Haber Detayı
Voleybolda ‘Eski Kıta’ muhafazakarlığı
Voleybolda ‘Eski Kıta’ muhafazakarlığı
Kıymetli okurlarımız, Avrupa kupalarında bu hafta sahada erkek takımlarımız yer alırken, Efeler ve Sultanlar Ligi’nde normal sezonun sonu yaklaştıkça heyecan da artıyor.
Şampiyonluk yarışında yer alanlar ilk 4 sıra için kıyasıya mücadele ederlerken, küme düşmemek için de inanılmaz bir çekişme devam ediyor.
Ancak bu hafta sizlere başka bir konudan bahsedeceğim.
İtalya’da profesyonel kadın voleybol kulüplerinin bir araya gelerek oluşturduğu bir konsorsiyum var: Lega Pallavolo Serie A Femminile (İtalya Kadın Voleybol Ligi).
Bu kurum, İtalya Voleybol Federasyonu (FIPAV) ile koordineli çalışsa da ligin ticari haklarını, organizasyon yapısını ve marka değerini yöneten özerk bir yapıya sahip.
Türkiye’de henüz bir örneği bulunmayan bu kuruluşun yapısı sık sık gündeme geliyor.
Genelde FIPAV Başkanı ile Lig Başkanı birbiriyle karıştırılır.
FIPAV Başkanı Giuseppe Manfredi iken Lega Volley Femminile’nin Başkanı Mauro Fabris’tir.
Sayın Fabris, önceki gün yaptığı açıklama ile bizleri şaşırttı. 2006 yılından beri aralıksız sürdürdüğü görevinde, bu yılki seçim öncesi böyle bir çıkış yaptığını düşündüğüm Fabris, kendi liginin marka değerini korumak isterken adeta büyük bir çam devirdi.
Sport Finanza’ya verdiği özel röportajda Avrupa voleybolunun iki devi olan Türkiye ve İtalya arasındaki sistem farklarına değinen Fabris, Türkiye’deki popülarite anlayışını eleştiri yağmuruna tuttu.
Fabris: “Türkiye’de voleybolculara rock yıldızı gibi davranıldığını okudum.
Ama biz rock yapmıyoruz, spor yapıyoruz.
Bizim odak noktamız her zaman sahadaki performans ve profesyonelliktir.” diyerek İtalya’nın voleybol kültürünün tesadüf olmadığını iddia etti. “Türkler kendilerini bizimle karşılaştırmadan önce bizi örnek almalılar.” sözleriyle de ülkemizin geldiği noktadan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
KURUMSAL YAPI VE ANTRENÖR İHRACI Öncelikle belirtmek isterim ki; Türkiye’deki voleybol iklimini küçümseyen bu tavır kabul edilebilir değil!
Dünyanın birçok ülkesinde İtalyan antrenörlere rastlamak mümkün olsa da Santarelli, Guidetti ve Lavarini gibi isimlere baktığımızda, bu antrenörlerin en verimli dönemlerini yaşamak için Türkiye’yi seçmelerinin bir tesadüf olmadığını anlamak zor olmasa gerek.
Türk yatırımı ve voleybol tutkusu birleştiğinde ortaya gerçek “dünya devleri” çıktı. ‘ROCK YILDIZI’ MI TOPLUMSAL KAHRAMAN MI?
Fabris, sporcularımızın gördüğü ilgiyi küçümseyerek aslında modern sporun en önemli ayağını, yani “ilham vermeyi” göz ardı etmiş.
Türkiye’de voleybolcuların çok sevilmesi, bir spor dalının bir ülkenin kadın hareketine ve gençliğine nasıl umut olduğunun kanıtıdır.
Siz voleybolu dört duvar arasına hapsetmeye çalışırken; Türkiye, bu branşı bir toplumsal motivasyon ve ulusal gurur haline getirdi.
Sizin “rock yıldızı” dediğiniz o tutku, bugün Türkiye’deki salonları hıncahınç dolduran ve milyonlarca çocuğu spora başlatan itici güçtür.
IRKÇILIĞI NE ÇABUK UNUTTUNUZ?
İtalya’daki “mükemmel” kurumsal yapıdan bahseden Fabris’e, kendi evindeki karanlık bir noktayı hatırlatmak isterim: Türkiye’de voleybolcular, etnik kökeni ne olursa olsun birer kahraman gibi kucaklanırken; İtalya’da dünyanın en iyi pasör çaprazlarından biri olan Paola Egonu’nun sırf ten rengi yüzünden ırkçı saldırıların hedefi haline gelmesi, iki ülke arasındaki “spor kültürü” farkını net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Neyse ki bir sezon sonra Türkiye’ye geldi de onu tabiri caizse pamuklara sardık, sarmaladık ve dünya voleybolundan bir yıldızın kayıp gitmesine engel olduk!
KİM KİMİ ÖRNEK ALMALI?
Başkan Mauro Fabris, “Sadece birkaç üst düzey takımdan ibaret değiliz” dese de bu sezon Avrupa kupalarındaki galibiyet sayılarına baksa muhtemelen bu kadar iddialı konuşamazdı.
Son 10 yılda kazanılan Şampiyonlar Ligi kupası sayısında Türkiye’nin ezici üstünlüğü, kimin kimi örnek alması gerektiğini özetlemektedir.
ÖRNEK ALMIYORUZ YERİNİZE GEÇİYORUZ FIVB’nin 39.
Dünya Kongresi’nde özel bir sunumla dakikalarca Türkiye’den bahsedilmesi boşuna değildir.
Sayın Fabris muhtemelen tarihsel bir özgüvenle konuşuyor ancak ona küçük bir hatırlatma yapmakta fayda var: Herkesin bildiği “Bütün yollar Roma’ya çıkar!” sözündeki o “Roma”, sanıldığı gibi İtalya’nın başkenti değil; tarihte “Yeni Roma” olarak adlandırılan, Doğu Roma’nın kalbi İstanbul’dur.
Kısacası; voleybolun yolları artık istikrarlı başarısıyla göz kamaştıran voleybolun gerçek başkenti İstanbul’a çıkıyor.
Son olarak belirtmek isterim ki; Türkiye Voleybol Federasyonu (TVF) ile İtalya Voleybol Federasyonu (FIPAV) arasında 16 Aralık 2022 tarihinde imzalanan işbirliği anlaşması ile altyapı projeleri, antrenör değişimi, hakem eğitimi ve teknik bilgi paylaşımını içeren bir mutabakat varken Singor Fabris’ın bu açıklamaları anlaşılır olmaktan çok uzaktadır.
Bu hezeyanı son dönemde sadece İtalyan antrenörlerin değil başta İtalyanlar olmak üzere Avrupa’daki birçok elit voleybolcunun Türkiye’yi tercih etmesinden dolayı yaşadığı paniğin bir tezahürü olarak yorumluyorum.
Kıymetli okurlarımız, bugün de Türk voleyboluna karşı yapılan bu talihsiz açıklamadan “Haberiniz Olsun” istedim.
Kalın sağlıcakla.