Haber Detayı

‘Ben yapabilirim’
Cumhuriyet pazar cumhuriyet.com.tr
15/02/2026 11:40 (1 saat önce)

‘Ben yapabilirim’

SosyalBen Vakfı kurucusu Ece Çiftçi, deprem bölgesinde SosyalBen Vakfı tarafından kurulan Beceri ve Yetenek Merkezleri’nin bir acil durum müdahalesinden sürdürülebilir bir sosyal değer modeline nasıl evrildiğini anlattı.

6 Şubat depreminin yıkıcı etkilerinin en çok görüldüğü kesim belki de çocuklardı.

Onların yaşamı tanıma ve becerilerini geliştirme sürecine belki de kalıcı olabilecek hasarlar veren bu yıkımın ardından bölgeye giden SosyalBen Vakfı, adım adım büyüttüğü “Beceri ve Yetenek Merkezleri” ile bu süreci tersine çevirme amacı taşıyordu.

Aradan geçen iki yılın ardından projenin getirilerini ayrıntılı bir biçimde açıklayan sosyal etki raporu kamuoyu ile paylaşıldı.

Raporun sonuçlarını, SosyalBen Vakfı kurucusu Ece Çiftçi ile değerlendirdik. - SosyalBen deprem bölgesine gittiğinde ortada nasıl bir manzara vardı?

Beceri ve Yetenek Merkezleri'ni inşa etmeye karar verdiğinizde hedefleriniz nelerdi?

Deprem sonrası sahaya ulaştığımızda çocuklar için psikososyal kırılganlığın en yüksek olduğu dönemdi.

Sürece önce Umut Tırı ile mobil destek vererek başladık; atölyelerimiz travma yönetimi için güvenli birer rutin alanı oluşturdu.

Sahadaki gereksinimleri analiz ederek, önceden hazırladığımız ve Çimko, mavi ve Vestel’in desteğiyle “Beceri ve Yetenek Merkezleri” modelini hızla sabit lokasyonlarda yaşama geçirdik.

Bugün geriye baktığımda, mobil destekle başlayan bu yolculuğun 24 bin çocuğun yaşamına dokunan sürdürülebilir bir sorumluluk modeline dönüştüğünü görüyorum.

Şimdi yeni lokasyonlarımızda daha fazla çocuğun oyun arkadaşı olmaya hazırlanıyoruz. - Raporun en çarpıcı sonucu, 1'e 17.1'lik SROI (yatırım sosyal getirisi) oranı.

Bu kadar yüksek bir sosyal geri dönüş bekliyor muydunuz?

Bu kadar yüksek bir oran çıkacağını beklemiyordum ancak 13 yıllık kurumsal hafızamızın böyle güçlü bir çıktı üreteceğini öngörüyordum.

Başarının temelinde SosyalBen’in doğru ihtiyaç analizi yatıyor.

Merkezlerimizi hangi yerleşimlerde açacağımızı bu kurumsal hafızanın desteğiyle belirledik. 78 kentteki deneyimimizle kurduğumuz bu model, çocuklara çocuk dostu bir alanda deneme cesareti ve net bir gelişim rotası sundu.

Yüksek SROI oranımız uzmanlarca hazırlanan güçlü müfredat, disiplinli saha yönetimi ve gönüllülerimizin yarattığı operasyonel koordinasyonun ölçülebilir bir sonucu.

Özetle; doğru analiz, nitelikli uygulama ve disiplin birleşince bu tablo ortaya çıktı. - Rapor, bu merkezlerin sadece bir acil durum müdahalesi değil, sürdürülebilir bir model olduğunu vurguluyor.

Afet bölgelerindeki geçicilik hissini, konteyner kentlerde kurduğunuz bu merkezlerle nasıl kalıcı bir umuda dönüştürmeyi amaçladınız?

Afet bölgelerindeki en yıpratıcı duygu olan “geçicilik” hissini kırmak için merkezlerimizi rutin, güven ve yön duygusu üreten birer “sabit nokta” olarak tasarladık.

