Haber Detayı
Münih'te alarm: Küresel düzen 'yıkım altında'
2026 Münih Güvenlik Konferansı’nda, Avrupa güvenliğinin geleceği, uluslararası hukukun aşınması, ABD-Avrupa ilişkilerindeki kırılma ve güç kayması masaya yatırıldı.
DENİZ YILDIRIM / BERLİN Almanya’nın Münih şehrinde 13–15 Şubat 2026 tarihlerinde düzenlenen 62.
Münih Güvenlik Konferansı (MSC 2026), yalnızca yıllık bir diplomasi buluşması değil, küresel sistemde yaşanan derin kırılmanın fotoğrafını çeken stratejik bir eşik olarak kayda geçti.
Konferansta 120 ülkeden 1000’i aşkın katılımcı, 60’tan fazla devlet ve hükümet başkanı, dışişleri ve savunma bakanları, NATO ve AB temsilcileri, güvenlik bürokrasisi ve akademik çevreler bir araya geldi.
Bu yılki konferansın mesaj tonu önceki yıllardan daha sertti.
Artık yalnızca bölgesel krizler değil; uluslararası sistemin yapısal çözülmesi ihtimali masaya yatırıldı.
ASKERİ İŞBİRLİKLER DE AŞINIYOR Açılış konuşmasını yapan Konferans Başkanı Wolfgang Ischinger, küresel düzenin ciddi bir baskı ve belirsizlik döneminden geçtiğini vurguladı.
Bu yılın rapor başlığı olan “Yıkım Altında (Under Destruction)”, sadece askeri tehditleri değil, uluslararası hukuk ve çok taraflı işbirliğinin aşınmasını da içerdiğini belirtti.
ABD’nin ana konuşmacılarından biri olan Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Avrupa’ya yönelik mesajının merkezinde “artık eski dünya yok” ifadesi yer aldı.
Washington’ın, transatlantik ittifakı korumaya devam etme niyetini dile getiren Rubio, aynı zamanda Avrupa’nın kendi savunma sorumluluklarını artırması gerektiğini vurguladı.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen, 2026’nın “Avrupa’nın gerçeklerle yüzleşme yılı” olduğunu söyledi.
ÇAĞIN KAÇINILMAZ EĞİLİMİ: ÇOK KUTUPLULUK Bu yılki konferansta Çin’i temsilen Dışişleri Bakanı Wang Yi ve heyeti katıldı.
Çin’in mesajı, konferans katılımcıları arasında özellikle “çok kutuplu dünya” tartışmasının merkezine yerleşti.
Yi konuşmasında dünya düzeninin artık tek merkezli/tek kutuplu bir yapıdan uzaklaştığını ve çok kutupluluğun çağın kaçınılmaz eğilimi olduğunu belirtti.
Bu yaklaşımın dünya ülkeleri için daha adil bir sistemin önünü açacağını vurguladı.
Uluslararası güvenlik mimarisinin yalnızca batı odaklı ittifaklara dayanamayacağını ve daha geniş katılımın gerekliliğinin altını çizdi.
RAPORUN MERKEZİ TEZİ: NORMATİF AŞINMA ‘Yıkım’ kavramı askeri tehditlerin ötesine geçiyor.
Münih Güvenlik Raporuna göre küresel sistem üç düzeyde aşınıyor: normlar, kurumlar ve güven.
Uluslararası hukuk kuralları giderek seçici biçimde uygulanıyor; büyük güçler çıkarları doğrultusunda hukuki çerçeveyi esnetebiliyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin veto mekanizması ise kriz çözme kapasitesini ciddi biçimde sınırlandırıyor.
Silah kontrol rejimlerinin zayıflaması, nükleer silahların modernizasyonu ve siber alandaki kontrolsüz rekabet, yeni bir güvensizlik dalgası yaratıyor.
Yapay zekâ, otonom silah sistemleri ve dijital güvenlik alanında henüz bağlayıcı küresel normların oluşmaması, sistemin kırılganlığını artırıyor.
