Haber Detayı

AB’nin ekonomik dönüşümü ve Türk iş dünyası
Dünya# dunya.com
07/02/2026 00:00 (3 saat önce)

AB’nin ekonomik dönüşümü ve Türk iş dünyası

Avrupa ekonomik modelini köklü biçimde yeniden kurgulamaya çalışırken, küresel rekabette hâlâ güçlü kaslara sahip. Ticari bloklar AB ile yeniden şekillenirken, etki gücüyle kamu tarafına katkı veremeyen Türk iş dünyasının, Brüksel’deki temaslarında daha farklı bir yöntem benimsemesi gerekli.

Yönetim Danışmanı Barış SAZAKAB, Türk iş dünyası için son dönemin en sıcak konusu.

Gümrük Birliği revizyonu, “Ma­de in Europe” politikası, yeni STA’lar, e-ticaret mevzuatı, sınır­da karbon düzenlemesi gibi geliş­melerle bu aralar gündemde epey bir yer kaplamakta.Dolayısıyla AB ve kurumlarına yönelik, baş­ta Ticaret Bakanlığı olmak üze­re kamu kurumları ve iş dünyası temsilcileri, çeşitli girişimlerde bulunuyorlar.

Ticaret Bakanlığı ve kendi alanına girdiği kadarıy­la Dışişleri yetkililerinin, uzunca süredir yürüttüğü yoğun mesaiyi takip etmekteyim.

Ancak iş dün­yasının son yıllardaki girişimleri­nin ve faaliyetlerinin etkisi bence zayıf.

Geçtiğimiz günlerde Türk iş insanlarının imzasıyla güncel AB-Türkiye ilişkileri kapsamın­da, FT’de bir mektup yayımlandı.

Bahse konu mektubu, iş dünyası temsilcilerinin diğer AB faaliyet­lerini de kapsayan yaklaşımları­nın bir özeti olarak değerlendir­diğimizde, yöntem olarak eksik­lerinin olduğunu düşünüyorum.Seçilen mecra ayrıca tartışılır an­cak her şeyden önce mektuptaki üst seviye temennilerin altı dol­durulmamış, analiz ve veri olmak­sızın, Türkiye’yi istemci bir yak­laşım ve anlık tepkiyle kendi za­rarını minimize etmeye çalışan bir ülke hüviyete sokmuş.

AB’nin kendi gündemine yönelik ürete­ceğimiz değer önerilerine odakla­nılması, Brüksel’de daha çok kar­şılık bulabilirdi.Ellerinde ciddi imkanlar olan iş dünyası temsilcilerinin kaynak­larını tesirli, analitik olarak al­tı sağlam içerik ve araçların üre­timinde kullanması lazım.

Kamu tarafına ilave katkı yapabilecek dışsal araç ve argüman üretimi ancak böyle olur.

Bunun haricin­de de önemli bağlantılara sahip, beynelmilel iş insanı ve kişilerle Brüksel gibi ana merkezlerdeki varlıklarını, düzenli ve sürekli ha­le getirmeleri şart.

Türk’ün Türk’e propagandası şeklinde geçen se­yahatlerle bu işler zor yürür.AB bakış açısıBoşa kürek çekmemek, adına konuya AB tarafından bakmak­ta fayda var.

Dünya ekonomisi­nin 1990’da dörtte birini oluştu­ran Avrupa’nın payı, bugün yüzde 17’ye geriledi.

SWIFT işlemle­rinin dağılımında avronun payı son beş yılda azaldı.

AB ülkele­rinin uzunca süredir benimsedi­ği nitelikli ihracat odaklı büyüme modeli, artık eskisi gibi işlemiyor.Jeopolitik gerilimler, yeni ticari tarifeler, enerji fiyatları ve dün­yanın iki büyük ekonomik bloğu ABD ve Çin ile artan rekabet, den­geyi Avrupa’nın aleyhine çevir­miş durumda.

Aynı zamanda AB, kapıda bekleyen savunma harca­malarıyla da yüzleşmek zorunda.

Yalnızca Ukrayna’nın güvenliği­ni sağlamanın faturası bile yakın gelecekte yarım trilyon avro ola­cak.

Buna ek olarak, iklim deği­şikliğinin gerektirdiği büyük dö­nüşümün finansmanı da önünde­ki ağır yüklerden biri.AB artık erteleyemeyeceği bir ticari ve sınai dönüşümü başlat­mak zorunda.

Ancak tüm bu zor­luklara rağmen AB ekonomisi, güçlü bir iç pazara, küresel ölçekte rekabetçi bir ar-ge ekosistemine ve sağlam bir sanayi altyapısına sahip.

Dünyanın en cazip pazar­larından biri olarak, küresel çapta hane halkı bazında harcanabilir gelir sıralamasında, ilk yirminin 15’ini hala bünyesinde barındır­makta.

