Haber Detayı
İnci Türkay, bir annenin 'Liste'sini anlattı
Bir annenin rutin listesi, bir trajediyle ruhun karanlık dehlizlerine açılan bir kapıya dönüşebilir mi? İnci Türkay’ın tek kişilik performansı 'Liste', mükemmeliyetçilik kıskacındaki kadınların sessiz çığlığını evrensel bir dille anlatıyor. Türkay, Habertürk'e verdiği röportajda; 'Liste'yi sahneleme sürecinden, Londra'ya yerleşmesinin bir kaçış mı yoksa zorunluluk mu olduğuna kadar birçok konuda açıklamada bulundu
Bir kadının zihni; bitmesi gereken işler, alınacaklar, ödenmesi gereken faturalar ve çocukların bitmek bilmeyen ihtiyaçları arasında hiç durmadan dönen bir çark gibidir.
Bu liste sadece kâğıt üzerinde dursa belki yönetilebilir olurdu ancak asıl mesele, o listenin kadının ruhuna kazınmış olmasıdır.
Her madde, her sorumluluk ruhun üzerinde sessiz ama ağır bir ağırlık oluşturur.Toplum, anneye öyle bir hatasız olma misyonu yükler ki, bu beklenti zamanla kadının kendi iç sesi haline gelir.
Bu durum, kadınların yakasını bırakmayan kronik bir yetersizlik hissiyle eşdeğerdir.
Oysa insan hata payıyla var olur.
Fakat bu kutsallaştırılmış roller içinde, en ufak bir aksaklık bile kadının iç dünyasında bir kıyamet senaryosuna dönüşür; dünya, kadının içinde başına yıkılır.
İnci Türkay, işte tam da kadınların bu durumunu sahneye taşıyor.
Gerçek bir hikâyeden doğan Liste ; sıradan bir annenin gündelik bir Yapılacaklar listesi nin trajik bir ihmalle ağır bir vicdan muhasebesine dönüşmesini çarpıcı bir dille anlatıyor.
Yağan kar efekti ve sade sahne dili, hikâyenin duygusal yoğunluğunu daha da derinleştirirken, finalde yaşanan duygusal kırılma salonu sessizliğe bıraktı.
Ardından yükselen alkış gecenin en güçlü anına dönüştü.
Oyun, Türkçe sahnelenirken İngilizce üst yazı desteğiyle uluslararası bir seyirci kitlesini de ağırladı.
İnci Türkay ın sahne hâkimiyeti ve duyguyu ilmek ilmek işleyen oyunculuğu, hikâyeyi yalnızca anlatmakla kalmadı; seyircileri baştan sona içine çeken güçlü bir sahne etkisi yarattı.
Işık ve gölge tasarımı ise seyircileri hikâyenin merkezine taşıyarak suçluluk ve yüzleşme temalarını derin ve sarsıcı bir deneyime dönüştürdü. video#904326# Alkışların ardından yaptığı kısa teşekkür konuşmasında duygulanan İnci Türkay, oyunun yazarı Jennifer Tremblay ile prömiyer öncesinde yaptığı görüşmeye de değinerek salona duygusal anlar yaşattı; Bu hikâye her sahneye taşındığında Caroline’in ruhu yaşamaya devam edecek.
Bu ilk gecede, tüm aksiliklere rağmen burada olduğunuz için teşekkür ederim.
DÜNYA ÇAPINDA ÖDÜLLÜ BİR METİN Liste , yayımlandığı günden bu yana önemli ödüllere layık görüldü ve çağdaş Fransızca tiyatro repertuvarında dikkat çeken metinler arasında yer aldı.
Eser; Governor General s Literary Award (Drama – French), Prix Michel-Tremblay ve Laurentian Bank Playwright s Award gibi prestijli ödüller kazandı.
Katmanlı yapısıyla izleyiciyi derin bir sorgulamaya davet eden metin şu soruyu gündeme getiriyor; Küçücük bir ayrıntı, koca bir hayatı değiştirebilir mi?
