Haber Detayı

‘Sosyal medyaya yaş sınırı gerekli ve doğru bir adım’
Avrupa aydinlik.com.tr
15/02/2026 16:24 (1 saat önce)

‘Sosyal medyaya yaş sınırı gerekli ve doğru bir adım’

Avrupa’da son günlerin en çok konuşulan konularından biri çocuklara yönelik sosyal medya yasakları. Klinik Psikolog Kübra Keçeci, sosyal medyanın çocukların psikolojisindeki yerini ve etkisini açıkladı. Ne yazık ki olumsuz içerikler çocuklarda iyileşmesi zor yaralar açıyor.

Sosyal medya kullanımına yaş sınırı getirilmesi Avrupa’nın gündeminde.

Avrupa Birliği (AB) ve üye ülkeler, sosyal medya kısıtlamasında vites yükseltti. 16 yaş sınırı önerileri, ebeveyn izni uygulamaları ve okullarda telefon yasakları tartışılıyor.

Peki sosyal medyadaki olumsuz içerikler çocukları nasıl etkiliyor?

Yasaklar bir çözüm mü?

Çocukları nasıl koruyacağız?

Almanya’da yaşayan Klinik Psikolog Kübra Keçeci, sosyal medyanın çocuklar ve gençler üzerindeki psikolojik ve akademik etkilerini anlattı.

Kısıtlamaları önemli ve gerekli bir adım olarak gören Keçeci, sorunun kökenine müdahale etmekten yana.

Keçeci, “Yaş sınırları ve okul temelli yasaklar birer ‘çerçeve’ oluşturur; ancak bu çerçevenin içi eğitim, rehberlik ve psikolojik destekle doldurulmalı” görüşünde.

Sosyal medya kısıtlamaları neden gündemde?

Her ne kadar konu son dönemde gündeme gelmiş gibi görünse de, aslında sosyal medya ve akıllı telefonların çocuklar üzerindeki etkileri birkaç yıldır uluslararası düzeyde tartışılıyor.

Özellikle UNESCO’nun 2023 yılında yayınladığı ve öğrencilerin okullarda akıllı telefon kullanımına dikkat çeken “Küresel Eğitim İzleme Raporu” bu tartışmaları daha görünür hale getirdi.

Sosyal medyanın kullanımının giderek artması ve buna eşlik eden olumsuz etkiler, birçok ülkede kısıtlama taleplerini kaçınılmaz olarak gündeme taşıdı.

OKULLARDA GETİRİLEN SINIRLAMALARI YERİNDE BULUYORUM Bu kısıtlamaların ne kadar doğru olduğu sorusuna geldiğimizde ise, psikolojik açıdan yasakların özellikle çocuklar ve ergenler için her zaman risk barındırdığını söylemek gerekir.

Yasaklar çoğu zaman merak duygusunu artırabilir ve ters etki yaratabilir.

Ancak güncel koşullara baktığımızda, özellikle eğitim ortamlarında kontrolsüz ve aşırı kullanımın ciddi sorunlara yol açtığı görülüyor.

Bu nedenle okullarda getirilen sınırlamaları gerekli ve yerinde buluyorum.

Çünkü sosyal medyanın yoğun etkisiyle birlikte, öğrencilerde akademik başarının düştüğü, dikkat süresinin azaldığı, duygusal istikrarın ve özdenetimin zayıfladığı yönünde güçlü gözlemler ve araştırmalar mevcut.

Bunun yanı sıra akran zorbalığı, psikolojik iyi oluşta bozulma ve hatta bazı durumlarda suça varabilecek davranış örüntülerinin de bu süreçle ilişkili olabildiğini görüyoruz.

Diğer yandan baktığımızda okul, yalnızca akademik bilginin aktarıldığı bir alan değil; aynı zamanda çocukların sosyal beceriler kazandığı, sınırlar ve sorumluluklar öğrendiği bir yaşam alanıdır.

Günümüzde bu sürecin, sosyal medya ile sürekli bölünen bir yapıya dönüştüğünü söylemek mümkün.

YASAKLAMALAR NEDEN GÜNDEME GELDİ?

Kısıtlamaların gündeme gelmesinin temel nedeni olarak da, klinik gözlemlerime dayanarak sosyal medya kullanımının çocuk ve ergenlerde dikkat sorunlarına, uyku düzeninde bozulmalara, beden algısına ilişkin güçlükler ile kaygı ve depresif belirtilere sürüklemesine dayandığını düşünüyorum ki, araştırmalar da aksini göstermiyor.

