Haber Detayı

DANS EDEN BEYİN OLMAK
Prof. dr. ramazan i̇nci aydinlik.com.tr
01/03/2026 15:36 (1 saat önce)

DANS EDEN BEYİN OLMAK

DANS EDEN BEYİN OLMAK

Ne zaman bir dans muhabbeti geçse, ilk sorulan soru "60'lı veya 70'li yaşlarda dans etmeye başlamak için çok geç değil mi?" oluyor.

Konuşma sürüp gidiyor ister istemez.

Muhabbette konu olan soruya verilebilecek cevap kısaca; aslında bu, başlamak için mükemmel bir zaman.

Beyin her yaşta "plastik" (değişebilir-esneklik hali) olduğundan, dans etmeyi öğrenmenin bilişsel talepleri yaşlı yetişkinler üzerinde daha da derin bir etkiye sahip olabilir.

Çok uzun yıllardan beri eşim Sevinç ve ben bir grup arkadaşımızla dans ritmindeyiz.

Hocalarımızla ilk tanışmamız 2000'li yıllar.

Prof.

Dr.

Gürbüz Aktaş ve Prof.

Dr.

Filiz Aktaş, nam-ı diğer FİGÜR çifti, hem arkadaşlarımız hem de hocalarımız.

İki binli yıllarda Ege Üniversitesi Konservatuvarı dans salonlarında mesai sonraları başladık dansa.

Dans etsek ne olur, etmesek ne olur diyebilirsiniz.

Ama dans edin derim.

Bu nedenle geçen yılın sonlarında Gürbüz hocamızın kurucu başkanlığında bir grup dans severle birlikte DANS TERAPİ DERNEĞİ kuruldu.

DANSIN ETKİSİNİ YABANA ATMAYIN Dansın etkisi hayatımızda yabana atılmaması gerekir.

Neden derseniz; hem yaşam deneyimimizden hem de çalışmalar bunu olumluyor.

Bir salon dansı dersinin beyin sağlığı için koşu bandından daha iyi performans gösterdiği belirtiliyor.

Çünkü dans dersinde neşeyle dans eden çiftler var.

Hareket-Kardiyo kalbinizi güçlü tutar, ancak beyin sağlığı başka bir şeyle ilgilidir: yenilik, koordinasyon ve dikkat.

Bir salon dans dersi üçünü de aynı anda zorlar – dans kalıplarını hatırlamak, müzikle senkronize olmak/ritim duygusu, bir partnere yanıt vermek ve diğer çiftlerle gerçek zamanlı olarak uyum sağlamak.

Bu nedenle dans ve yaşlanma üzerine araştırmalar genellikle dansın tekrarlayan egzersizden zihinsel olarak daha zorlu olduğuna işaret eder.

Tek bir salon dans dersi bile beyninizi bir koşu bandı seansından farklı şekilde yükler.

Dans, hafızayı, dengeyi, tepki süresini ve sosyal bağlantıyı aynı anda eğiten hareketler bütünüdür denebilir, ki öyledir.

Dans salonunda "hareket ederken düşünürüz": sabit, otomatik koşu bandı temposunun aksine hareket dizileri öğrenir ve uygularız, zamanlamayı da takip edip uyum sağlayıcı adımları ayarlarız.

Ne yana dönelim, nasıl duralım ve takip...

Aynı zamanda gerçek dünya koordinasyonunu eğitir: vücutlar arası eylemler, dönüşler ve duruş kontrolü, temel kardiyonun yapmadığı bir şekilde dengeyi ve mekânsal farkındalığı zorlar.

Karar vermeyi keskinleştirir: Dans; liderlik/takip etme ve zemin navigasyonu, dikkati meşgul eden sürekli mikro kararlar yaratır.

Müzik bilişsel bir katman ekler: Ritim ve ifadeleri eşleştirme, müzik süresince yani sadece "zamanlayıcı bitene kadar hareket etmek" değil, işitselden motora hızlı çeviriyi zorlar.

Sosyal bileşen önemlidir: Ortak iletişim ve topluluk katılımı, uzun vadeli sağlık sonuçlarının en büyük itici güçlerinden biri olan alışkanlığın sürdürülmesini kolaylaştırır. ‘DANS EDEN BEYNİN’ NÖROBİYOLOJİSİ Dans pistine adım attığınızda, sadece fiziksel bir eylem gerçekleştirilmez; tam ölçekli bir nörolojik olay başlar.

Hareketin tekrarlı ve öngörülebilir olduğu bisiklete binme veya koşma gibi "kapalı döngü" egzersizlerin aksine, salon dansı "açık döngü" bir aktivitedir.

Beynin çevreyi, partneri ve müziği sürekli olarak yeniden değerlendirmesini gerektirir.

Bu sürekli yeniden kalibrasyon, birincil donanımlarından bazıları yıpranmaya başladığında beyninizin doğaçlama yapma ve bir işi yapmanın alternatif yollarını bulma yeteneği için süslü bir terim olan "bilişsel rezerv"i oluşturan şeydir.

Dansın en derin etkisi bilişsel faydalarında bulunur.

Öğrenme adımları, kalıpları ve zamanlamanın zihinsel zorluğu beyni meşgul eder, hafızayı, uyanıklığı ve problem çözme becerilerini geliştirir ve kişi yaşlandıkça bilişsel gerileme riskini potansiyel olarak azaltır.

Bu sadece bir diziyi ezberlemekle ilgili değil; duyusal bilgilerin -bilgisayar diliyle konuşursak- "çevrimiçi" işlenmesiyle ilgilidir.

Beyniniz bir müzik (işitsel) sesini, bir partnerin elinin hissini (dokunsal) ve diğer çiftlerin görüntüsünü (görsel) alıp bunu mükemmel bir şekilde zamanlanmış bir adıma dönüştürmesidir.

Hipokampüsü Güçlendirmek Hipokampus, beynin öğrenme ve hafızadan sorumlu bölgesidir ve genellikle yaşlandıkça atrofi belirtileri gösteren ilk bölgedir.

İlginç bir şekilde, araştırmalar dansın aslında hipokampüsün hacmini artırabileceğini göstermiştir.

Beyni karmaşık "birleşmeleri" (adım dizileri) hatırlamaya zorlayarak, beyin hücrelerinizi beyin kaynaklı nörotrofik faktör ile etkili bir şekilde "uyandırırsınız".

Bu protein, nöronlar için gübre görevi görür, büyümelerine ve yeni bağlantılar kurmalarına yardımcı olur.

Proprioseptif Yanıtın Geliştirilmesi Propriosepsiyon, "altıncı his"imizdir – uzuvlarınızın onlara bakmadan nerede olduğunu bilme yeteneği.

Yaşlandıkça, propriosepsiyonumuz genellikle donuklaşır ve denge sorunlarına yol açar.

Bir salon dansı dersi sizi bu farkındalığı yeniden kazanmaya zorlar.

İster bir Tangoda ani-kesin bir "kafa hareketi" ister bir valsta yumuşak bir "yüksel ve düş" yapıyor olun, serebellumunuzu -beyinciği- her kas grubu üzerinde hassas kontrolü sağlamak için eğitiyorsunuz.

Bu, daha iyi denge ve günlük yaşamda önemli ölçüde daha düşük düşme riski anlamına gelir.

İlgili Sitenin Haberleri

ÖTZİ Berna bridge aydinlik.com.tr
3 saat önce

ÖTZİ