İnci Türkay, ekranda düzeni sağlayan ve kusursuz anne figürüyle hafızalara kazınmıştı.
Liste de ise bunun tam karşısında; hayatını listelerle kontrol etmeye çalışan, küçük bir ihmalle sarsılan ve vicdanıyla yüzleşen son derece gerçek, kırılgan bir kadına hayat veriyor.
Habertürk e röportaj veren İnci Türkay, Liste yi sahneleme sürecinden Londra ya yerleşmesinin bir kaçış mı yoksa zorunluluk mu olduğuna kadar birçok konuda açıklamada bulundu.
BU ÇOK İNSANİ VE GERÇEK ♦ Sihirli Annem ile yıllarca Türk izleyicisinin zihninde her şeyi çözen, kusursuz anne figürüyle yer ettiniz.
Liste deki karakteriniz ise tam tersi; hayatı elinden kayıp giden, hataları olan bir kadın.
Bu kusurlu kadına hayat vermek bir oyuncu olarak size nasıl bir özgürlük alanı tanıdı?
Yıllarca seyircinin gözünde her şeyi iyilikle halleden, hep pozitif, fedakâr, adaletli, sevgi dolu bir anne olarak yer almak çok kıymetliydi.
Bir oyuncu için bu kadar sevilen ve güçlü özelliklerle anılmak büyük bir mutluluk.
Zamanla, insanın farklı duygulara ve başka kadın hallerine de alan açma merakı oluşuyor.
Liste deki kadın kırılgan, hatalı, ihmalkâr; hatta zaman zaman kaçan bir kadın.
İşte bu yüzden bana büyük bir özgürlük alanı açtı. Çünkü insan kusurludur.
Ve ben sahnede ilk kez bir kadının dağılmasına, paniklerine, kontrol takıntısına, suçluluğuna izin veriyorum.
Bu çok insani ve çok gerçek.
AKSİ HALDE ÇOK YIPRATICI OLUR ♦ Liste deki karakteriniz bir ihmalle bir hayatın kararmasına neden oluyor.
Bu ağır suçluluk duygusunu sahnede her gece sırtlanmak ruhsal olarak sizi nasıl etkiliyor?
Kolay değil.
Her temsil başka bir yüzleşme.
Sahneye çıktığım an karakterin yükü omuzlarıma oturuyor ama tüm tecrübem bana duygularımı oyun boyunca yaşayıp içimden geçirerek bırakmayı öğretti.
Aksi halde ruhsal olarak çok yıpratıcı olur.
HEPİMİZDEN BİR İZ VAR ♦ Kanadalı bir yazarın kaleminden çıkan bu metinde, kendi hayatınızdan veya çevrenizdeki kadınlardan izler buldunuz mu?
Karakterin listelerle hayatı kontrol etme çabası size tanıdık geliyor mu?
Tabii, bulmaz olur muyum hiç? Çok buldum.
Eminim izleyen herkes bunu hissedecek; Aa beni anlatıyor diyecek. Çünkü bu hikâyede biraz hepimizden bir iz var. Çevremdeki kadınlarda da, kendimde de o yükü görüyorum.
Listelerle hayatı kontrol etme çabası bana çok tanıdık.
Modern kadının görünmeyen yükü bu aslında; her şeyi hatırlamak, organize etmek, yetişmek, mükemmel olmak… Anne olmanın sorumluluğu, bitmeyen işlerimiz, bitmeyen listelerimiz… Ben de hayatımı listelerle planlayan biriyim ama bu oyun bana şunu gösterdi; kontrol sandığımız şey, bazen bir illüzyon olabilir.
BENİ ÇOK MOTİVE ETMİŞTİ ♦ Oyunun mutfağındaki tüm isimlerin kadın olması, prova sürecini ve oyunun dilini nasıl etkiledi?