Ayrıca çocuklar; siber zorbalık, gelişim düzeylerine uygun olmayan içeriklere maruz kalma ve sürekli sosyal karşılaştırma baskısı karşısında, psikolojik dayanıklılıkları henüz tam olarak gelişmediği için yetişkinlere kıyasla çok daha savunmasız bir konumda olması da kısıtlamaların uygulanması için önemli faktörler arasında yer alıyor.

SAKINCALI İÇERİKLER VE BENLİK GELİŞİMİ Sosyal medya kullanımındaki ‘sakıncalı içerikler’ 16 yaşından küçük bireyleri psikolojik olarak nasıl etkiliyor? 16 yaş altındaki bireyler, bilişsel ve duygusal gelişim süreçleri devam ettiği için sosyal medyada karşılaştıkları sakıncalı içeriklerden yetişkinlere kıyasla çok daha kolay etkilenebiliyorlar.

Bu yaş grubunda eleştirel düşünme, dürtü kontrolü ve risk değerlendirme becerileri henüz tam olarak gelişmediğinden, maruz kalınan içeriklerin anlamını ve olası sonuçlarını sağlıklı biçimde değerlendirmekte zorlanabiliyorlar.

Bu beceriler yeterince gelişmediğinde, 16 yaş altındaki bireyler karşılaştıkları içerikleri sorgulamadan doğru kabul edebilirler, manipülasyona daha açık hale gelebilirler veya yanlış bilgileri kolayca içselleştirebilirler.

Psikolojik açıdan bakıldığında; şiddet, cinsellik, madde kullanımı, kendine zarar verme, aşırı idealize edilmiş beden ve yaşam tarzı temsilleri gibi içerikler çocuk ve ergenlerde kaygı artışı, korku, güvensizlik, benlik algısında bozulma ve yetersizlik duygularına yol açabiliyor.

DİJİTAL BAĞIMLILIK VE AKADEMİK DÜŞÜŞ Dijital bağımlılık konusunda neler söylemek istersiniz?

Dijital bağımlılık, çocuk ve ergenlerde teknoloji kullanımının kontrol edilemediği, günlük yaşamı ve işlevselliği olumsuz etkilediği bir tabloya işaret eder.

Gelişimsel açıdan bakıldığında, bu durum çocuk ve gençler için elbette önemli riskler barındırmaktadır.

Bilişsel düzeyde, uzun süreli ve yoğun dijital kullanım dikkat süresinin kısalmasına, odaklanma güçlüklerine ve zihinsel esnekliğin azalmasına yol açabiliyor.

Öğrenmenin yüzeysel hale gelmesine neden oluyor.

Akademik açıdan ise dijital bağımlılık; derslere ayrılan sürenin azalması, ödev ve sorumlulukların ertelenmesi, akademik motivasyonun düşmesi ve performans kaybı ile ilişkilidir.

Bunun yanı sıra dijital bağımlılığın uyku düzenini bozması, duygusal dalgalanmaları artırması ve stresle baş etme becerilerini zayıflatması da bilişsel ve akademik gelişimi dolaylı olarak olumsuz etkiliyor.

Hem akademik yaşamda hem de sosyal hayatta kalıcı güçlükler yaratabiliyor.

YAŞ SINIRI BİR ‘ÇERÇEVE’, İÇİ EĞİTİMLE DOLDURULMALI Sosyal medyaya yaş sınırı getirilmesi, okullarda telefonların yasaklanması… Bütün bu kısıtlamalar tek başına çözüm olabilir mi?

Sosyal medyaya yaş sınırı getirilmesi ya da okullarda telefon kullanımının yasaklanması, çocukları korumaya yönelik önemli ve gerekli adımlar olmakla birlikte tek başına yeterli çözümler değil.

Bu tür kısıtlamalar, özellikle aşırı ve kontrolsüz kullanımı sınırlamak açısından koruyucu bir işlev görür ancak sorunun kökenine müdahale etmedikçe kalıcı bir etki yaratmaları zordur.

Yalnızca yasaklara dayalı bir yaklaşım, çocukların dijital ortamda karşılaşabilecekleri risklerle nasıl baş edeceklerine dair beceri kazanmalarını sağlamaz.

Aksine, yeterli rehberlik olmadığında yasaklar merak duygusunu artırabilir ve denetimsiz kullanımın başka alanlara kaymasına yol açabilir.

