Haber Detayı
Avrupa’da dönüşüm: Trump fırtınasından Çin gerçekliğine
Trump karşısında manevra alanı yaratmak isteyen Batı dünyası, kendi içinde kenetlenmenin yollarını ararken diğer taraftan da Çin ile yeni bir sayfa açmak için kolları sıvadı. Kanada ve İngiltere liderlerinin sekiz yıl aradan sonra Çin’i ziyaret etmelerinin önemi ve ticaret anlaşmaları kadar verilen mesajların da sıradan olmadığı aşikar.
Aydın Üniversitesi Çin Araştırmaları Merkezi Danışma Kurulu Üyesi Gökhun GÖÇMENAvrupa Birliği Dış Politika Şefi Kaja Kallas, ocak ayının ortasında Avrupa Parlamentosu’nda siyasi parti liderleriyle yaptığı görüşmede dünyanın gidişatına işaret ederek “içmek için iyi bir zaman” dedi.
Kallas’ı böylesine dertlendiren sadece ABD’nin Batı dünyasının geri kalanını yüzüstü bırakması değil, hedef haline de getirmesiydi.‘Önce Amerika’ ilkesi ile yola çıkan Donald Trump, gümrük vergileri sopasını kullanarak Birleşik Krallık ile acı verici, Avrupa Birliği ile de yıkıcı bir ticaret anlaşmasına imza attı.
Anlaşma uyarınca Avrupalılar otomobil vergisinin yüzde 15’e, çelik vergisinin ise yüzde 20’ye çıkmasını kabul etti.
Müzakere öncesinde ilan edilen yüksek gümrük vergilerine bakarak “ölümü görüp sıtmaya razı gelen” Avrupa ayrıca ABD’den 750 milyar dolar değerinde sıvılaştırılmış gaz alma taahhüdünde bulundu.Güvenlik mimarisi artık geçerli değilSavunma alanında ise Trump ile birlikte, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından inşa edilen güvenlik mimarisi tarihin tozlu raflarına kaldırılmasa da büyük ölçüde değişti.
Trump’a göre ABD’nin güvenlik şemsiyesinden yararlanarak refaha ve istikrara yatırım yapan Batılılar artık NATO’ya ayırdığı bütçeyi artırmalı ve Amerikan silah sistemlerinin iştahlı müşterileri haline gelmelilerdi.
Ukrayna krizini Avrupa’nın kucağına bırakan ABD lideri ayrıca Rusya’nın da Avrupa tarafından yönetilmesi gereken bir sorun olduğunu duyurdu.Biden döneminin bagajından kurtulmak isteyen ABD başkanı, Ukrayna konulu müzakerelerde de NATO üyelerini dışlayarak “masada değilsek menüdeyiz” korkusunu tetikledi.
Batılılar bu endişelerinde haksız olmadıklarını Grönland ve Kanada örnekleri ile tecrübe ettiler.
ABD dış politikasının önceliği olarak Batı Yarımküre’yi belirleyen Trump, Kanada’yı 51. eyalet olarak tanımladıktan sonra gözünü Grönland’a dikti.
ABD başkanı bugünlerde NATO üyesi Danimarka’ya bağlı Grönland’ı güç yoluyla ilhak etme tehdidini rafa kaldırmış olsa da bölgenin ABD denetimine gireceğinde ısrar ediyor.Trump’tan bunalan soluğu Çin’de alıyorABD Başkanı Donald Trump’ın uluslararası ticareti bir silah olarak kullanması, güvenlik garantörlüğünden büyük ölçüde vazgeçmesi ve toprak bütünlüğü gibi en temel egemenlik haklarını tanımaması Batı’da alarm zillerinin çalmasına neden oldu.
ABD’yi dengelemek, Trump karşısında manevra alanı yaratmak isteyen Batı dünyası, Grönland örneğinde görüleceği üzere, kendi içinde kenetlenmenin yollarını ararken diğer taraftan da Çin ile yeni bir sayfa açmak için kolları sıvadı.
Kanada Başbakanı Mark Carney’in ardından Finlandiya Başbakanı Petteri Orpo ve en nihayetinde dört günlük temasları ile İngiltere Başbakanı Keir Starmer, deyim yerindeyse, Çin’de kamp kurdu.
Almanya Başbakanı Fredrich Merz’in de şubat ayı içinde geniş bir heyetle Pekin’i ziyaret edeceği ülke basınına yansıdı.ABD’nin sinir uçlarına atılan imzalarBatılı liderlerin Çin ziyaretlerinde attığı imzalar, dönemin ruhuna uygun olacak şekilde ikili ticaret sözleşmelerinin ötesine geçerek ABD’nin stratejik planlarına meydan okuma halini aldı.
