Haber Detayı
Akit adlı mizah gazetesi (1)
Akit adlı gazete tam anlamıyla bir mizah gazetesidir.
Akit adlı gazete tam anlamıyla bir mizah gazetesidir. “Ciddiyet” in bir düzeyi olduğu gibi mizahın da komedinin de bir düzeyi vardır.
Edebiyatımızda hiciv ustası mizah yazarlarımızın adlarını anacak olursak: Vala Nureddin, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Orhan Seyfi Orhon, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Peyami Safa, Yusuf Ziya Ortaç, Refik Halit Karay, Ahmet Haşim...
Akit’in mizah yazarı Muharrem Coşkun ’a gelince ona yazar denmez ancak yazıcı denebilir, o kadar.
Bu komik yazıcı aklı sıra benim 6 Şubat 2026 günü yayımlanan “Şeriata Karşı Çıkmak” başlıklı yazımdan dolayı bana “tokat gibi bir irtica dersi” veresiymiş.
Görelim bakalım kim kime ders veriyor. “Tokatçı” yazarın yazdıklarını siyah harflerle okuyacaksınız.
Altında benim cevaplarım yer alacak. *** Başını SOL Parti’nin çektiği İslam düşmanı kesimlerin “Kahrolsun şeriat” sloganları atarak sokaklarda halkı kışkırtan korsan yürüyüşüne ve destekçilerine soruşturma açılması, İslam ve Müslüman karşıtı Cumhuriyet’in gerici yazarı Özdemir İnce’yi rahatsız etti.
İnce’nin irticanın tanımını yaptığı yazısına cevap veren Akit TV Haber Koordinatörü Muharrem Coşkun ise İnce’ye tokat gibi bir irtica dersi verdi.
Coşkun’un İnce’nin köşesinin kupürünü alıntılayarak paylaştığı “Asıl İrtica Nedir” başlıklı yazısı şöyle: Durum anlaşılmıştır: Kim olursan ol, ister Cumhuriyet yazarı ol ister laikçinin kendisi ol, “irtica”nın bir tek tanımı vardır: Çağdışılık ve despotluk... - Vikipedi’de irticanın tanımı şöyle: “Türk siyaset literatüründe önceleri geriye dönüşü, daha sonra bilhassa mevcut düzeni dini esaslara dayandırmayı amaçlayan düşünce ve eylemler için kullanılan bir terim.” Osmalıca-Türkçe sözlüğe göre: “Eskiyi isteme; geri dönücülük.” “Çağdışılık”la ilgisi var ama “despotluk” öznel ve zorlama bir seçim.
Türkiye Cumhuriyeti’ne ve onun kurucu ilkeleri olan İslam ve şeriata karşı yapılan her türlü girişim ve eylemlere, “irtica” denir. - Lahavle...
Bu Muharrem Coşkun adlı muhterem zat, kendini arpa ambarında sanmakta galiba.
Komiklik, budalalık: İslam ve şeriat Türkiye Cumhuriyeti’nin “kurucu ilkeleri” imiş.
İsterseniz yukarıdaki irtica tanımını bir kez daha okuyun.
Tam anlamıyla falakalık bir durum. (Son cümle için okurun bağışlamasına sığınırım!) Zira Cumhuriyetin ilk iki anayasasında (1921-1924) laiklik yok, İslam ve şeriat vardır.
Kurucu Meclis (1923), cuma günü dualarla, kurbanlar kesilerek ve “şeriat ve hilafete sadakat” sözüyle açılmıştır. - “Arpa ambarı” durumu devam ediyor.
Yukarıda dedikleri doğru amma velakin bu kişi tarih konusunda geçer not alamaz.
Çünkü o bir süreç olan tarihi durağan sanıyor.
Ama tarihte fren ve geri vites yoktur.
Şimdi şu satırları okuyalım: “Laiklik ilkesi, 1924 Anayasası’na 5 Şubat 1937 tarihinde yapılan değişiklikle; 2. maddeye devletin nitelikleri olarak ‘Türkiye Cumhuriyeti cumhuriyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılapçıdır’ biçiminde girmiştir.
Daha sonra 1961 Anayasası’nda ve son olarak 1982 Anayasası’nın 2. maddesinde laiklik ilkesi Cumhuriyetimizin nitelikleri arasında ‘Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzur, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir’ şeklinde yer almıştır.
Anayasamızın 4. maddesinde laiklik ilkesi, değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez temel nitelikler arasında sayılmıştır.” Cumhuriyet süvarisi 1921’de, 1923’te, 1924’te, 1937’de durmadı.
Tarihin süvarisi yapması gerekeni yapmak için durur ve bunu yaptıktan sonra yoluna devam eder.
Bu kadar cehalet ancak Akit’in zavallı yazıcılarında bulunur.
Kurtuluş Savaşı’nın komutanı gördüğünüz Mustafa Kemal, hutbe okumuş (7 Şubat 1923) ve “Anayasamız Kuran-ı azimüşşan, rehberimiz Hz.
Muhammed’dir” demiştir. - Mustafa Kemal kuşkusuz Kurtuluş Savaşı’nın muzaffer komutanıdır.
Bu komutanlık bizim gözümüzde değil tarihin kitabında yazmaktadir.
Küncü beyinleriyle güya onu küçümseyecekler.
Hadi oradan bre!!!
Mustafa Kemal, hutbe okumuş (7 Şubat 1923) ve “Anayasamız Kuran-ı azimüşşan, rehberimiz Hz.
Muhammed’dir” demiştir.
Bunu 7 Şubat 1923 günü söylemiş.
Doğru!
Laikliği 1937 yılında tanımlayan da odur.
Laikliğin anayasaya girmesiyle İslamın hükümleri metin dışında kalmıştır.
Laiklik ne dine ne de dindarlığa karşıdır.
Laiklik ne dinleri ne de dindarlığı yasaklar.
Sadece dinin ilkelerine devlet yönetiminde yer vermez.
Bunu bile anlamaktan aciz bu adamlar.