Haber Detayı
AMD Başkanı Yücel: Altın çağı başladı! Türkiye’nin anahtarı yer altında
AMD Başkanı Yücel, ‘Yer altında en az 1 trilyon dolar var, Türkiye üretmek zorunda. Altın çağı başladı, Türkiye’nin anahtarı yer altında. Türkiye’nin altın gücü 6 bin 500 ton olarak biliniyor, hedef 10 bin ton. Cari açığın ilacı madende. Altın sadece yatırım değil, milli güç.’ dedi.
Altın Madencileri Derneği (AMD) Başkanı Hasan Yücel, dünya hızla “kritik mineraller” çağına girerken, Türkiye için maden potansiyelini üretime dönüştürmenin artık bir seçenek değil stratejik bir zorunluluk olduğunu belirtti.
Yücel, “Türkiye’nin bilinen 6 bin 500 tonluk altın potansiyeli, bugünkü fiyatlarla 1 trilyon doların üzerinde bir değere karşılık geliyor.
Gelişen teknoloji ve doğru politikalarla bu potansiyeli 10 bin tona çıkarabiliriz.
Bu güç, Türkiye’yi ekonomik olarak sıçratacak bir kaldıraçtır.” dedi.
Gazetelerin ekonomi muhabirleri ile buluşan Altın Madencileri Derneği (AMD) Başkanı Hasan Yücel, dünyada rekor üstüne rekor kıran altın fiyatları ve Türkiye’nin altın varlığı konusunda çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Soruları da yanıtlayan Yücel, özetle şunları söyledi: “Dünya nüfusu artıyor.
Şu anda yer kabuğundan yıllık yaklaşık 60 milyar ton maden tüketiliyor.
Nüfus 10 milyara çıktığında bu tüketim 100 milyar tona ulaşacak.
Talep artıyor.
Enerji ihtiyacımız dört katına çıkacak.
Enerjiyi depolamamız gerekecek.
Yapay zeka, iklimlendirme ve karbon ayak izini silme hedefleri, çok daha fazla enerjiye ve bu enerjiyi üretmek ve depolamak için de minerallere ihtiyaç duyuyor.
Dolayısıyla karbon yakıtlardan vazgeçip ‘kritik mineraller’ çağına geçiyoruz. ‘ÇİN BU DÖNÜŞÜMÜ 1980’LERDE GÖRDÜ’ “Çin bu durumu 1980’lerden beri öngörerek pozisyon aldı.
Hem kaynaklara hakim oldu hem de rafineri ve teknoloji yatırımlarını yaptı.
Şu anda Çin’in eli çok güçlü çünkü teknolojiyle birlikte o minerallere de hakim.
Türkiye bu açıdan en şanslı ülkelerden biri.
Jeolojik potansiyel olarak 80-90 çeşit mineral çeşitliliğine sahibiz. ‘DÜNYADAN 100 YIL GERİDEYİZ’ “Dünya bu yeni döneme geçerken petrol bollaşacak ve ucuzlayacak, bunun yerine kritik minerallerin önemi artacak.
Burada Amerika ile Çin arasında büyük bir savaş var.
Amerika, döviz zayıfladığında Çin ile karşı karşıya geleceğini ve eğer teknolojik atılım yapmazsa Çin’in her yere istila edeceğini görüyor.
Çünkü Çin, nadir toprak elementleri gibi kritik kaynaklara hakim.
Bugün biz hâlâ ‘Acaba üretsek mi, doğaya dokunmasak mı?’ tartışması yapıyorsak, dünyadan 100 yıl gerideyiz demektir. ‘CARİ AÇIĞIN 60 MİLYAR DOLARI MADENLERDEN KAYNAKLANIYOR’ “Türkiye’nin cari açığı 110 milyar dolar ise bunun 60 milyar doları maden kaynaklıdır.
Bunun 25 milyar doları altın, 45 milyar doları ise bakır, alüminyum, demir gibi metallerdir.
Türkiye bunların tamamını üretebilecek potansiyelde.
Henüz nadir toprak elementlerini konuşmuyoruz bile. “Türkiye çok şanslı çünkü hem yer altında hem de ‘yastık altında’ altını var.
Tahminlere göre yastık altında 6 bin ila 8 bin ton altın var.
Bu, kişi başı yaklaşık 100 gram altın demektir. ‘YERİN ALTINDA TRİLYON DOLARLIK GÜÇ’ “1990’lı yıllarda yapılan projeksiyonlar Türkiye’nin 6 bin 500 ton altın potansiyeline işaret ediyor.
Bu miktar bugünkü 5 bin dolar/ons seviyesinden hesaplandığında 1 trilyon doların üzerinde bir ekonomik değere karşılık geliyor.
Risk sermayesiyle yapılan çalışmalarla bunun bin 500-2 bin tonluk bölümü rezerve dönüştürüldü.
Ancak mevcut jeolojik veriler ve saha tecrübesi, Türkiye’nin yeraltındaki altın varlığının 10 bin ton, gelişen teknolojilerle ise 12 bin tona kadar çıkabileceğini gösteriyor.
Bu büyüklük, yalnızca bir maden potansiyeli değil; doğru politikalar ve üretimle Türkiye’nin ekonomik dengelerini değiştirebilecek stratejik bir güç anlamına geliyor. ‘CARİ AÇIĞIN GERÇEK ÇÖZÜMÜ YERALTINDA’ “Türkiye’de ilk altın madeni 2001 yılında üretime geçmiştir.