İngilizler 2,2 milyar sterlinlik ihracat sözü alıp, AstraZeneca aracılığı ile Çin’e 15 milyar dolar yatırım yapma kararı alırken, Kanada lideri ABD’nin kırmızı çizgilerinde dolaşmayı ihmal etmedi.
Halihazırda son bir yıl içinde Çin’e enerji sevkiyatı yüzde 84 artan Kanada bu alanda Pekin yönetimden yatırım sözü alırken, Çin’in elektrikli araçlarına uyguladığı gümrük tarifesini belirli kotalar dahilinde kaldırdı.Anlaşmaları “çok tehlikeli” bulan Trump, İngiltere’yi uyarmakla yetinirken, Kanada’ya ise gümrük vergisi sopasını salladı.
Trump’ın Amerikan endüstrisine verdiği önem ve Çin’e enerji akışını kontrollü hale getirmek için Venezuela’da yaptıkları düşünülürse Kanada’nın attığı imzaların Washington’da yarattığı huzursuzluk daha net okunabilir.Kanada ve İngiltere liderlerinin sekiz yıl aradan sonra, yüksek düzeyde Çin’i ziyaret etmelerinin önemi ve ticaret anlaşmaları kadar verilen mesajların da sıradan olmadığı aşikar.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Pekin’de yaptığı toplantıda Çin lideri Xi Jinping’in kendisine anlattığı “fil metaforunu” gündeme getirdi.
Gözleri görmeyen insanların filin kuyruğuna dokunduklarında onu bir sütun, karnına dokunanların ise duvar sandığını anımsatan Starmer, Çin gibi devasa ölçekteki bir ülkeyi bütünlüklü okumak gerektiğini vurguladı.İngiliz lideri, Çin ile stratejik ortaklık geliştirmek için niyet beyan ederken Kanada lideri Davos konuşmasında olduğu gibi bir adım daha ileriye giderek Pekin yönetimi ile ilişkilerin ABD’ye nazaran daha öngörülebilir olduğunun altını çizdi.Batı’da yapısal dönüşüm: Niyet ve kapasite var mı?Batılı liderlerin Çin ziyaretlerinin yapısal dönüşüm sinyali verdiği söylenebilir.
Kanada lideri Carney’in Davos’ta yaptığı “küresel bir geçişin değil, kopuşun ortasındayız” konuşması, AB Şefi Kaja Kallas’ın Washington’daki politika değişiminin kalıcı olduğunu anımsatması, Almanya Şansölyesi Merz’in “Pax America’nın” sona erdiğini ilan etmesi bu bağlamda hatırlanmalıdır.ABD dışındaki Batılı aktörlerin yeni dönemde Çin başlığında aşması gereken en büyük engel Washington kadar içeriden de kaynaklanıyor.
Zira yıllar boyunca Batılı devletler dış politikada Çin karşıtlığını bir devlet politikası olarak kurumsallaştırdılar.
Kanada lideri Carney, seçim döneminde ülkeye dönük en büyük jeopolitik meydan okumanın Çin’den geldiğini söylerken, Birleşik Krallık’ta Çin karşıtlığı kademeli olarak devlet politikası haline geldi.2021’de yayımlanan Entegre İnceleme’de İngiltere, Çin’i uluslararası düzeni etkileyen başlıca aktörlerden biri olarak tanımlamış, 2023 tarihli belgede bu tanım sertleştirilerek Çin, güvenlik ve değerler açısından uluslararası düzene “çığır açıcı bir meydan okuma” olarak sunulmuştu. 2025’te yayımlanan Stratejik Savunma İncelemesi’nde ise Çin “sofistike ve kalıcı bir meydan okuma” şeklinde değerlendirilmişti.Britanya’nın yayınladığı belgelerin bir istisna değil Batı başkentlerinin neredeyse tamamında benimsenen bir devlet politikası olduğu biliniyor.
Bu nedenle Batılıların tespitlerini uzun vadeli bir politikaya dönüştürmeleri için bir ziyaret ve iki imzadan fazlasını yapmaları gerekecek.ABD’nin Çin ile doğrudan hesaplaşma yerine “makul barış” arayışını Ulusal Savunma Belgesi’ne geçirdiği 2026 yılında, Batı’nın benzer bir düzenlemeye gidip gitmeyeceğini zaman gösterecek.