Bu bir dayanışma hikâyesi mi, yoksa tesadüfi bir mükemmeliyetçilik buluşması mı?
Projenin başından beri yönetmenim ve arkadaşım Ayşegül Hardern ile beraberim.
Metni ilk okuduğumda verdiği tepkiler beni çok motive etmişti. Çünkü alışılmışın dışında yazılmış, şaşırtan ama aynı zamanda şiirsel bir metin bu.
Biraz korktum, Acaba anlatabilir miyiz? diye.
Ama Ayşegül ve ardından çevirmenimiz Lal Selin Atakay beni çok destekledi.
Kadınlarla çalışmak detaycılığı ve duygusal zekâyı artırıyor, yaratıcılığımızı besliyor.
Prova sürecinde inanılmaz bir titizlik vardı ama aynı zamanda güçlü bir dayanışma hissi de vardı.
Hepimiz mükemmeliyetçi miyiz?
Evet ama bu oyun o hassasiyeti ve özeni gerektiriyor. resim#1347773# ASLINDA KARAKTERİN ZİHNİ ♦ Projeksiyon, gölge ve ışık tasarımının yoğun kullanıldığı bir tek kişilik oyundan bahsediyoruz.
Bu teknolojik öğeler, sahnede oyuncu olarak yalnızlığınızı pekiştiriyor mu, yoksa size eşlik eden bir partner görevini mi görüyor?
Bazen bir partner gibi, bazen bir tehdit gibi… Projeksiyonlar aslında karakterin zihni.
Onun düşüncelerini, korkularını, yalnızlığını görünür kılıyor.
Teknoloji burada bir süs değil; sahnede tek başıma değilmişim gibi ama aynı zamanda daha da yalnızmışım gibi bir his yaratıyor.
EVET, DEĞİŞTİREBİLİR ♦ Küçücük bir ayrıntı, koca bir hayatı değiştirebilir mi?
Sizce modern insan, günlük koşuşturmacasında neleri ihmal ederek başkalarının hayatına belki de fark etmeden dokunuyor?
Evet, değiştirebilir.
Modern insanın en büyük ihmali farkında olmamak, anda kalamamak bence.
Telefonlara bakarken, yetişmeye çalışırken bir çocuğun, bir yaşlının, bir anın yanından geçip gidiyoruz.
Oysa bazen o küçücük anlar bir başkası için çok büyük bir yere dokunabiliyor.
Bir saniyelik dikkatsizlik bile geri dönülmez sonuçlar doğurabiliyor.
BİR SORGULAMA DİYELİM ♦ Karakterin hayatını listelerle kontrol etme çabası aslında günümüz insanının en büyük çıkmazı.
Bu oyun, planlı ve programlı yaşama takıntımıza bir eleştiri mi getiriyor?
Kesinlikle.
Bir eleştiri demekten çok bir sorgulama diyelim.
Plan yapmak kötü değil ama hayatı kontrol edebileceğimize inanmak tehlikeli.
Listelerimiz bize bir güven hissi veriyor ama hayat bazen listelerin dışında akıyor.
HAYIR, BİR KAÇIŞ DEĞİLDİ ♦ Kariyerinizin çok parlak bir noktasındayken Londra’ya yerleşme kararı aldınız.
Bu bir Kaçış mıydı yoksa yeniden başlama arzusu mu?
Kaçış değildi.
Oğlum için, onun eğitimi için verdiğim bir karardı.
Aynı zamanda kendim için de bir cesaret testi.
Tam her şey yolundayken konfor alanından çıkmak kolay değil.
Benim için yeni bir sayfa açma cesaretiydi.
ORTAYA MUHTEŞEM BİR POTANSİYEL ÇIKIYOR ♦ Londra da kurduğunuz drama okuluyla çocuklara eğitim veriyorsunuz.
İngiltere’deki çocukların sanata ve dramaya yaklaşımıyla Türkiye’deki çocukların yaklaşımı arasında ne gibi temel farklar gözlemliyorsunuz?