Lazer teknolojileri ve li­tografiden endüstriyel biyotek­nolojiye, ileri fabrika otomas­yonundan kompleks ulaştırma çözümlerine kadar derin ve çeşitli bir imalat repertuarına sahip.Yakın gelecekGelecek projeksiyonunda AB’nin iki temel stratejisinden birincisi, ABD ve Çin’e olan bağımlılığını azaltarak arz güvenliği ve tedarik zincirlerini daha dayanıklı hâle getirmek.

İkincisi ise AB’nin ima­lat ve hizmetler alanındaki güç­lü oyuncuları için yeni ihraç pa­zarlarının açmak.

Başta ABD ye­ni gümrük tarifeleri ve tarife dışı engelleri yükseltirken, AB de öte yandan kapsamlı ticaret anlaş­malarını devreye almakta.

MER­COSUR, Endonezya ve Hindis­tan ile ticaret anlaşmaları sonuç­landırıldı.

Malezya, Filipinler ve Avustralya ile müzakereler sü­rüyor.

Yeşil dönüşüm için kritik hammaddelere sahip bu ülkeler, aynı zamanda yeni ihraç pazarla­rı olarak da kaldıraç etkisi sağlar­ken, AB’nin ithalatı için ABD ve Çin’e alternatif olabilirler.Dönüştürücü teknolojiler, sek­törleri yeniden şekillendirirken, küresel rekabetin kurallarını da baştan yazmakta.

Şansölye Mer­kel’in on yıl önce itiraf ettiği üze­re; AB, ölçek ve makro-inovasyon açısından dijitalleşme ve küresel yapay zekâ (YZ) yarışında geride kaldı.

AB merkezli teknoloji şir­ketlerinin hacmi, ABD ve Çin’de­ki muadillerinin gerisinde.

Ancak kapitalist formasyon bazı sektör­lerde bazen ikinci hamle avanta­jı da sunabilmekte.

Şu an geride olsa da bir süre sonra derin ve ni­telikli imalat veri havuzuyla en­düstriyel YZ’de kendine özgü bir avantaj inşa edebilir.AB için diğer önemli kaldıraç unsuru da savunma sanayi.

Sal­gından sonra iki misline çıkan harcamalar, 380 milyar avroya ulaştı.

Bunun sonucu olarak da Avrupa’nın savunma sanayi alt­yapısında dikkat çekici bir can­lanma yaşanıyor.

Bu durum AB için hem sermaye hem teknolo­ji tarafında yeni kapıları aralaya­caktır.AB ticaret anlaşmalarıyla sı­nai ve ticari sorunlara alternatif­ler üretirken; enerji maliyetleri, dünyanın diğer bölgelerine kıyas­la yüksek kalmakta.

Bu da kıtanın önündeki en kritik konu olarak, AB şirketlerinin rekabet gücünü aşındırıyor.

Öte yandan yeni nesil YZ sistemleri giderek daha enerji yoğun hâle gelmekte.

Bugün itiba­rıyla orta büyüklükte bir veri mer­kezi, yıllık bazda 30 bin hanenin tükettiği kadar elektrik harcıyor.

Enerji maliyetlerinin, AB’nin dö­nüştürücü teknolojilerde cevap üretme kapasitesini frenleyebile­cek bir sorun olarak indirilmesi gerekiyor.Küçük bir ufuk turuyla, AB ba­kış açısına atıf yaparken, ye­ni stratejilere ön ayak olabile­cek belli başlı unsurları sırala­maya çalıştım.

Bunlar daha geniş mecralarda çeşitlendirilip konu siyasi, diplomatik ve farklı tica­ri boyutlarıyla ele alınabilir.

Et­ki etmeye çalışılan karşı tara­fın ne yapmaya çalıştığını anali­tik düzlemde ortaya koymadan, kendimizi konumlandırmamız mümkün değil.

Öyle olunca da canımızı yakan değişimlere kar­şı taleplerimizi alelacele iletmek çok verimli olmuyor.AB kendin­ce yeni dönem pozisyonlamasını hesap kitapla yaparken, ülke ola­rak o denklemlerde ne ölçüde yer aldığımızı iyi tespit etmeliyiz.

Bu bağlamda maalesef iş dünyasının vizyonunun kamunun gerisinde kaldığını söylememiz lazım.

Ka­mu ilişkilerinin ve lobinin yumur­ta kapıya dayanınca yapılması, ge­nellikle ekonomik sonuçlar ver­mez.

Verse bile maliyeti yüksek olur.

AB, dışarıdan gelen talepleri değil; paydaşlarla içeriden kuru­lan koalisyonları dikkate alır.

İlgili Sitenin Haberleri