Haber Detayı

Sabah’ın sesinden Doğu’nun engin ruhu
Latif bolat aydinlik.com.tr
01/02/2026 00:00 (6 saat önce)

Sabah’ın sesinden Doğu’nun engin ruhu

Sabah’ın sesinden Doğu’nun engin ruhu

Müzisyenliğimizle ilgili her şey, Grundig marka küçük bir masaüstü radyosu ile başladı. 60’lı yılların sonuydu sanırım.

Akdeniz’in kıyılarındaki kasaba büyüklüğündeki şehrimiz, güneyinden Arap kültürü ile boylu boyunca çevrilmişti.

Aslında şehrin nüfusunun yarısı da Arap idi.

Çiğköfteden lahmacuna, ciğer kavurmasından künefeye kadar sofralarımızı Anadolu’nun başka yerlerine göre daha zenginleştiren Arap mutfağının etkileri de süslemekteydi.

Ama bizim bugünkü Latif Bolat olmamıza yol açan ne künefe idi ne de lahmacun.

İlle de o minik Grundig radyodan sürekli duyduğumuz Arap şarkıları idi.

Sözlerini anlamasak bile, melodilerin iniş çıkışından, şarkıcının sesinin tonunu değiştirmesinden yola çıkarak, şarkıya kendimiz kendi sözlerimizi yakıştırıp, anlam vermekteydik.

TRT’nin daha fazlaca gelişmediği o yayın zamanlarında, Bağdat, Tahran, Şam ve Kahire radyoları, bizim gariban evimizin salonuna, bu Grundig radyo ile adeta dünyaya açılan bir pencere görevi görmekteydi.

O günler Beatles’ın, Bee Gees’in, Cat Stevens’in de Batı’dan dünyayı kasıp kavurduğu zamanlardı.

Ama ne makamlarının ne de şarkı söyleme tarzlarının bize uymadığı bu meşhur şarkıcılar ve şarkılar, bizim için fazla anlam ifade edemiyordu.

Sadece onların fotoğraflarda gördüğümüz çiçekli gömlekleri ve “İspanyol paça” pantolonlarını severdik ve onlara öykünmeye çalışırdık, küçük aile cüzdanımızın el verdiği ölçüde.

TAHRAN-BAĞDAT-ŞAM NAĞMELERİ Tahran radyosundan Mohammed Reza Shajarian’ın sesi, Bağdat’tan Münir Bashir’in udu, Şam’dan Sabah Fakhri’nin gazelleri, Kahire’den Ümmü Gülsüm ve Abdel Halim Hafez’in büyük orkestralı şarkıları, gelecekte müzisyen olmak isteyen bu genç insanın büyük hayaller içinde büyümesine sebep olacaktı.

Bu hayaller, sonuçta bir ihtiras haline gelince, kenarından köşesinden müziğin o derinlikli dünyasına da girmiş olacaktık.

Ankara Devlet Konservatuarı, Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü ve Ankara Halk Tiyatrosu’nun müzikalleri derken müzik bizi de ortasında bulacaktı.

Bu yaklaşık 50 sene önceydi.

Ve Siyaset Bilimi, Tarih, Ekonomi, İşletme, Pazarlama, Bilgisayar Programcılığı gibi eğitimler ve meslekler ile de süslenmiş bir hayat, müzikten hiç ayrılmadan devam edip bugüne gelecekti.

Dünyada siyaset bu kadar alt üst olurken, bu geçmişe dönük anılar nereden çıktı birdenbire diyebilirsiniz.

Hayat, devamlılık içinde akan bir hatıralar toplamı ne de olsa.

Özellikle de kendi kendinize kaldığınız anlarda, gözünüzün önünden bir film gibi geçen tüm hayat sahneleri ile ilgili anılar, yüzeye çıkıveriyor işte.

Aslına bakarsanız, zamanın süzgeci kötü hatıraları gereksiz maddelermiş gibi süzgecinden geçirip “delete-sil” düğmesine basıyor galiba.

Öyle olunca da hayatınızın, yönetmeni sizin kendinizin olduğu o upuzun filmi, anılar perdesinde yansıyıp, sizi geçmişinizin herhangi bir noktasına götürebiliyor.

SABAH’IN SESİNDE ZAMAN TÜNELİNDEYİZ Bizim aklımıza ve gönlümüze bu düşünceleri getiren sebep, daha yeni bitirdiğimiz Mısır ziyaretinin hatıraları taptaze iken, Suriyeli rakipsiz şarkıcı Sabah Fakhri üstadımızın Youtube’deki videolarına dalışımız oldu.

Son 4 gündür, günde yaklaşık 8 saat mesai yaparak, Sabah Fakhri’nin Suriye TV’si dahil, tüm canlı konser kayıtlarını dinledik.

Bu şimdiye kadar hiç yapmadığımız bir şey idi ama, galiba buna benzer derinlemesine dalışları Ummu Gülsüm, Warda, Shajarian, Hamza El Din gibi artık aramızda olmayan, ama şarkıları ile hala hayallerimizi ve gönlümüzü süsleyen müzisyenler için de yapacağız.

