Haber Detayı
TÜRMOB'ta 'sahte belge' krizi: 136 bin kişi zan altında
Yusuf İleri yazdı...
Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın 586 sıra numaralı VUK Genel Tebliği ile 10380 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı kapsamında 1 Ocak 2026’dan itibaren işletme hesabına geçecek mükelleflerin defter ve beyan işlemlerinin yalnızca meslek mensuplarınca değil, esnaf odaları veya birlikleri aracılığıyla da yürütülebilmesinin önü açılmıştır.Her ne kadar Tebliğ’de meslek mensubu istihdamı veya gözetimi şartı öngörülse de, uygulama fiilen defter tutma faaliyetinin meslek alanı dışına taşınması riskini barındırmaktadır.
Düzenlemenin kapsamı bugün sınırlı görünse de basit usulden işletme hesabı esasına geçen tüm mükellefler yönünden benzer bir uygulama gündeme gelebilir.Yanı sıra “eşit işlem ve kolaylaştırma” gerekçeleri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan tüm mükellefler yönünde de zamanla genişletilmesi ihtimali göz ardı edilemez.Bu sebeple meslek mensuplarının itirazı son derece anlaşılırdır.
Kaldı ki işletme hesabı esasındaki mükellefler yönünden esnaf odalarına açık bir kanuni yetki veren düzenleme de mevcut değildir.Ancak asıl problem yalnızca düzenlemenin içeriği değil, TÜRMOB’un buna karşı kurduğu dilin mesleği savunmak yerine meslek mensubunu zayıflatmasıdır.İDARENİN İLKESEL YAKLAŞIMIHazine ve Maliye Bakanlığı’nın ilkesel olarak tüm mükelleflerin defter ve belge düzeni içinde yer almasını ve bu işlemlerin meslek mensupları tarafından yürütülmesini benimsediği bilinen bir gerçektir.
Bu yaklaşım, vergi idaresinin kurumsal genetiğiyle de uyumludur.Buna rağmen, politika önceliğinin esnaf kesiminin uyum maliyetlerini azaltmaya yönelmesi; TÜRMOB ve bazı oda yönetimlerinde uzun yıllardır değişmeyen kadroların temsil kapasitesindeki zayıflama ile meslek mensubunun ortak yararıyla uyumlu olmayan politika tercihleri çerçevesinde açıklanabilir.TÜRMOB’UN DİLİ MESLEĞİ VE MESLEKTAŞI ZAYIFLATIYORNitekim TÜRMOB’un tepkisi, büyük ölçüde tabandan gelen bu rahatsızlığın taşıyıcısı niteliğindedir.
Ne var ki basın bildirisinde yer alan bazı ifadeler, meslek mensupları açısından kabul edilmesi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Bildiride, esnaf odaları bünyesinde yürütülecek muhasebe işlemleri bağlamında şu soruya yer verilmektedir:“Yanlış tutulan muhasebe kayıtlarından ve gerçeğe aykırı beyannamelerden tıpkı meslek mensuplarımız gibi tüm mal varlıkları ile sorumlu olacak mıdır?”Bu ifade, meslek mensubunu savunmak bir yana, onu mükellefin fiillerine karşı sınırsız ve ölçüsüz bir sorumluluk rejiminin içine yerleştirmektedir.
Yarın idari makamlar, bilirkişiler, mahkemeler bu cümleyi alır, “TÜRMOB bile böyle görüyor” diye kullanır.
Oysa meslek mensubu, mükellefin ne ortağıdır ne de kefili ve fiillerinin garantörüdür.Eğer gerçekten böyle bir ‘tüm mal varlığıyla sorumluluk’ rejimi söz konusu ise, TÜRMOB bugüne kadar bu ölçüsüz sorumluluk anlayışına karşı ne yapmıştır?
Mesleki sorumluluğun sınırlarını netleştirecek hangi düzenleme teklif edilmiş hangi yargı süreci yürütülmüş hangi kurumsal mücadele verilmiştir?
Bu tablo, mesleği savunmak değil; sorumluluk rejimini meslek mensubuna karşı bir baskı ve yeniden seçilme aracı olarak istismar etmektir.TÜRMOB 136 BİN MESLEK MENSUBUNU ZAN ALTINDA BIRAKIYORTÜRMOB Bildirisinde yer alan ima ve ithamı aşan şu ifadeler zedeleyici ve itibar kırıcıdır, kabul edilemez:“Mükelleflerin sahte belge düzenleme ve kullanma fiillerinde bu odaların yöneticilerine iştirak ve vergi suçu raporu yazılacak mıdır?”TÜRMOB burada sahte belgede meslek mensubuna rapor yazılmasını eleştirmiyor, bunu olağan bir durum olarak görüyor; “diğerlerine de yazacak mısınız” diye soruyor.
Sahte belge düzenleme veya kullanma fiilleri, doğrudan kast unsuruna dayanan ve mükellefin iradesiyle şekillenen suçlardır.Bu fiillere iştirak eden kim olursa olsun elbette hukuki ve cezai sorumluluk doğar.
