Haber Detayı

Ankara Barosu Başkanı Av. Köroğlu, gazetecilerin gözaltına alınmasını ve AYM’nin ihlal kararlarını değerlendirdi: ‘Burada yapısal arıza var!’
Türkiye cumhuriyet.com.tr
24/03/2026 04:00 (1 saat önce)

Ankara Barosu Başkanı Av. Köroğlu, gazetecilerin gözaltına alınmasını ve AYM’nin ihlal kararlarını değerlendirdi: ‘Burada yapısal arıza var!’

Ankara Barosu Başkanı Av. Mustafa Köroğlu; “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” başlıklı Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesinin (TCK 217/A) uygulanması ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ihlal kararılarına yönelik; “Sürekli ihlal üreten bir yargı düzeniyle karşı karşıyayız. Adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve güvenliği gibi en temel alanlarda sürekli ihlal konuşuyorsak, burada artık münferit hata değil, yapısal arıza vardır” dedi. Av. Köroğlu; TCK 217/A’dan tutuklanan gazeteciler Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın dosyaları hakkında da “Bunun adı hukuk tekniği değildir. Bunun adı, kamuoyunda söylendiği gibi, dosya şişirmektir” ifadelerini kullandı.

Resmi Gazete’de Ekim 2022’de yayımlanan yasa değişikliğiyle yürürlüğe giren “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” başlıklı Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi (TCK 217/A); haber alma ve yayınlama hakkını kısıtlayacı bir uygulamaya dönüştü.

Bu madde kapsamında 2026’nın ilk çeyreğinde gazeteciler Alican Uludağ, Bilal Özcan ve İsmail Arı tutuklandı. ‘GERÇEĞİN DOLAŞIMINI DENETLEMEK İSTİYORLAR’ TCK 217/A’nın uygulanmasına ve gazetecilere yönelik yargı işlerinin artmasına ilişkin Ankara Barosu Başkanı Av.

Mustafa Köroğlu gazetemiz Cumhuriyet’e konuştu. “217/A’nın uygulamada bir ‘dezenformasyonla mücadele’ aracı değil, doğrudan doğruya kamusal sözü terbiye etme mekanizmasına dönüştüğü çok açık” diyen Köroğlu; “Bu madde daha baştan sorunluydu.

Çünkü suç tanımı belirsizdi, sınırları muğlaktı, yoruma açıktı.

Hukukta belirsizlik bazen teknik hata değildir; bazen bilinçli olarak bırakılmış bir geniş müdahale alanıdır.

Burada da olan tam olarak budur.

Bu yaklaşım, hukukun öngörülebilirliğini ortadan kaldıran, faili belirsizleştiren, herkesi potansiyel suçlu haline getirebilecek bir mantık taşıyor.

O gün ‘dezenformasyonla mücadele’ diye sunulan şeyin, bugün doğrudan basına, söze ve eleştiriye yöneldiğini görüyoruz.

Gazetecilerin zaten büyük ölçüde susturulduğu bir düzende, sosyal medyada dolaşan bilgiyi de ceza tehdidiyle bastırmak istemek, gerçeği korumak değil; gerçeğin dolaşımını denetlemek istemektir” ifadelerini kullandı. ‘UYGULAMAYLA DOĞRULANMIŞ BİR TESPİT’ TCK 217/A’nın “gazetecilere yönelik bir yargı sopası” yönündeki eleştirilere katıldığını belirten Av.

Köroğlu; “Artık bunun eleştiri olmaktan çıktığını, uygulamayla doğrulanmış bir tespit haline geldiğini düşünüyorum.

Çünkü hukuk devleti, hoşuna gitmeyen sözü suçlaştırarak ayakta kalmaz.

Tam tersine, en sert eleştirinin dahi güvence altında olduğu yerde hukuk devleti vardır. 2026’nın ilk çeyreğinde bu madde kapsamında gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanması, meselenin münferit olmadığını gösteriyor.

Hele ki Alican Uludağ ve İsmail Arı dosyalarında geçmiş haberlerin ve sosyal medya paylaşımlarının dosyaya yığılması, soruşturmanın somut fiilden uzaklaştırılıp kişiyi topyekûn suçlu gösterme çabasına dönüştüğü izlenimini yaratıyor.

Bunun adı hukuk tekniği değildir.

Bunun adı, kamuoyunda söylendiği gibi, dosya şişirmektir.

Somut suç isnadı zayıfsa, geçmişten malzeme toplayarak bir ‘şüpheli karakter’ inşa etmeye çalışırsınız.

Bu da hukuk değil, gözdağı üretir” dedi. ‘SİSTEM ALARM VERİYOR’ Uygulamada gelinen noktada gazetecilerin yaptığı haberlerin, attığı sosyal medya paylaşımlarının ve kullandığı ifadelerin mesleki faaliyet alanından çıkarılıp, suç unsuru haline getirildiğini vurgulayan Köroğlu; “Bu, sadece gazeteciyi değil, toplumun tamamını ilgilendirir.

Çünkü gazeteciyi susturmak, toplumun duyma hakkını kısmaktır.

Basına yönelen her baskı, halkın gerçeğe erişim kanalına vurulan darbedir” dedi.

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) en çok “adil yargılanma hakkının ihlali” yönünde kararlar verdiğini anımsatan Köroğlu; “AYM’nin ihlal kararları da zaten bu sistemin alarm verdiğini gösteriyor.

Sürekli ihlal üreten bir yargı düzeniyle karşı karşıyayız.

Bu tablo bize şunu söylüyor: Sorun birkaç yanlış karardan ibaret değil.

Sorun, temel hakları istisna; müdahaleyi ise olağan gören bir zihniyetin yerleşmiş olmasıdır.

Adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve güvenliği gibi en temel alanlarda sürekli ihlal konuşuyorsak, burada artık münferit hata değil, yapısal arıza vardır” diye konuştu. ‘ÖZGÜRLÜKLER BİR GECEDE YOK OLMAZ’ “İBB dosyaları, CHP’ye yönelik soruşturmalar, gazeteciler hakkında yürütülen işlemler ve benzeri örneklerin kamuoyunda bu kadar tartışılmasının nedeni de budur” diyen Köroğlu; “Çünkü insanlar yalnızca kimin yargılandığına bakmıyor; yargının nasıl işlediğine bakıyor ve ne yazık ki ortaya çıkan tablo güven vermiyor.

Açık söyleyelim: Böyle bir ortamda mesele sadece basın özgürlüğü değildir.

Mesele, düşünme özgürlüğüdür.

Mesele, konuşma cesaretidir.

Mesele, gerçeğe kimin karar vereceğidir.

Orwell’in romanlarını hatırlatan da tam olarak budur.

Özgürlükler bazen bir gecede yok olmaz; alkışlar, güvenlik söylemleri ve belirsiz kanun maddeleri eşliğinde yavaş yavaş boğulur” ifadelerini kullandı.

İlgili Sitenin Haberleri