Kısacık boyu, kocaman göbeği, ama dehşetli temiz ve gür sesi ile, Venezuela konserinde 10 saat hiç kesintisiz şarkı söyleyen Sabah Fakhri, tekrar tekrar Doğu insanının müzikal varlığını bize hatırlatıyor.

Kendimiz de kendi çapımızda bir müzisyen olmamıza rağmen, Sabah Fakhri’yi sahnede dinlerken, ne denli küçük olduğumuzu hatırlatıyor bize.

Ama öte yandan, onun mükemmeliyetle temsil ettiği Doğu müzisyenliğinin bir köşesinden de olsa, onun yanına oluyor olma ihtimali, bize daha derin bir ihtiras ve gayret de veriyor.

ŞARKI SADECE ŞARKI MIDIR?

Sabah Fakhri bize, kendisi artık bu dünyada olmamasına rağmen, sahnede nasıl davranılır ve nasıl müzik yapılır konusunda da hala öğretmenlik yapmakta.

Müzisyenlik ve şarkıcılığın, sadece güzel görünüm ve notaları okumak olmadığını, her şarkısında ispat etmekte.

Kocaman orkestrasının önünde, hem kendi sesini, kendi vücudunu kontrol ederken, aynı zamanda orkestrayı da Herbert von Karajan gibi bir üstünlükle yönetmesi, en basitinden olağanüstü bir eğitim tecrübesi seyreden bizim için.

Sabah Fakhri’nin Şam’daki konserlerinin videosunu izlerken dikkat ettiğimiz bir başka boyut ise, stadyumu dolduran binlerce insanın Suriyelilik temelindeki birliği ve Arap kültürünün kutlanması oluyor.

Elbette hiç kimsenin alnında Arap, Kürt, Alevi, Sünni olduğu yazmıyor.

Ama Arap dünyasının ve Suriye’nin yetiştirdiği bu en büyük şarkıcının sesinin tılsımı altında, herkes sadece insan olduğunun düşüncesi ile, müziğin dalgaları ile zamanın içinde kayboluyor.

ÇOĞU ARTIK OLMAYAN SEYİRCİ Videonun tarihine bakınca, stadyumdaki seyircilerin çok büyük çoğunluğunun artık hayatta olmadığı düşünmek te, insanoğlunun ve dünyanın faniliği konusunu bir kez daha acı bir şekilde hatırlatıyor bize.

O kadar kendinden geçmiş olan bu seyircinin, dışardan zorlanan bölücülük olmasa, birbirine zalimce davranması mümkün değildir.

Bunu bizzat Türkiye’de kendi yaşadıklarımız ile tecrübe etmiş bir milletiz ne de olsa.

Her konserde, her futbol maçında yan yana hayallerini ve hayatlarını birleştiren bir halkın, müzik susunca birbirini öldürmesi, ancak büyük organizelerle ve büyük kışkırtmalarla mümkündür.

Elbette dünya adaletli bir yer değildir ve insanlığın başladığı günden bu yana da o kadar adaletli olamadı bir türlü.

Böyle giderse de daha çok uzun yüzyıllar adaletin ve eşitliğin sadece hayallerimizde yaşadığı bir gelecek, bizi beklemektedir.

Ama tüm bunlara rağmen, insanoğlu akıllı ve sabırlı bir yaratık olduğunu, her dönem ve her yüzyıldaki sakin varoluşunda ispat etmiştir.

Bunun sonucunda da hemen her alanda ve hep birlikte sürekli olarak ileriye doğru yol almaktadır.

Emperyalizm ve sömürgecilik ise, son 300 senedir elinden gelen tüm yolları kullanarak, insanların en geri duygularını kullanıp onları birbirlerine karşı kullanmayı asıl marifeti haline getirmiştir.

DOĞU SADECE TÜRKLER DEĞİL Kİ!

Sadece 4 yıl önce, 88 yasında bizi bu dünyada bırakıp gitmesine rağmen, Sabah Fakhri sadece Suriyeli insanlığa değil, tüm aleme müziğin, hoşgörünün ve geleneksel kültürün birleştiriciliğini ve bütünleştiriciliğini gösterir.

Kulaklarımızı sadece Suriye’den Sabah Fakhri’ye değil, İran’dan Shajarian’a, Mısır’dan Ümmü Gülsüm’e, Cezayir’den Warda’ya da açmamızı ve asırlar ötesinden gelen Doğu kültürünün bu engin gönüldaşlığını tecrübe etmemizi şiddetle öneririz.

Ne de olsa “Baki kalan bu gök kubbede, hoş bir seda imiş” demiş şairimiz Baki.

İşte 4 saat 15 dakikalık bu videodaki hoş seda, iyi bir başlangıç olabilir sizin için: https://www.youtube.com/watch?v=Sfm0RyyOpEs

İlgili Sitenin Haberleri