Ancak bunu, meslek mensupları açısından genelleştiren ve adeta olağan bir durum gibi sunan bir dil, hem mesleği hem de bu fiillerle arasına net çizgiler koyan meslek mensuplarının ahir ekseriyetini peşinen zan altında bırakmak anlamına gelir.TÜRMOB’un görevi, meslek mensubunu böyle senaryolarla suç alanının içine çekmek değil; tam tersine, mesleki sorumluluğun sınırlarını hukuk çerçevesinde net biçimde savunmaktır.İSTİFA KURUMSAL SORUMLULUK GEREĞİ DEĞERLENDİRİLMELİDİRTÜRMOB Bildirisinde kullanılan ifadeler; kurumsal itibar ve mesleki saygınlık bakımından zedeleyici niteliktedir.
Meslek örgütü yönetiminin görevi, mensubunu basın bildirisiyle kamuoyu önünde zan altında bırakmak değil; mesleğin sınırlarını ve itibarını savunmaktır.
Bu görevin ihlali, temsil sorumluluğunun kaybı anlamına gelir.
Bu nedenle ilgili yöneticiler, meslek mensuplarına karşı doğan bu ağır güven kaybı nedeniyle görevlerini bırakmaya davet edilmelidir.DİSİPLİNİN AMAÇ DIŞI KULLANIMINA KARŞI DİSİPLİNİ HUKUKEN İŞLETME ZAMANIBu çerçevede meslek mensuplarına açık çağrımız şudur: Tebliğ yönünden iptal davası açılması nasıl tabii ve yasal bir hak ise, TÜRMOB ve bazı oda yönetimlerinin şahsi bürolarını büyütmek ve tekrar seçilmek adına meslek mensubu aleyhine kullandığı disiplin mekanizmasına karşı şikayet ve disiplin sürecini işletmek de tabii ve yasal bir haktır.Sahte belge gerekçesiyle meslek mensupları aleyhine daha fazla vergi suçu raporu yazılması için kamu idaresinin gündeminde dahi olmayan bir yaklaşıma öncülük ettiğini ve bunun gerçekleşmesini sağladığını bizzat açıklayan TÜRMOB Disiplin Kurulu Başkanının, ön seçimlerde tüm oylara bakan bir sistem üzerinden aynı göreve yeniden getirilmesi; en büyük YMM Odası başkanının 136 bin meslek mensubunu potansiyel suçlu gösteren raporunun TÜRMOB tarafından da kabul edilmesi; telefon santralında “danışmanlığın” değil, “disiplin biriminin” ana menüde hizmet birimi gibi sunulması ve faaliyet raporlarında disiplin mekanizmasının neredeyse tek icraat olarak öne çıkarılması; disiplinin mesleği koruyan bir sistem olmaktan çıkarılıp bir yönetim politikasına dönüştürüldüğünü açıkça göstermektedir.Bu bildirideki meslek onuru ve mesleki saygınlığını zedeleyen ifadeler yönünden tüm meslek mensupları ayrı ayrı şikayet hakkını kullanmalıdır.
Zira Disiplin Yönetmeliği’nin 16. maddesi Oda kurullarının başkan ve üyeleri hakkında, ilgili Oda Genel Kurulunun; birlik yöneticileri bakımından ise Birlik Genel Kurulu kararının soruşturmayı yürüteceğine amirdir.Yani yapılacak şikayetlerin Oda ve Birlik genel kurulunun gündemine taşınması mevzuat gereği zorunludur; aksi durumda görevin ihmali ve görevi kötüye kullanma kapsamında değerlendirme yapılması gündeme gelebilecektir.
Özetle kuruldakiler yönünde cezalandırma süreçlerinin karar mercii doğrudan meslek mensuplarıdır.Yapılacak şikayetler, temsilciliği şahsi güç ve tahakküm aracı gibi görenleri "efendi, ebet müddet ağa" konumunda çıkarıp onlara meslek mensubu olduklarını hatırlatacak; hukuk önünde mesleki sorumluluk ve sınırlar içinde hesap veren taraf haline getirecektir.TÜRMOB POLİTİKALARI HANGİ İKLİMDE ŞEKİLLENİYORMeslek mensuplarının yaklaşık yüzde 95’inin, bir gece dahi konaklayamayacağı ölçüde lüks otellerde, TÜRMOB’un, Türkiye genelinde ve bölgesel ölçekte sık sık günlerce süren başkanlar toplantıları düzenlemesi; mesleğin ve meslektaşın ekonomik gerçekliği ile temsilciler koalisyonu arasındaki çelişkiyi açık biçimde ortaya koymaktadır.
TÜRMOB politikaları ile basın bildirisindeki görüşler işte bu ortamlarda filizlenmektedir.
Meslek mensubunun kapısından içeri giremediği mekanda, onun parasıyla üretilen kararın mesleği temsil etmesi zaten başlı başına bir ironidir.Üstelik günümüzde bu tür toplantıların çevrimiçi yöntemlerle etkin, hızlı ve neredeyse sıfır maliyetle gerçekleştirilebilmesi mümkünken buna rağmen lüks otellerden vazgeçilmemektedir.Ayrıca bu toplantılardan ikisinin konusu 586 no.lu Tebliğ ve meslektaşı itham eden “Basın Duyurusu” yayımlandıktan sonra gerçekleştirilmiş olmasına rağmen, duyuruda yer alan ve mesleğin itibarını zedeleyen ifadelere tek bir itirazın dahi yükselmemesi özellikle kayda değerdir.Odatv.com