Dolayısıyla çocukları etkili biçimde koruyabilmek için yaşa uygun dijital okuryazarlık eğitimi, ebeveyn rehberliği ve okul temelli psikoeğitim çalışmalarının kısıtlamalarla birlikte yürütülmesi gerekir.

Çocukların içerikleri eleştirel biçimde değerlendirmeyi, sınır koymayı ve duygularını dijital araçlar olmadan da düzenleyebilmeyi öğrenmeleri temel bir ihtiyaçtır.

Yani özetle, yaş sınırları ve okul temelli yasaklar birer “çerçeve” oluşturur; ancak bu çerçevenin içini eğitim, rehberlik ve psikolojik destekle doldurmadığımız sürece çocukları dijital dünyanın risklerinden tam anlamıyla korumak mümkün olmayacaktır.

ÇOCUKLARI KORUMAK DEVLETİN BİRİNCİ GÖREVİDİR Vatan Partisi MKK Üyesi ve Öncü Kadın Eğitim Bürosu Başkanı Avukat Zerrin Öztürk, çocuklara ve gençlere yönelik sosyal medya kısıtlamalarının artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu söyledi.

Sosyal medyanın uyuşturucudan pornografiye, kültürel yozlaşmadan kimlik tartışmalarına kadar geniş bir etki alanı oluşturduğunu belirten Öztürk, devletlerin kamusal önlemleri gecikmeden hayata geçirmesi gerektiğini vurguladı.

Sosyal medya kısıtlamalarını doğru buluyor musunuz?

Sanal ortamda uyuşturucu satışının yapıldığı ve sansürsüz pornografik içeriklerin yayıldığı bir sosyal medya düzeniyle karşı karşıyayız.Çocukların-gençlerin bedenleri üzerinden cinsel kimliklerine yönelen çarpıtmaların boca edildiği sosyal medyaya karşı bazı devletler artık önlemler alma zorunluluğu duymaya başladılar.

Hatta birçok devlet bu konuda yaş sınırlamaları getiren yasalar çıkarmaya başladı bile.

Önceleri bireysel özgürlükler savunusu yapan ülkeler bile yozlaşmanın aldığı boyutlar karşısında, geç de olsa şimdi yasal sınırlamalar almak gereği duymaya başladılar ki, bu doğrudur.

Toplumun ruh ve beden sağlığının birincil derecede koruyucusu, devlettir.

Şayet bu önlemler bugünden tezi yok alınamazsa, anaokul, kreş düzeylerine inmiş ahlaki ve kültürel çürüme hiç baş edilemeyecek duruma gelecektir.

Devlet, kendi milletinin varlığıyla; varlık bulur.

Toplumların içinde özellikle çocuklara ve gençlere sinsi bir virüs gibi yayılan; onları kendine, ailesine ve çevresine yabancılaştıran bu girdaptan çıkışı sağlayabilecek tek güç devlet iradesidir.

Dolayısıyla, devletlerin sosyal medyanın zararlı etkilerine karşı kamusal önlemler alması kesinlikle doğrudur ve yerindedir.

EMPERYALİST SİSTEM YOZLAŞMAYI YAYMAKTA Emperyalist sistem sosyal medyayı nasıl kullanıyor?

Sosyal medya, çocuklara toplumsal cinsiyet özgürlüğü adı altında onları doğal cinsel kimliklerinden koparan, bunalımlı, çıkışsızlığı ‘özgürlük’ gibi gösteren çarpık ilgi alanları yaratıyor.

Sosyal Medyanın bu yönü, emperyalist ülkelerde her köşede satılan uyuşturucu örneği kadar etkilidir.

Çünkü, LGBT’ye özendiren ve yönelten çizgi filmler, oyunlar, diziler aslında şiddet içeriyor.

Bu şiddet empoze ediliyor.

Eğitim ve hukuk sistemine de yansıtılan LGBT, uyuşturucu, bireycilik gibi olgularla vatandaşlarının kültürel ve ahlaki anlayışlarını adeta kıskaca almış bulunuyor.

Emperyalist Sistem, zenginliklere el atma hesapları içinde, kendi halklarını kontrol altında tutabilmek uğruna onlara yozlaşmış, dejenere ahlak ilişkileri sunmakta, normalleştirmekte ve yaymaktadır.

Ancak artık aileler sosyal refah düzeyleri düşerken, üstüne üstlük kendilerini dağıtan, parçalayan çürümüşlüğe karşı seslerini yükseltmeye başladılar.

