Haber Detayı
Ağaçların sesi
“Ayna” köşemdeki yazılarıma yönelik görüş bildirenler oluyor. Yazdıklarımın arasında onlardan gelenlere de yer verdiğim oluyor. Kimi yazılarımı da onların uyarılarıyla oluştururum. Bugünkü yazım da düşüncelerini kültürle donatan Yusuf Gezgör’ün ürünüdür.
Çocukluğum ağaçlar arasında geçti.
Soğuklar etkisini yitirdiğinde harmanlar bizim toplanma yerimiz olurdu.
Bahar gelip sıkıntılı odalardan kurtulunca sokakları “Bahar geldi, bahar geldi” sesleri doldururdu.
Ağaçlar yeşermeye başlayınca da sıkıntılı odalardan kurtulur, sokaklarda özgürlük şarkıları söylerdik.
İnsan yaşlandıkça belleğinde gerilemeler olsa da çocuklukta yaşadıklarını unutmuyor.
O yıllarımı anımsayınca nedense Orhan Veli ’nin şu dizeleri, belleğimde mutluluk kuşları gibi ötüşüyor.
Yürürken derin uykulu rüyalarımda, masal okurken dilimden onun şiiri düşmüyor: “Çocuk gönlüm kaygılardan azade/ Yüzlerde nur ekinlerde bereket,/ At üstünde mor kâküllü şehzade/ Alaylarla Kaf Dağı’na hareket...” Nedense o anda Kaf Dağı’na hiçbir zaman ulaşamayacağım duygusuyla bedenimi ter sarıyor.
Kendime, “Niye o alayın arasında ben yokum?” diye gözyaşı dökmeye başlıyorum.
BİR YANIT “ Ayna ” köşemdeki yazılarıma yönelik görüş bildirenler oluyor.
Yazdıklarımın arasında onlardan gelenlere de yer verdiğim oluyor.
Kimi yazılarımı da onların uyarılarıyla oluştururum.
Bugünkü yazım da düşüncelerini kültürle donatan Yusuf Gezgör ’ün ürünüdür.
O da bu yazısını içtenlikle sıraladığı sözcüklerle dile getiriyor.
Gezgör’ün yedi yıl önce kaleme aldığı bu mektubu, zamanla eskimediği için günümüz okurlarına sunuyorum: SÖZ, GEZGÖR’ÜN “Günaydın Adnancığım, bugünkü ‘Ağaç’ başlıklı yazına bayıldım.
Okudum, bir kez daha okudum.
Güzel bir şarkıyı dinler gibi...
Eline, beynine, yüreğine, kalemine sağlık...
Sayende, ülkemizdeki insanı boğan olumsuz ortamdan bir nebze de olsa uzaklaşmış oluyoruz.
Bazen yollarda arabalarla geçerken yolun iki tarafındaki ağaçlara aynı gözle bakarım, egzos gazı içinde güzellikler yaymaya çalışıyorlar onlar. ‘Varlığı zarardır yokluğu kârdır, kağnıda üçüncü tekerlek gibi’ sokaklarda dolaşanların yanında dolaşamayan, gezemeyen ağacın kutsallığı gerçekten yadsınamaz.
Adnancığım genellikle yaz-kış hafta sonlarında, bayram tatillerinde gittiğimiz Edremit/Çamlıbel köyündeki bahçemizde (bizim değil, sıranın bizde olduğu) ellerimle ektiğim ağaçlarla konuşurum.
Tekrar, o saygın, öpülesi kalemine sağlık, dostum, güzel kardeşim, sevgili Adnancığım...
Sevgiyle, esenlik dileğiyle...” Yusuf Gezgör DOĞAYA SIĞINMAK Büyük kentlerin boğucu ortamından kopup doğaya sığındığımda dostlarım bana öyle şeyler söylerler ki neredeyse o anda kendimi doğanın havasına suyuna bırakmak geçer içimden.
Bir anda gittiğim yerlere çakılıp kalmak isterim.
Çevremi saranların sesi çınlar kulağımda: “Bırak oraları, bırak, gel de yüzünü görüp şenliğe kalkalım.” Ben de duyulmaz bir sesle, “Yaşarken ayağımız yere değmeli, suyun serinliğini, güneşin okşayışını duyumsamalıyız” derim.
Bu hayal, kentlerimizin yerleşim yerlerinin iç karartıcı olması ise gerçek!
Gözlerim kentleri uçaktan görmüş gibi küçültür, içimde durmayan sızıltılar türer.
İster istemez düşünür, sessizce, “Buralarda yaşayanlar acaba ruh güzelliğinden yoksun mudur?” diye sorarım. “Ağaçların sesini duyuyor musunuz?”