Haber Detayı
İstinaf Protokolü yapımı ‘Babamın Sesine Uyandım’ temsillere devam ediyor: Topluma bir ayna
Sömürülen ya da kurşuna dizilen madenci, kamplarda, sömürgelerde yaşayan köleler, ezilen, canı çıkarılan dünya dolusu insan sürüleri sustuğu sürece konuşabilenlerin onların yerine konuşması, onlardan yana olması gerek” diyor Albert Camus, oyundaki sanatçı/ akademisyenimiz de çağımızdaki sığınmacı/mülteci sorununa odaklanarak bir proje üzerinde çalışıyor.
Oyunun adı biraz uzun ancak okurken bile bıraktığı duygu o kadar güçlü ki “Acaba sahnede nasıl bir his bırakacak?” düşüncesine dalıyorsunuz: “Televizyonun Karşısında Özel Mülkiyetin Kökeni Üzerine Düşünürken Uyuyakalmışım, Babamın Sesine Uyandım.” Önceki akşam Zorlu PSM %100 Studio’da temsil yapan oyun, 16 Şubat saat 20.30’da, Moda Sahnesi’nde yeniden izleyiciyle buluşacak.
SANATÇININ GÖREVİ VE ÇELİŞKİSİ Bir rüya belki de sahnede tanık olduklarımız, ama deyim yerindeyse “sapına kadar gerçek”.
Her ne kadar baba-oğul/ lar arasındaki ilişkinin bir yansıması olsa da insanın gerçekliği, toplumun gerçekliği, sınıf çatışmasının gerçekliği, kadın-erkek ve öğretmenöğrenci ilişkilerinin gerçekliği, toplumun yarattığı ve dayattığı erkeklik kalıplarının gerçekliği, yaşadığımız dünyanın acımasızlığının gerçekliği, belleğin gerçekliği, unutuşun gerçekliği, kaçışın gerçekliği, dürüstlüğün gerçekliği, mücadele etmenin gerçekliği... “Zamanımızda olup biten işlere sanatçı olarak karışmak zorunda değiliz ama insan olarak karışacağız elbet.
Sömürülen ya da kurşuna dizilen madenci, kamplarda, sömürgelerde yaşayan köleler, ezilen, canı çıkarılan dünya dolusu insan sürüleri sustuğu sürece konuşabilenlerin onların yerine konuşması, onlardan yana olması gerek” diyor Albert Camus, oyundaki sanatçı/ akademisyenimiz de çağımızdaki sığınmacı/mülteci sorununa odaklanarak bir proje üzerinde çalışıyor.
Projesini yurtdışı bağlantılı bir kuruluşa “beğendirmeye çalışan” sanatçımız, aslında yaşadığı toplumdan uzaklaşmanın da peşine düşüyor.
Oyun, sol düşüncedeki sanatçı/ akademisyenin, mülkiyet, aşk ve aile üçgeninde sıkışmışlığının gerçekliği bir bakıma; çağımızın aydın/sanatçı kavramındaki çelişkisi de gözler önüne seriliyor.
Kuşaklar arasındaki bellek/ belleksizlik ilişkisinin açıkça gösterildiği oyun, postmodern anlatıların kutsadığı bireyciliği karşısına Nâzım ustanın “yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür/ ve bir orman gibi kardeşçesine” dizelerine göndermede bulunuyor ve “orman” kavramının derinliğinde, yok edilmesi gereken kötülüklerin, değişmesi gereken düzenin örgütlü olabilme edimine değer katıyor.
DİKKATE DEĞER OYUNCULUKLAR İstinaf Protokolü’nün ilk yapımı olan oyun, 29’uncu İstanbul Tiyatro Festivali’nde prömiyerini yapmış ve tiyatroseverlerin dikkatini çekmişti.
Oyun müzikleriyle, ışık ve dekor tasarımıyla, dramaturjisiyle de önemli bir şey başarıyor: sahnedeki tutarlılık.
Bu tutarlılık, seyirciyi oyunun içine hapsetmiyor, boğmuyor ve aslında bir ailede yaşanan “kavga”yı merakla izleyen komşu hissiyle dolduruyor.
Tiksindiğimiz bu dünya düzeninde yaşananları yalnızca izlemeye koyulan, harekete geçmeyen topluma karşı bir manifesto belki de.
Onur Dikmen, Neslihan Arslan, Doğa Kahvecioğlu ve Murat Karasu’dan oluşan oyuncu kadrosunun sahnedeki performansları da dikkate değer.
Ferdi Çetin’in yazdığı, Görkem Şarkan’ın yönettiği oyunda dramaturji Noyan Ayturan’a ait.
Oyunun yaratıcı ekibinde Merve Yörük (dekor), İrem Dilaver (kostüm), Ayşe Sedef Ayter (ışık), Vehbi Can Uyaroğlu (ses) ve Bahadır Canberk (video) yer alıyor.
İLİŞKİLER VE İNANÇLAR Oyunun yaratıcısı Ferdi Çetin’e, oyunun yaratım sürecini sorduk.
Tüm değerlerin dağıldığı bir sistemde ilişkiler ve inançlar üzerinden seyirciyi bugünü düşünmeye davet eden bir hikâye olarak kurguladığını belirtiyor Çetin.
Oyunun hikâyesini kurarken tüm ilişki biçimlerine eşit mesafede durarak kırılmaya yakın oldukları yerden ele almaya çalıştığını vurguluyor ve şu ifadelere yer veriyor: “Geriye yaslanıp baktığımda oyunun ekseninde duran ‘adam’ karakterinin köklerinden geri dönemeyecek kadar koptuğu ve geçmişine yabancılaştığı bir noktadan ileriye doğru hareket etmek için bir motivasyon kurmaya çalıştığını görüyorum ama tam da bu noktadaki bocalaması ve sürekli geriye düşmesi onu günümüz gerçekliği açısından sahici kılıyor benim gözümde.”