Belirsizliğin içinde çocuğun her gün aynı saatte bildiği bir alana gelip tanıdık yüzlerle karşılaşması, geçici olanın içinde kalıcı bir düzen yarattı.

Umut, bu düzenin istikrarıyla güçleniyor.

Çocuk dostu tasarımımız sayesinde merkezler sırf bir faaliyet alanı değil, çocuğun “burada yerim var” diyebildiği bir aidiyet alanı haline geldi.

Raporumuz, fiziksel olarak geçici olan bu mekânlarda bile kalıcı bir sosyal değer ve kapasite üretebildiğimizi kanıtlıyor.

EN BÜYÜK KAYIP - Çocuklar tarafında en yüksek gelişim yüzde 53 ile “özgüven” alanında görülmüş.

Deprem gibi travmatik bir süreçten geçen bir çocukta ben yapabilirim duygusunun harekete geçmeye başladığını nasıl gözlemlediniz?

Deprem sonrası çocukların en büyük kaybı “kontrol bende” duygusuydu; bu yüzden rapordaki yüzde 53’lük özgüven artışı çok kıymetli.

Sahada bunu çekingen çocukların söz istemesi, “Bir daha yapabilir miyim” diye sorması ve zor görevlere talip olmasıyla gözlemledik.

Bu dönüşümü, başarıyı sonuçla değil “çaba” ile tanımlayan müfredatımız ve hata yapmanın serbest olduğu güvenli alanımız sağladı.

Ayrıca uzman rol model buluşmaları, başarının ulaşılabilir olduğunu somutlaştırdı.

Çocukların merkezde ürettikleri işleri sahiplenip evde sergilemesi veya kardeşine öğretmesi, kendilerini yeniden “yetenekli ve yapabilen biri” olarak konumladıklarının en büyük kanıtı.

Biz sadece atölye yapmıyoruz; çocuğun “ben yapabilirim” kasını güçlendiren onarıcı bir ekosistem kuruyoruz. - Raporda çocukların yüzde 75'inin telefon başında daha az vakit geçirmeye başladığı belirtiliyor.

Ekran süresini azaltmak neden önemliydi ve bunu nasıl sağladınız?

Çocukların yüzde 75’inin ekran süresinin azalması, etkinin atölye dışına taşarak bir davranış değişikliğine dönüştüğünü kanıtlıyor.

Afet sonrası çocuklarda görülen sosyal izolasyon ve içine kapanma riskine karşı ekran süresini azaltmak hayatiydi.

Biz bunu “yasaklayarak” değil, ekranın yerini dolduracak anlamlı bir seçenek sunarak başardık.

Çocuğun ürettiği, denediği ve başardığı bir ortamda ekran, otomatik olarak “birincil uğraş” olmaktan çıkıyor.

Müfredatımız ve uzman eğitmenlerimizle çocuğa öyle bir gelişim rotası sunduk ki çocuk kendi potansiyeliyle meşgul olmaya başladı.

Sonuçta ortaya çıkan mutlu, özgüveni artmış ve dijital dünyaya sığınmak yerine kendi yeteneklerini keşfetmeyi seçen çocuk profili oldu. ‘AKLIM KALMIYOR’ - Ebeveynlerin yüzde 100’ü SosyalBen merkezlerine güveniyorum demiş.

Özellikle afet sonrası belirsizlik ortamında bu güveni nasıl inşa ettiniz?

Bu orana ulaşmanın formülü; samimiyet, tutarlılık ve “halden anlamak” oldu.

Ebeveynler, verdiğimiz söz ile sahadaki çabamız arasındaki bağı gördüler.

Bu güveni sırf profesyonel bir yaklaşımla değil, veli toplantıları, geri bildirim mekanizmaları ve sahada birlikte içilen bir çayın samimiyetiyle kurduk.

Bir annenin, “Çocuğum oradayken aklım onda kalmıyor” demesi, afet sonrası aile yaşamını onaran en güçlü ifadedir.

Bu güven, ebeveyne nefes alacak bir alan açarak evin iklimini iyileştiriyor.