Inci’s Drama Club ı Londra’da kurdum ve şimdi Türkiye’de de şubelerimiz var (Moda, Ataşehir, Levent, Bakırköy).
İngiltere’de çocuklar bireysel ifade konusunda daha özgür yetiştiriliyor.
Türkiye’deki çocuklar ise duygusal olarak çok güçlü ve sezgisel.
İkisi bir araya geldiğinde muhteşem bir potansiyel ortaya çıkıyor.
İNGİLİZLERİN MİZAH ANLAYIŞINA HÂLÂ TAM ALIŞAMADIM ♦ Bir sanatçı olarak iki farklı kültür arasında yaşamak, yaratıcılığınızı ve bakış açınızı nasıl besledi?
İki dilde düşünmek, iki farklı mizah anlayışı… İngilizlerin mizah anlayışına hâlâ tam alışamadım; ne zaman neye nasıl tepki vereceklerini kestiremiyorum.
İki farklı disiplin arasında gidip gelmek oyunculuk için çok faydalı.
Sanırım benim için en kıymetli tarafı, gözlem alanımın genişlemesi oldu.
BANA BİR ŞEY İFADE ETMİYOR ♦ Oyunculuğun sadece yetenek değil, bir disiplin olduğunu her fırsatta vurguluyorsunuz.
Günümüzdeki sosyal medya odaklı oyunculuk dünyasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Görünürlük tabii önemli ama kalıcılık çalışmakla, disiplinle ve istikrarla gelir.
Oyunculuk kaslarımız gibidir.
Her gün çalışmanız gerekir.
Sadece takipçi sayısıyla inşa edilen kariyerler bana açıkçası bir şey ifade etmiyor. ♦ Oyuncu olmak isteyen ancak sektörün zorluklarından çekinen gençlere, kendi deneyimlerinizden süzülen en altın tavsiyeniz ne olurdu?
Farkındalık...
Drama derslerimde, çocuklarla çalışırken de en çok bunun üzerinde duruyorum.
Lütfen bakın.
Gerçekten bakın.
Bir yüzün ifadesine, gökyüzünün rengine, annenizin eline, bir çocuğun gözlerine.
Dinleyin.
Gerçekten dinleyin.
Cevap vermek için değil, anlamak için tadın.
İçtiğiniz kahveyi, yediğiniz yemeği, yaşadığınız anı.
Hayat sonraki bildirimde değil.
Şu anın içinde.Çok hızlısınız, evet.
Ama hız her zaman ilerlemek değildir.
Bazen en büyük cesaret durabilmektir.
Her şeyi kaçırma korkusuyla yaşarken asıl hayatı kaçırmayın.
Bir anın içinde kalabilmek, belki de insanın kendine yapabileceği en büyük iyilik.
Ve en önemlisi: Görünür olmak ve alkış almak için değil; anlatacak bir derdiniz varsa oyuncu olun.
TAMAMI KADINLARDAN OLUŞAN YARATICI EKİP Liste , Londra prömiyerinin ardından; 13 – 14 Mart ta Ankara Tatbikat Sahnesi nde, 29 Mart’ta Zorlu PSM’de sahnelenecek.
Tamamı, yaratıcı kadınlardan oluşan ekipte, sahneleme ve çeviri süreci yazar Jennifer Tremblay ile doğrudan yürütüldü.
Yönetmen koltuğunda Royal Central School of Speech and Drama da yüksek lisansını tamamlayan Ayşegül Hardern; ışık tasarımında London Academy of Music and Dramatic Art (LAMDA) mezunu ve Türkiye’nin ilk kadın ışık tasarımcısı Ayşe Sedef Ayter; Fransızcadan çeviride Montpellier Paul Valéry Üniversitesi Gösteri Sanatları Yaratımı yüksek lisans mezunu Lal Atakay; sahne tasarımında ise Royal Central School of Speech and Drama’dan Gülfem Özdoğan imzası bulunuyor.