Haber Detayı

Maddenin iki bilgisi: Sanat ve bilim
Cemil gözel aydinlik.com.tr
15/02/2026 18:08 (3 saat önce)

Maddenin iki bilgisi: Sanat ve bilim

Maddenin iki bilgisi: Sanat ve bilim

İnsanın doğa ile kurduğu ilişki, yalnızca bir uyum sağlama ilişkisi olarak görülemez.

Bu ilişki her şeyden önce bir dönüştürme pratiğidir.

Sanat ve bilim ise bu pratiğinen yüksek ve en ayırt edici iki ifadesidir; insanın tarihsel-toplumsal varlık koşulunun ayrılmaz iki veçhesi olarak karşımıza çıkar.

Çünkü bu ikili, aynı diyalektik kökün iki dalı olarak gelişti.

Bu iki dal, ayrışık değildi, insan zihninin dünyayı kavramaya ilk adım attığı süreçte, aynı bütünün organik parçalarıydı.

Paleolitik çağın mağara resimleri, estetik bir kaygıdan çok avın davranışını gözlemleme, topluluk hafızasını aktarma ve doğaüstü güçlerle ilişki kurma çabasının ürünüydü.

Bir başka deyişle, büyü, tarih kaydı ve ilkel bilim, estetik formda iç içe geçmişti.

Antik mitolojiler ve destanlar da evrenin kökenine dair kozmolojik soruları, şiirsel ve imgesel bir dille yanıtlıyordu.

Pythagoras’ın sayıların evrensel uyumunu müzikteki armoni ile buluşturması veya Goethe’nin bitki morfolojisinden yola çıkarak doğanın yaratıcı ilkesine ulaşma çabası, bu kökensel birliğin daha sonraki bilinçli belirmeleri olarak okunabilir.

Sanat ve bilimin bu ilksel birlikteliği, onların aynı insanî ihtiyaçtan doğduğunun berrak bir kanıtıdır.

Bu ilksel ve iç içe geçmişlik, toplumsal işbölümünün derinleşmesi, uzmanlaşmanın artması ve düşünme biçimlerimizin farklılaşmasıyla zamanla ayrıştı.

Ancak bu ayrışma, onların ortak çıkış noktasını ortadan kaldırmadı.

İNSANÎ ETKİNLİK Marx, 1844 El Yazmaları’nda duyuların insanileşmesini, doğanın insanileşmesi olarak vurgulamıştı.

İnsanın doğayı emeğiyle, yani bilinçli ve amaçlı pratiğiyle dönüştürmesi hem bilimin hem de sanatın doğduğu ortak zemindir.

Bu bağlamda bilim, bu dönüştürme sürecinin yasalarının sistematik olarak kavranması ve onun öngörülebilir ve tekrarlanabilir kılınması, yani doğanın “nesnel bir modelleşme”si olarak tarif edilebilir.

Sanat ise aynı dönüştürme sürecinin duygusal, tinsel ve anlamsal boyutunu ifade eder; doğayı ve insanın onunla ilişkisini öznel bir deneyim ve anlam dünyası olarak kurar.İnsan doğayı kendi ihtiyaçlarına göre biçimlendirirken onu kültürel bir dünyaya, yani ikinci doğaya dönüştürür.

Öyleyse bilim ve sanat, bu tek sürecin iki farklı ancak birbirini tamamlayıcı bilgi rejimidir.Ancak bu tamamlayıcılık, onların aynı yöntem ve araçlarla işlediği anlamına gelmez.

Tam tersine, insanın gerçeklikle kurduğu bu iki temel ilişki, iki ayrı bilgi biçimi üretir.

BİLGİ BİÇİMLERİ Ortak kök aynılık anlamına gelmez.

Lukács, Birey ve Toplum’da bilimin soyutlayıcı, yasaları genelleyici bilgisine karşılık sanatın somut, tikel ve bütünsel bilgisine gönderme yaparken son derece önemli bir düğümü bağlamıştı.

Bilim, gerçekliği çözümler, parçalar, yalıtılmış değişkenlere indirger ve soyut modeller inşa eder.

Oysa sanat,Lukács’ın gerçekçilik kuramının merkezinde yer alan tipiklik kavramında somutlaştığı üzere, soyut yasaların, tarihsel-toplumsal bağlam içindeki somut bireysellikte nasıl belirdiğini gösterir.