STRATEJİK ÖZERKLİK TARTIŞMASI En yoğun başlıklardan biri olan Avrupa’nın güvenlik mimarisi bölümünde, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa ülkeleri savunma harcamaları, Almanya, Polonya ve Baltık ülkelerinin askeri bütçelerindeki ciddi yükseliş ele alındı.
Fransa Avrupa savunma kimliğinin güçlendirilmesi gerektiğini savundu. “Stratejik özerklik” kavramı artık teorik değil; bütçe ve savaş sanayisi politikalarına yansıyan somut bir hedef haline geldi.
Avrupa savunma sanayiinde entegrasyon, ortak mühimmat üretimi ve hızlı müdahale kapasitesi oluşturma planları hız kazandı.
Ancak birlik içinde görüş ayrılıkları sürüyor.
Doğu Avrupa ülkeleri ABD’nin güvenlik şemsiyesini vazgeçilmez görürken, Fransa ve Almanya daha bağımsız bir Avrupa savunma kapasitesinden yana.
Bu ikili yaklaşım, Avrupa’nın önümüzdeki yıllardaki stratejik yönünü belirleyecek.
ABD-AVRUPA İLİŞKİLERİNDE YENİ DENGE Transatlantik ilişkiler hâlâ Avrupa güvenliğinin temel dayanağı.
Ancak konferanstaki vurgular ve genel hava “otomatik dayanışma” döneminin geride kaldığı yönünde.
ABD’nin küresel önceliklerini Asya-Pasifik’e kaydırma eğilimi, Avrupa başkentlerinde stratejik belirsizlik yaratıyor.
Savunma harcamalarının paylaşımı, Ukrayna’ya desteğin sürdürülebilirliği, Orta Doğu politikaları ve Çin’e yaklaşım konularında görüş ayrılıkları dikkat çekiyor.
Avrupa bir yandan ABD ile ittifakı korumak isterken, diğer yandan kendi askeri ve ekonomik kapasitesini güçlendirme ihtiyacını hissediyor.
NATO’NUN GELECEĞİ DE TARTIŞMALI NATO’nun doğu kanadının güçlendirilmesi ve caydırıcılık kapasitesinin artırılması, konferansta sıkça vurgulandı.
İttifakın yeni savunma planları ve hızlı konuşlandırma kabiliyeti gündeme geldi.
Ancak NATO’nun geleceği, Avrupa’nın ne ölçüde bağımsız bir askeri kapasite inşa edeceği sorusuyla doğrudan bağlantılı tespitleri konferansta öne çıkan bir diğer önemli konuydu.
EKONOMİK GÜVENLİK VE BLOKLAŞMA RİSKİ Yalnızca askeri güvenliği değil, ekonomik güvenlik de ele alındı.
Tedarik zincirleri, enerji arzı, kritik hammaddeler ve yarı iletken teknolojileri jeopolitik rekabetin merkezinde yer alıyor.
ABD-Çin rekabeti, Avrupa’yı zor bir denge politikasına itiyor.
Avrupa Birliği, stratejik sektörlerde dışa bağımlılığı azaltma hedefi doğrultusunda yeni sanayi politikaları geliştiriyor.
Yeşil dönüşüm yatırımları ve dijital altyapı projeleri bu çerçevede hızlandırılıyor.
Ancak bütçe baskıları ve siyasi farklılıklar süreci zorlaştırıyor.
ÇOK KUTUPLU VE PARÇALI BİR DÜNYA Konferanstan çıkan genel tablo şöyle özetlenebilir: Dünya artık tek kutuplu değil.
Çok kutuplu, bölgesel güç merkezlerinin yükseldiği, ilkesel belirsizliklerin arttığı bir döneme girildi.
Küresel düzenin geleceği artık yalnızca askeri dengeye değil; ekonomik dayanıklılığa, teknolojik üstünlüğe ve toplumsal meşruiyete bağlı.
Münih Güvenlik Konferansı küresel sistemin köklü dönüşümünü teyit eden bir zirve oldu.