Buna duyarsız kalmak, giderek Avrupa hükümetleri için mümkün olamamaya başlamıştır.

Her millet bu zararlı etkilenmelere karşı, daha çok tepki göstermeye başladı.

Avrupa, istese de istemese de, toplumlarının, varlığını sürdürmek isteyen çığlığına yanıt vermek durumundadır.

DÖRT MADDEDE ÇÖZÜM Batı’nın yozlaşmış kültüründen çocuklarımızı korumak için nasıl bir yol haritası izlenmeli?

Birinci koruma tedbiri,  İstanbul Sözleşmesi’ne imza atmış her devlet, derhal imzasını çekerek bu sözleşmeden çıkmalı.

Çünkü bu sözleşme küresel çarpıklığın ve çürümüşlüğün 21. yüzyıldaki başlangıç belgesidir.

İkinci olarak, ergenlik yaşına kadarki çocuklara yararlı programlar dışında sosyal medyayı kullanmalarına yasal sınırlama getirilmesidir.

Bu yaş sınırı, 15 yaş olarak alınmalıdır.

Üçüncüsü pornografi, çıplaklık, sorumsuzluk, aşırı bireycilik, yalnızlaşma, akran zorbalığı, öfke kontrolsüzlüğü, uyuşturucuya yönelme, intihara meyletme, bunalım, ağır sövgülü dil kullanımı, ebeveynlerini küçümseme, evden kaçma gibi sorunlara neden olan sosyal medya yayınlarının sıkı biçimde denetlenmesi gerekir.

İlgili kurumların hemen yapılandırılması gerekir.

Dördüncü olarak, çocukları ve gençleri eğitecek, eğlendirecek, geliştirecek alternatif doğru yayınlar yapan tv kanalları açmak gerekir.

Bilimsel, kültürel, sosyal açıdan  çocukları kucaklayacak programlar yapılmalıdır.

ÇOCUKLARIMIZ GELECEKTİR, KORUMASIZ BIRAKAMAYIZ Kreşlerden, anaokullardan başlayarak çocukları geleceğe güçlü ve sağlıklı bireyler olarak hazırlayacak bir eğitim sistemi olmalıdır.

LGBT’yi anlatan, benimsetmeye yönelik derslere derhal son verilmelidir.

Eşcinsellerin evlat edinmeleri yasaklanmalıdır.

Okuduğumuz bir haberde, Kanada’da çoklu ilişki yaşayan 3 erkek, 3 yaşındaki bir kız çocuğunu evlat edinmişler.

Bu çarpık cinsellik ortamında sağlıklı bir ebeveyn-çocuk ilişkisinin olması mümkün olabilir mi?

Çocuklarımız gelecektir, korumasız bırakamayız.

Bu tür evlat edinmeler Macaristan’da yasaklanmıştır.

Rusya, eşcinsel evliliklerin yasal olduğu ülkelerin vatandaşlarının Rus çocuklarını evlat edinmelerini yasaklamıştır.

Devletler toplumlarını koruma sorumluluğunu göstermek zorundadır.

Aksi halde iş işten geçtiğinde, çağımızın ulus devletlerinin yapı taşı olan milletin; millet olma özellikleri kalmayacaktır.

Emperyalist Avrupa dahi artık bunu  görmüştür.

AB ülkelerindeki durum Bazı AB ülkeleri sosyal medyaya yaş kısıtlaması getirmek için harekete geçti.

Fransa'da Ulusal Meclis, 15 yaşından küçüklerin sosyal medyaya erişimini yasaklayan yasa tasarısını kabul etti.

Almanya'da hükümet tarafından kurulan "Dijital Dünyada Çocuk ve Genç Koruma" komisyonunun, bu yıl içinde yaş sınırları öneriler sunması bekleniyor.

İngiltere ise doğrudan yaş sınırı koymak yerine, “Çevrimiçi Güvenlik Yasası” kapsamında içerik denetimi konusunda ağır yaptırımlar öngörüyor.

Avusturya, 14 yaş altındaki çocukların sosyal medyada hesap açmalarını yasaklamayı planlıyor.

Slovenya, Norveç ve Çekya'da da yasa tasarıları hazırlanıyor.

İspanya da 16 yaş altına kısıtlaması getirmek istiyor.

Belçika'da ilkokul ve ortaokullarda cep telefonu kullanımını yasaklayan yasa yürürlükte.

İlgili Sitenin Haberleri