Bu tarihe kadar, altın fiyatlarının düşük olduğu dönemlerde dahi her yıl 10-15 milyar dolar, pandemi döneminde ise 30 milyar dolara varan altın ithalatı yapılmıştır.
Altın ithalatının cari denge üzerindeki etkisi nedeniyle Merkez Bankası istatistiklerinde ‘altın hariç cari açık’ kavramı kullanılmaya başlanmıştır.
Türkiye’nin yaklaşık 100 milyar dolarlık cari açığı, klasik sektörlerle kapatılamayacak kadar büyük bir yapısal sorundur.
Bu açığın kalıcı çözümü, yeraltı kaynaklarının üretime kazandırılmasından geçmektedir. ‘BÜYÜK POTANSİYELE KARŞIN DÜŞÜK ÜRETİM’ “Türkiye’nin yıllık altın üretimi 2025 itibarıyla sadece 28 ton seviyesindedir.
Bu miktar, 10 bin tonluk potansiyelin binde ikisine karşılık gelmektedir.
Aynı dönemde Türkiye yılda 140-150 ton altın ithal etmektedir.
Üretimin 28 tondan 100 tona çıkması, yatırım ortamının oluşmasına bağlıdır. “Türkiye’de 18 civarında çalışan altın madeni bulunmaktadır.
Ancak bunların yalnızca 4-5 tanesi büyük ölçeklidir.
Toplam üretimin büyük bölümü 3-4 büyük şirket tarafından yapılmaktadır.
ÇÖPLER (İLİÇ) MADENİ’NİN ETKİSİ “Çöpler Madeni, yıllık 7-8 tonluk üretimiyle toplam üretimin yaklaşık yüzde 25’ini oluşturmaktadır.
Bu madenin kapalı olması, Türkiye’nin toplam altın üretiminde ciddi düşüşe neden olmuştur.
Türkiye geçmişte 42 ton üretim seviyelerini görmüştür.
SİYANÜR VE ÇEVRE “Siyanür, altın madenciliğinde kapalı devre sistemlerde kullanılmakta ve doğaya deşarj edilmemektedir.
Kontrolsüz durumda dahi siyanür güneş ışınlarıyla parçalanır, kalıcı bir ağır metal değildir.
Dünyada siyanür nedeniyle hayatını kaybeden bir madenci örneği bulunmamaktadır. ‘MADENCİLİK OLMADAN ENERJİ BAĞIMSIZLIĞI MÜMKÜN DEĞİL’ “Madenciliği dışlayan bir yaklaşım, yeşil enerjide de dışa bağımlılığı artırır.
Doğru yaklaşım, madenciliği reddetmek değil; eksikleri gidererek, standartları yükselterek güçlü bir sektör inşa etmektir.” ‘Altın yükselişi dalga değil kalıcı bir yeni dönem’ “Altındaki yükseliş tek bir yıla ya da geçici bir harekete indirgenemez. 2025 rekorları, jeopolitik riskler, küresel belirsizlikler, merkez bankalarının artan alımları ve enflasyonla mücadeledeki kırılganlığın sonucuydu. 2026’da bu risklerin azaldığını söylemek mümkün değil; aksine dünya daha öngörülemez hale geliyor.
Bu ortam, altının güvenli liman gücünü daha da pekiştiriyor.
Kısa vadeli dalgalanmalar olsa da, orta ve uzun vadede yükseliş trendinin korunacağı, altının 2026’da da yatırımcı ve üreticinin ana gündemi olacağı net.” ‘Altın sigortadır’ “Biz üreticiler açısından altın yalnızca bir yatırım aracı değil, ülkeler için stratejik bir ekonomik değerdir.
Türkiye gibi rezerv potansiyeli yüksek ülkeler için asıl kazanım, bu küresel dönemi doğru politikalarla üretime dönüştürmektir.
Kalıcı fayda fiyat artışından değil, yerli üretimin ekonomiye katkısından gelir.
Altını yalnızca fiyatı yükselen bir emtia olarak okumak eksik olur.
Bugün altın, jeopolitik gerilimlerin, enerji savaşlarının ve küresel belirsizliğin sigortasıdır.” ‘Katma değer üretimde ortaya çıkar’ “Türkiye bu dönemi doğru okursa, altın fiyatlarındaki yükselişten yalnızca yatırımcı değil, ülke ekonomisi, sanayisi ve stratejik bağımsızlığı da kazanır.
Yurt içinde üretilen her ton altın, ithalatı azaltır, döviz çıkışını sınırlar ve cari açığı doğrudan aşağı çeker.
Yerli üretim, rezerv yönetimini güçlendirir ve ülkenin ekonomik manevra alanını genişletir.
Altın madenciliği, istihdam, teknoloji ve yerel kalkınma yaratır.
Asıl katma değer, altının nasıl üretildiğinde ortaya çıkar.” ‘100 ton altın üretimi hayal değil’ “Türkiye, insan kaynağı, mühendislik bilgisi ve altyapısıyla yılda 100 ton altın üretimini kendi imkânlarıyla gerçekleştirebilecek seviyededir.
Bu hedef, Türkiye’nin altın madenciliğinde ulaştığı seviyenin doğal sonucudur.
Altın, enerji ve savunma sanayii gibi stratejik sektörler arasında ele alınmalıdır.
Ancak bu bakış açısıyla risk sermayesi sektöre yönelir.
Bürokratik gecikmeler üretimin önündeki en büyük maliyettir.
Öngörülebilirlik, sermayenin anahtarıdır.”