Haber Detayı

İslam dünyasının seçkinlerine hitaben bir mektup
özgürlük meydanı aydinlik.com.tr
29/01/2026 00:00 (2 saat önce)

İslam dünyasının seçkinlerine hitaben bir mektup

İslam ülkeleri genel olarak petrol bakımından zengin ve doğal kaynaklar açısından güçlü bölgelerde yer almakta olup, çoğunlukla Asya ve Afrika kıtalarında bulunmaktadır.

Bu ülkelerin birçoğu, petrolün yanı sıra başka değerli maden kaynaklarına da sahiptir.

Petrol veya geniş maden rezervlerine sahip olmayan İslam ülkeleri dahi, en azından jeopolitik ve stratejik konumları itibarıyla dünyanın hassas ve belirleyici bölgelerinde yer almaktadır.

İran İslam Cumhuriyeti gibi bazı ülkeler, aynı anda birkaç önemli özelliği bünyesinde barındırmaktadır: 1-Geniş petrol ve maden kaynaklarına sahip olmak, 2-Doğu ile Batı’yı, Kuzey ile Güney’i birbirine bağlayan stratejik bir kavşak konumunda bulunmak, 3-Geniş bir coğrafyaya ve kayda değer bir nüfusa sahip olmak.

Batılı güçlerin politikası, klasik Britanya sömürgeciliği döneminden günümüze kadar - bugün Amerika Birleşik Devletleri’nin petrol ve diğer stratejik kaynaklar üzerinde açıkça hâkimiyet kurma çabasında olduğu dönemde dahi - her zaman “böl ve yönet” ilkesine dayanmıştır.

Bu çerçevede, büyük ve bağımsız ülkelerin birkaç küçük, zayıf ve kolayca kontrol edilebilir ülkeye bölünmesi hedeflenmiştir.

Bu ülkelerin yöneticileri, Amerika ve Batı için “sağmal inek” rolünü üstlendikleri sürece saldırıya uğramamışlardır; zira asıl amaç, milletlerin servetlerinin yağmalanmasıdır.

Ancak bir millet ya da bir devlet bağımsız olmak ve kendi servetini halkının refahı için kullanmak istediğinde, çeşitli bahanelerle yıkım, çökertme ya da parçalanma hedefi hâline getirilmiş; iktidar, bağımlı paralı unsurlara veya küçük yerel yönetimlere devredilmek istenmiştir. 20. yüzyılın son on yıllarına kadar İran’ın neredeyse tüm alanları Amerika ve Batı’nın nüfuzu ve kontrolü altındaydı.

Halkın ve din âlimlerinin desteğiyle kurulan, Dr.

Muhammed Musaddık hükümeti gibi millî bir yönetim ortaya çıkıp İran petrolünü millîleştirdiğinde ise darbeler gibi araçlarla devrilmiştir. 1979 yılında İran İslam Devrimi’nin zaferiyle birlikte Müslüman milletler uyanmış ve İslam dünyasında devrimci hareketler dalgası başlamıştır.

Devletler de zorunlu olarak, politikalarında bazı göstermelik değişiklikler yaptıklarını ilan etmişlerdir.

İslam Devrimi’nin diğer milletler için ilham kaynağı olabileceğini fark eden Amerika, ilk yıllardan itibaren İran’a karşı darbeler, iç karışıklıklar ve silahlı çatışmalar organize etmiştir.

Bu girişimlerde başarısız olunmasının ardından, Amerika, Batı ve bazı bölgesel rejimlerin kapsamlı desteğiyle Irak’ın İran’a karşı başlattığı sekiz yıllık dayatılmış savaş başlamıştır.

Ağır kayıplara rağmen bu savaş, düşmanların yenilgisi ve İran milletinin zaferiyle sona ermiştir.

Savaş sonrasında İran; bilimsel, endüstriyel, tıbbi, askerî, savunma, ekonomik (özellikle petrol dışı ihracat alanında) ve nükleer teknoloji alanlarında hızlı bir gelişim sürecine girmiştir.

Öyle ki 2024 yılına kadar, uluslararası istatistiklere göre bu alanların birçoğunda dünya sıralamasında 1 ile 15 arasında dereceler elde etmiştir.

Bu ilerlemeler Amerika ve Batı için kabul edilemezdi; çünkü diğer İslam ülkeleri için başarılı bir model oluşturabilirdi.

Bu nedenle İran’da dönemsel olarak iç karışıklık ve güvensizlik projeleri başlatılmıştır.

Dayatılmış savaştan sonra yaklaşık her on yılda büyük bir kargaşa planlanmış, son yıllarda ise bu karışıklıkların aralığı bir ya da iki yıla düşmüştür.

Amerika ve İsrail’in açık desteğine rağmen, tüm bu girişimler başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Sonunda düşmanlar, doğrudan askerî bir saldırı ve üç erk başkanları, üst düzey askerî komutanlar ve bilim insanları dâhil olmak üzere üst düzey yetkililere yönelik geniş çaplı suikastlarla İran İslam Cumhuriyeti sistemini devirebilecekleri sonucuna varmış; eş zamanlı olarak silahlı casusluk ağlarını devreye sokmayı planlamışlardır.

Ancak bu komplo da ilahî irade, Ayetullah Hameney’in liderliği ve İran milletinin birliği sayesinde başarısız olmuştur.

Öyle ki Amerika ve İsrail, 12 gün süren çatışmaların ardından arabulucular aracılığıyla ateşkes talebinde bulunmuştur.