Örneğin Goriot Baba, Fransız burjuvazisinin yükselişinin soyut yasasını değil, o yasanın bir baba ile kızları arasındaki sevgi ve para ilişkilerini nasıl kemirdiğinin somut, unutulmaz halidir.

META VE TEKNOKRASİ Kapitalist üretim ilişkileri, bu iki insanî yetiyi yabancılaştırdı.

Emeğin yabancılaşması, kaçınılmaz olarak onun ürünlerinden de yabancılaşmayı getirdi.

Bilim, evrensel bir hakikat arayışı olmaktan çıktı ve salt bir üretici güç olarak kavrandı; kâr mantığına ve teknokratik akla indirgendi.

Amacı, doğayı ve insanı anlamaktan çok verimlilik, kontrol ve sermaye birikimi için araçlar yaratmaya dönüştü.Böylece bilim, şirket laboratuvarlarının, askerî-endüstriyel komplekslerin ve yönetim ideolojilerinin hizmetine girdi.

Sanat ise bir meta haline geldi.

Adorno ve Horkheimer Aydınlanmanın Diyalektiği’nde kültür endüstrisi kavramını üretmişlerdi.Buna göre sanat standartlaştırılmış, duyguları yönlendiren ve tüketime hazır bir eğlence ürününe dönüşmüştür.

Diğer yandan, yüksek sanat da finansal spekülasyonun ve statü gösterisinin lüks bir metası olmaktan kurtulamadı.

Her iki durumda da sanatın, gerçeklikle eleştirel, yabancılaştırıcı ve dönüştürücü bir ilişki kurma potansiyeli, bu süreçte büyük ölçüde zayıflatıldı veya içi boşaltıldı.

Görünüşte zıt kutupları temsil eden bu iki alan, kapitalizmde aynı meta ve araçsal akıl mantığının farklı görüngüleri haline geldi.Ancak bu tamamen ele geçirilmişlik, aynı zamanda bir çelişkiyi ve potansiyel bir kopuş noktasını içinde barındırıyor: Yabancılaşmış biçimleriyle bile sanat ve bilim, insanın özgürleşme ihtiyacının ve yaratıcı gücünün izlerini taşımaya devam ediyor.

ÖZGÜRLEŞME PRATİĞİ Bu yabancılaşma halini yalnızca teşhis etmek yetmez; aşma imkânını da aramak gerekir.

Nitekim, yabancılaşmanın en yoğun yaşandığı modern koşullarda, sanat ve bilim, özgürleştirici özlerini yeniden hatırlatacak şekilde direnmiştir.

Walter Benjamin, Teknik Olarak Yeniden-Üretilebilirlik Çağında Sanat Eseri adlı ünlü makalesinde, sanatın geleneksel-tek olma halinin (aura’sının) kaybını, onun devrimci bir araç haline gelebilmesi için bir fırsat olarak görmüştür.

Bertolt Brecht, epik tiyatrosuyla, seyircide eleştirel bir mesafe ve bilimsel bir merak uyandırmayı amaçlamıştır.

Ernst Bloch, Umut İlkesi’nde, sanatın ütopyacı işlevine vurgu yapmıştır.

Ona göre en iyi sanat, henüz var olmayanın, daha iyi bir dünyanın ön-sezgisini taşır.

Bilim de doğanın gizemlerini çözme ve insanı maddi kıtlıktan kurtarma potansiyeliyle bu ütopyacı boyutu paylaşır.

O hâlde Lukács’ın bilinçli yanlılık dediği şeyin toplumsal temeli burada aranabilir.

Çünkü bilinçli yanlılık, yabancılaşmış ilişkileri aşacak sanatın ve bilimin insani özüne yeniden kavuşacağı bir gelecek için taraf olmaktır.

Sanat ve bilim arasındaki ilişkinin biçimi, insanın kendi yarattığı tarih içindeki konumunun bir yansımasıdır.

Bilim de sanat da gerçekliğin haritasını çıkarır; biri bu haritayı niceliksel ilişkiler ve işlevsellikle, diğeri ise anlam, duygu ve biçimle çizer.

Gerçek bir insani ilerleme, ancak bu iki bilgi ve ifade biçiminin birliğini yeniden kuracak toplumsal koşullarda mümkün görünüyor.

İlgili Sitenin Haberleri