Avrupa güvenliği yeniden tanımlanıyor.
ABD-Avrupa ilişkileri yeniden tartışılıyor.
Uluslararası hukuk büyük güç rekabeti altında sınanıyor.
ALMANLARIN YÜZDE 65’İ ABD’Yİ TEHDİT GÖRÜYOR Almanya'da yapılan ankete göre, Almanların yüzde 65'i, ABD’yi dünya barışına en büyük tehditlerden biri olarak görüyor.
Allensbach Enstitüsünün yaptığı ankete göre, Almanların çoğunluğu ABD’yi gelecek yıllarda dünya barışına yönelik en büyük tehditlerden biri olarak değerlendiriyor.
Anket ayrıca güvenlik konusunda ABD’ye duyulan güvenin de zayıfladığını gösteriyor.
Almanya’da yaşayanların sadece yüzde 32’si, Avrupa’daki bir NATO ülkesine saldırı olması halinde ABD’nin askeri yardımda bulunacağına inanıyor.
Katılımcıların yüzde 35’i buna inanmadığını belirtirken, yüzde 33’ü kararsız olduğunu ifade etti.
AVRUPALILAR: TEHDİT ALTINDAYIZ Avrupa Birliği (AB) Komisyonunun yaptırdığı ankete göre Avrupalıların yüzde 68'i ülkelerinin tehdit altında olduğuna inanıyor.
Ülke bazında tehdit algısının en yüksek olduğu ülkeler yüzde 80 ile Fransa, yüzde 77 ile Hollanda ve Danimarka, yüzde 75 ile Almanya olarak sıralanıyor. ‘Flash Eurobarometer 574’ araştırması, 5-12 Ocak 2026 tarihlerinde AB'nin 27 üyesinde yaklaşık 27 bin kişiyle çevrim içi görüşme yöntemiyle gerçekleştirildi.
Berlin–Moskova hattı yeniden ısınır mı?
GAZ STOKLARI TÜKENME NOKTASINDA Almanya’da doğal gaz depolarındaki hızlı düşüş, enerji güvenliği tartışmasını yeniden alevlendirdi.
Kriz yalnızca ekonomik değil; Rusya ile ilişkilerde yeni bir diplomatik denklem ihtimalini de gündeme taşıyor.
Almanya’da doğal gaz depolama oranlarının mevsim ortalamasının altına gerilemesi, Berlin’de alarm zillerinin çalmasına yol açtı.
Resmî veriler, depolardaki doluluk oranının kış ortasında beklenenden daha hızlı düştüğünü gösteriyor.
Süreci yakından izleyen Bundesnetzagentur, arz güvenliğinin hâlâ “kontrol altında” olduğunu açıklasa da piyasalarda tedirginlik sürüyor.
RUS GAZI SONRASI MALİYETLİ ARTIŞ Savaş öncesinde Almanya, gaz ihtiyacının yaklaşık yarısından fazlasını Rusya’dan karşılıyordu.
Baltık Denizi üzerinden uzanan NordStream hattı ve Rus enerji devi Gazprom, iki ülke arasındaki ekonomik bağın sembolüydü.
Bugün ise tablo farklı.
Almanya LNG terminalleri inşa ederek ABD, Katar ve Norveç gibi alternatif kaynaklara yöneldi.
Ancak sıvılaştırılmış doğal gazın maliyeti daha yüksek.
Bu durum özellikle enerji yoğun Alman sanayisinde üretim maliyetlerini yüzde 40 artırıyor.
DEPOLARIN ÖTESİNDE BİR KRİZ Gaz depolarındaki düşüş teknik bir enerji sorunu gibi görünse de aslında daha büyük bir dönüşümün işareti.
Almanya, enerji politikasını artık sadece piyasa koşullarına göre değil, jeopolitik risk hesabına göre belirliyor.
Depolardaki her düşüş, Berlin ile Moskova arasındaki stratejik mesafeyi yeniden ölçüyor.