Üstelik merkezdeki “toplanma zamanı” gibi rutinlerin eve düzen alışkanlığı olarak taşınması, ebeveynlerin bize olan inancını pekiştiriyor.

Bizim için güven müfredatın davranışa, davranışın ise aile içi kalıcı bir dönüşüme evrilmesidir. ‘BİR FARK YARATIYORUM’ DEDİRTEBİLMEK - Kurumsal marka temsilcilerinde çaresizlik hissinin azaldığı ve yüzde 77 oranında faydalı hissetme hali raporlanmış.

Şirket çalışanlarının sadece bağış yaparak değil, bizzat sahada çocukla göz göze gelerek dönüşmesi iş dünyasına ne söylüyor?

İş dünyasına çok güçlü bir mesaj veriyor: Sosyal etki, sadece bağış yapmak değil, temas etmek ve sorumluluk almakla gerçek bir dönüşüme dönüşür.

Beyaz yakalı çalışanların en çok aradığı “anlam” duygusu, çocukla göz göze gelip somut katkısını gördüğünde ölçülebilir bir tatmine evriliyor.

SosyalBen olarak nakdi desteğin yanında marka gönüllülüğünü sistemli şekilde harekete geçiriyoruz.

Çünkü çalışan, “bir fark yaratıyorum” dediğinde bu duygu bireysel iyi oluşuna ve kurum kültürüne doğrudan yansıyor.

İş dünyası artık sosyal etkiyi bir “yan proje” olarak değil çalışan motivasyonunu, aidiyetini ve verimliliğini artıran stratejik bir bileşen olarak görmeli.

Bizim modelimiz, kurumu sadece bir destekçi değil, sahadaki etkinin ortağı yapıyor.

YENİ ATÖLYELER OLACAK - Raporun öneriler kısmında ebeveynlerin yemek pişirme, teknik beceriler ve açık hava sporları gibi yeni atölyeler talep ettiği görülüyor.

SosyalBen’in gelecek dönem müfredatında bu talepler nasıl bir yer bulacak?

Ebeveynlerden gelen bu talepleri, müfredatımızın doğal bir uzantısı olarak görüyoruz.

Halihazırda Gaziantep'teki mutfak pratiğimiz ve merkezlerimizdeki tarım atölyelerimizle bu alanlara giriş yapmıştık.

Gelecek dönemde uygun altyapı ve güçlü iş birlikleri eşliğinde bu teknik ve açık hava odaklı içerikleri programımıza planlı şekilde dahil edeceğiz.

Bu genişlemede temel ilkelerimiz, çocuk güvenliği, risk yönetimi ve erişilebilirlik olacak.

Bizim için en kritik nokta, atölyede kullanılan malzemelerin evde de bulunabilir olması.

Amacımız, öğrenmenin sürekliliğini sağlayarak SosyalBen etkisini sadece atölye saatleriyle sınırlı bırakmamak ve çocuğun günlük yaşamında “en yakın oyun arkadaşı” olarak kalıcı bir beceri kazanımı yaratmaktır.

SOSYAL ETKİ LİDERİ - Sosyal anlamda etki yaratan bir birey olarak kendinizi bu dev yardımlaşma ağının neresinde konumlandırıyorsunuz?

Kendimi sahayı, veriyi ve iş birliklerini ölçeklenebilir bir modele dönüştüren, aktörler arasında köprü kuran bir sosyal etki lideri olarak konumlandırıyorum.

Bugün SosyalBen’in çocuklar, aileler ve gönüllüler üzerinde yarattığı bu ölçülebilir etki, yatırım yapılabilir bir sosyal değer ürettiğimizin en somut göstergesidir. 20. yılımıza ilerlerken en büyük hedefimiz, kaliteyi ve disiplini koruyarak Beceri ve Yetenek Merkezleri modelini Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaygınlaştırmak.

Temennim, bu merkezlerin bir gün “ihtiyaç”tan doğan yapılar olmaktan çıkıp her çocuğun gelişim yolculuğunda standardın doğal bir parçası haline gelmesi.

İlgili Sitenin Haberleri