Hatta dönemin ABD Başkanı, canlı bir röportajda Siyonist rejimi “cehennemden” kurtardığını ifade etmiştir.

İran’ın hipersonik füzeleri ile düşük maliyetli ve etkili insansız hava araçlarının gücü, düşmanları şaşkına uğratmıştır; önceden bu kabiliyetleri sahte ve yapay zekâ ürünü olarak nitelendirenler, daha sonra bunları kopyalamayı gündemlerine almışlardır.

Askerî alandaki başarısızlığın ardından düşmanlar, bir kez daha casusluk ve kargaşa çıkarma ağlarına yönelmiştir.

Barışçıl ekonomik protestolar görüntüsü altında, ülke genelinde 650’den fazla şehirde ve 1700 noktada örgütlü ve DEAŞ benzeri bir kaos ortamı oluşturulmuştur.

Bu gruplar, iki gece ve iki gün boyunca, kendilerine karşı güvenlik güçlerinin askeri müdahalede bulunulmamasını fırsat bilerek, DEAŞ benzeri yöntemlerle; çocuklar, sağlık personeli ve yoldan geçen siviller de dahil olmak üzere yaklaşık 2 bin 500 güvenlik görevlisini ve masum insanı vahşice şehit etmişlerdir.

Hatta halk kılığında, “11 yaralıyı hastaneye götürüyoruz” iddiasıyla yaralıları olay yerinden uzaklaştırmış, ardından hepsini infaz ederek şehit etmişlerdir.

Daha sonra bu kişilerden binden fazlası yakalandığında, kendi vahşetlerine dair dehşet verici itiraflarda bulunmuşlardır.

Bu itiraflar İran televizyonunda yayımlanmakta, ancak “18 yaş altı izleyiciler için uygun değildir” uyarısıyla sunulmaktadır.

Bu süreçte kamuya ve özel mülke de geniş çaplı zararlar verilmiştir.

Bunlar arasında şunlar yer almaktadır: 305 ambulans, 24 akaryakıt istasyonu, 700 dükkân, 300 konut, 750 banka, 414 kamu binası, 749 polis aracı, 120 Besic üssü, 200 okul, 350 cami, Binlerce cilt Kur’an-ı Kerim, 60’tan fazla kütüphane, 89 dini medrese, 253 otobüs durağı, 600 bankamatik, 800 özel araç.

Buna rağmen, milyonları bulan halkın yürüyüşü (uluslararası medyanın da kabulüne göre Tahran’da yaklaşık 3 milyon kişi ve ülke genelinde yaklaşık 40 milyon kişi), birkaç gün içinde bu fitnenin sona ermesini sağlamıştır.

İSLAM DÜNYASININ SEÇKİNLERİNE MESAJ İslam ülkelerinin seçkinlerine yönelik ciddi tavsiyem, insan hakları, demokrasi, özgürlük ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumların sloganlarına aldanmamalarıdır.

Filistin, Lübnan, Libya, Suriye, Irak ve Venezuela’nın akıbetine bakın ve “Bu davranışlar hangi uluslararası hukuk kuralıyla bağdaşmaktadır?” sorusunu kendinize sorun.

İslam düşmanları, İran İslam Cumhuriyeti’nin ortadan kaldırılmasını diğer İslam ülkeleri üzerinde hâkimiyet kurmanın ilk adımı olarak görmektedir; Azerbaycan ve Türkiye’den Mısır, Pakistan, Endonezya, Malezya, Fas ve Cezayir’e kadar.

İslam dünyasının seçkinlerine düşen görev, basiretle hareket ederek, aydınlatma ve bilgilendirme yoluyla kendi milletlerini bu son derece tehlikeli projeye karşı uyarmaktır.

SON MÜJDE Tüm komplolara rağmen, direniş cephesinin İslam’ı yayılmaya devam etmektedir.

Bir zamanlar bir hayır kurumu olan Hamas, bugün Siyonist rejime karşı direnen bir güce dönüşmüştür.

Lübnan, liderlerini kaybetmiş olmasına rağmen, geçmişe kıyasla daha dirençli bir şekilde ayakta durmaktadır.

Irak’ta ise direnişi destekleyen akımlar, bir azınlıktan parlamentoda etkili bir güce dönüşmüştür. أَلَیْسَ الصُّبْحُ بِقَرِیبٍ؟    (Sabah yakın değil mi?) (*) İran Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Makine Mühendisliği Fakültesi Seçkin Profesörü’dür.

Yaklaşık 300 uluslararası bilimsel makalenin yazarıdır.

Mühendislik ve kültür alanlarında 30 bilimsel kitabın sahibidir.

İngiltere Makine Mühendisleri Enstitüsünün tek kıdemli üyesidir (FIMech.E).

İngiltere Birmingham Üniversitesinden yüksek lisans ve doktora derecelerine sahiptir.

Bilimsel faaliyetler kapsamında dünyanın 76 ülkesine seyahat etmiştir.

Devrim öncesinde İran Bilim ve Teknoloji Üniversitesinde göreve başlamış; İslam Devrimi’nin ilk yıllarından itibaren, İslam’a, İslam Devrimi’ne ve İslam ülkelerine karşı İsrail yönetimi altındaki Avrupa ve Amerika kaynaklı düşman komplolarının seyrine yakından aşinadır.

İlgili Sitenin Haberleri