sunduk.
Kadınların duygusal zekâsı, empati yeteneği ve aynı anda birçok işi yönetebilme becerisi geleceği şekillendirecek önemli özellikler.
Yapay zekâ verileri analiz edebilir ama hangi verinin kullanılacağına, hangi amaca hizmet edeceğine karar verecek olan yine insan.
Bu noktada kadınların güçlü katkı sağlayacağına inanıyorum.” NAZAR TEKSTİL YK BAŞKAN VEKİLİ NAZLI CEYLAN BALDUK KURTUL: Üretim merkezlerinde kadın emeği çok kritik ■ “Tekstil sektörü Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden biri.
Yaklaşık 1 milyon kişiye istihdam sağlıyor ve 30 milyar dolarlık ihracat yapıyor.
Son yıllarda sektör çok ciddi bir ekonomik zorluk döneminden geçiyor.
Biz pamuk ipliği üreticisiyiz ve bu alanda ayakta kalmanın yolu artık dönüşümden geçiyor.
Bu nedenle kendi Ar-Ge merkezimizi kurduk; dijital, yalın ve yeşil dönüşüm altyapımızı oluşturduk.
Yönetim kurulumuzda kadın oranı yüzde 66.
Bu sayede yenilenebilir enerji yatırımları için önemli bir finansman imkânına eriştik.
Ben de sanayici arkadaşlara hep şunu söylüyorum: Yönetim kurulunda kadın sayısına bakın, çünkü bu artık finansmana erişimde de önemli bir kriter haline geliyor.
Tekstil sektöründe çalışanların yarıdan fazlası kadın olmasına rağmen karar mekanizmalarında kadınlar yeterince yer almıyor.
Oysa özellikle deprem bölgesi gibi üretim merkezlerinde kadın emeği çok kritik.
Kahramanmaraş gibi ihracatın güçlü olduğu bölgelerde üretimin sürmesi için kadın istihdamını artırmamız gerekiyor.
Bizim fabrikada büyük harflerle yazılı bir söz var: ‘Üretmeden tüketmenin sonu fakirliktir.’ Türkiye’nin rekabet gücü ucuz işçilikten değil, nitelikli insan kaynağından, Ar-Ge ve inovasyondan gelmeli." MY BEACHY SIDE KURUCUSU GAMZE ATEŞ: Önce problemi bulun sonra çözüm üretin ■ “Biz bir dünya markası yaratırken aslında iki farklı dünyayı birleştiren bir köprü kurduk.
Bugün dört şehirde binden fazla kadına sürekli iş sağlayabiliyoruz.
Ürünlerimiz dünyanın lüks segmentinde satılıyor.
Lüks yalnızca kaliteli ürün değil; arkasında hikâyesi, emeği ve sosyal sorumluluğu olan markalar demek.
Doğu Anadolu’da, okuma yazması olmayan, şiddet görmüş kadınlarla çalışıyoruz.
İş modelimizi onların hayatına uygun kurduk.
Kadınlar ürünleri evlerinde yapabiliyor, atölyelerimizi gerektiğinde sığınma alanı gibi kullanabiliyor ve çocuklarına bakabiliyorlar.
Güven ve süreklilik bu modelin en önemli unsuru.
Türkiye’de kadınların büyük bölümü hâlâ iş gücüne katılamıyor.
Oysa kalkınmanın yolu kadınların ekonomiye dahil olmasından geçiyor.
Eğer bu yüzde 50’lik potansiyeli kullanamazsak ülke olarak büyümemiz zor.
Ben bu işe fırsat gördüğüm için değil, çözülmesi gereken bir boşluk gördüğüm için girdim.
Artık dünyanın yeni bir ürüne değil, gerçek bir problemi çözen ürünlere ihtiyacı var.
Bu nedenle girişimcilere önerim: Önce problemi bulun, sonra çözüm üretin.
Global düşünün ama küçük başlayın.
Girişimcilik çok çalışmayı ve inancı gerektirir.
Ama aynı zamanda deneyim de gerektirir." SOSYAL FABRİKA KURUCUSU MÜNTEHA ADALI: Eşitsizlik yalnızca cinsiyetle sınırlı değil sınıfsal ve kültürel boyutları da var ■ “Bugün bir eşitlik sorunu varsa, bu toplumun ortak sorunu.
Toplumu var eden iki cins var ve sorunları da birlikte çözmek zorundayız.
Erkekler neden oyunun kenarında kalıyor, neden sahaya girmiyor diye düşünmeye başladım.
Bu yüzden ‘Erkekler Konuşuyor’ başlığını ortaya attım.
Amacım kimseyi suçlamak değil; erkeklerin üzerine yüklenen cinsiyetçi kodları fark etmelerini sağlamak.
Aslında erkekler de özgür değil.
Erkeklik kültürü onları sürekli güçlü olmaya zorluyor.
Konuşamadıklarında öfk eyle, şiddetle ya da sessizlikle tepki veriyorlar.
İletişim çağında bu iletişimsizlik sürdürülebilir değil.
Benim için mesele sadece konuşmak değil, harekete geçmek.
Sosyal Fabrika Toplumsal Dönüşüm Platformu’nu da bu nedenle kurdum.
Mavi yaka ve beyaz yakayı bir araya getiren, gençlere, çocuklara ve göz ardı edilen kesimlere dokunan projeler geliştirdik.
Çünkü eşitsizlik yalnızca cinsiyetle sınırlı değil; sınıfsal ve kültürel boyutları da var.
Sosyal Etki Zirvesi’ni başlattık ve bugün 286 sivil toplum kuruluşu bu platformda bir araya geldi.
Çünkü eşitsizlikleri konuşmak yetmez; özel sektörün, sivil toplumun, kamu kurumlarının ve bireylerin birlikte hareket etmesi gerekir.” OBA MAKARNA YÖNETİM KURULU ÜYESİ İPEK CINCIK: Kadınlar daha bütüncül bakıyor ve uzun vadeli hedeflere odaklanıyor ■ “Kadınların risk algısı çoğu zaman farklı oluyor.
Biz meseleye daha bütüncül bakıyor ve uzun vadeli hedeflere odaklanıyoruz.
Gıda sisteminde artık yalnızca üretimden tüketime kadar olan süreç değil; çevresel, sosyal ve ekonomik faktörler de risk ajandasının parçası.
İklim, su ve toprak verimliliği gibi başlıkları da sürecin merkezine koymak gerekiyor.
Bu alanlara öncelik verdiğinizde kaynak verimliliği artıyor, maliyet yönetimi güçleniyor ve tedarik zinciri daha istikrarlı hale geliyor.
Kadınların iş hayatında daha fazla engelle karşılaşması da risk öngörülerini güçlendiriyor.
Bu biyolojik bir farktan çok, toplumdaki deneyimlerimizle ilgili.
Küçük yaşlardan itibaren birçok şeyi aynı anda düşünerek büyüyoruz.
Bu da iş hayatında daha çözüm odaklı ve öngörülü bir yaklaşım geliştirmemizi sağlıyor.
Ancak mesele yalnızca kadınların daha iyi risk yönetmesi değil; karar alma mekanizmalarına farklı bakış açılarını dahil edebilmek.
Makarnaya baktığımızda da benzer bir denge görüyoruz.
Makarna bir yandan evlerde pratik ve erişilebilir bir temel gıda, diğer yandan şeflerin yorumlarıyla gastronominin önemli ürünlerinden biri haline geliyor.
Kadın yöneticiler için burada önemli olan dengeyi kurmak."