Haber Detayı
‘Sosyal Çürüme’nin gizlediği gerçek! Toplumu kendisi değil emperyalizm çürütür
Zeliha Bürtek, ‘ekonomi düzelir ama çürüme kalır’ tezini işlediği söyleşi kitabında yozlaşmanın kaynağını ekonomik sorunlarda ve emperyalizmin dayatmalarında değil, halkın kendisinde ve Cumhuriyet devrimlerinde arıyor
Türkiye’de yaşanan ekonomik sorunlar, ABD’nin bölgedeki tehditleri ve kültürel egemenliğinin toplumda büyük bir bozulmaya neden olduğu önemli bir gerçek.
Özellikle Türkiye’nin kamuculuğu terk ederek serbest piyasa ekonomisine geçmesiyle özel çıkar, toplumsal yaşamın merkezinde yer almaya başladı.
Kendisine sokakta mikrofon uzatılan Bürtek, “Dünya tarihi iktisadi olarak her zaman toparlandı.
Bir sürü krizler görüldü.
Ekonomi her zaman toparlanır, kapital kendini yok etmez ama sosyal çürümeyi de düzeltemezsiniz.
Şu an Türkiye’de sosyal çürüme var.
Bunun düzelmesi çok zor.
Dönüşü olmayan yerdeyiz.” ifadelerini kullanmıştı.
İlk bakışta önemli bir tespit gibi görülen bu sözlerin arka planı ise epey şaşırtıcı.
Bürtek, Türkiye’nin gündemine oturan bu röportajın ardından yayınlanan “Sosyal Çürüme” adlı söyleşi kitabında Gülşen İşeri’nin sorularını yanıtladı.
Verdiği yanıtlarda Bürtek, toplumsal yozlaşmayı ekonomik sebeplerden, emperyalizmin kültürel ve ideolojik egemenliğinden ayırması ise dikkat çekti.
Ayrıca Bürtek, çürümenin sebeplerinden biri olarak ulus devleti ve Cumhuriyet devrimlerini gösteriyor.
EKONOMİK GERÇEKLERİ GİZLEYEN ‘KÜLTÜREL’ PERDE Türkiye’de artan işsizlik, gelir adaletsizliği gibi temel meselelerin üzerinden atlayan Bürtek, toplumsal yozlaşmayı sadece kültürel alana hapsediyor: “Parasızlık da değil aslında sorunumuz, ülkede para hâlâ var.
Türkiye’ye markalar, şirketler gelmeye devam ediyor.
Para her zaman yerini buluyor.” Ekonomik sorunların yol açtığı güvensizliği ve belirsizliği görmezden gelen Bürtek, meseleyi sadece yanlış bilince ve kolaycılığa indirgiyor.
Bürtek, kitabında “Siz emek ve zaman dediniz ya, emek harcamadan ve sabretmeden kazanmak istiyor insanlar...
Bunların temelinde hep eleştirdiğimiz, hepimizin içine işlemiş bir kolaycılık var.” ifadelerini kullanıyor. ‘BİZ YALANCI BİR TOPLUMUZ’ Toplumsal çürümeyi ekonomik altyapıdan ve üretim ilişkilerinden koparan Bürtek, faturayı halka keserek toplumu topyekûn bir ahlaki çöküş içinde tanımlıyor: “Biz yalancı bir toplumuz.
Hepimiz.
Çünkü, sadece bir ya da iki parçada doğru durabiliyoruz, bütünsel bir doğruluk içinde barınamıyoruz.” CUMHURİYET BİR ‘BELLEK YİTİMİ’ OLARAK HEDEFTE Kitapta Bürtek’in sosyal çürüme tespitinin altından Cumhuriyet devrimlerine yönelik Batıcı çevrelerin yıllardır dile getirdiği argümanlara dayanan bir bakış açısı karşımıza çıkıyor.
Çürümeyi günümüzde yaşanan eşitsizliklerde ve emperyalizmin saldırılarında değil, Cumhuriyet’in aydınlanma hamlelerinde arayan Bürtek, “Kayıplar ve yitirilenler arasında kalmış bir millet var.
Belleğini yitirmemiş, bellek yitimine -yetim ve kimsesiz hissettirilmekte- maruz bırakılmış bir millet var.
Cumhuriyet belleği yok etti denilebilir” diyor.
HEDEFİNDE DİL DEVRİMİ DE VAR Bürtek’in hedef tahtasına oturttuğu en önemli başlıklardan biri de Harf ve Dil Devrimi.
Bir aydınlanma hamlesi olan bu devrimi kültürel bir kopuş ve yozlaşma nedeni olarak sunan yazar, “Keşke bu zengin Osmanlı Türkçesi, Arapça-Farsça karışımının devamı olsaydı diye düşünüyorum.” görüşünü açıklıyor.
Dil Devrimiyle sadeleşen Türkçenin ülkeyi temsil etmediğini öne süren Bürtek, “Dikkat ederseniz bir devrim yapılıyor, başka bir ülke doğuyor ve o ülkenin doğan dili, kendisini dünya siyasetinde, dünya ekonomisinde temsil edecek dil olamıyor; en önemlisi bu.
Bizim temsilimiz, bu doğan ülkenin temsili olamıyor.” fikrini öne sürüyor.
Bürtek Cumhuriyet aydınlanmasını eleştirirken Osmanlı dönemine dair “yakıp yıkmayan”, “karışmayan” bir imparatorluk güzellemesi yapmaktan da geri durmuyor.
Kitapta Bürtek, “Osmanlı gittiği hiçbir yeri yakıp yıkmamış...
Osmanlı sadece yayılmış.
Kültürünü götürmüyor, dilini götürmüyor...
Gayrimüslimlerin yaşamlarına hiç karışmamış.” sözlerini kullanıyor.