Haber Detayı
2026 Sonrası İklim Nereye Evrilebilir?
Bir astrolog olarak, son dönemde bilimsel açıdan dinlediğim ve takip ettiğim pek çok iklim tartışmasını bu kez astrolojik perspektiften değerlendirmek istedim.
Çünkü uzun vadeli geçişler yapan gezegenlerin; iklim, kaynaklar, tarım ve yaşam koşullarıyla ne kadar yakından ilişkili olduğunu biliyorum.
Bu yazı, farklı disiplinlerden gelen verileri astrolojik zamanlamayla birlikte okuyarak oluşturduğum bir sentezin sonucudur.2026 yılı itibarıyla gökyüzünde başlayacak iki uzun vadeli gezegen geçişi, önümüzdeki yıllarda iklim başlığının neden daha sert, daha düzensiz ve daha görünür hale gelebileceğine dair önemli bir projeksiyon sunabilir.
Bu iki geçiş aynı anda değil, birbirini izleyen iki aşama halinde çalışacak.
Bu da iklimle ilgili gelişmelerin ani bir kırılmadan çok, adım adım derinleşen bir süreç olarak ilerleyebileceğini düşündürüyor.Şubat 2026’da Neptün’ün Koç burcuna geçmesiyle birlikte, iklim tartışmaları daha çok yaşamın devamı ve kaynakların korunması eksenine kayabilir.
Su, tarım, gıda ve enerji başlıkları çevresel bir sorun olmanın ötesine geçerek, ülkelerin ve şehirlerin geleceğini belirleyen temel faktörler haline gelebilir.
Kuraklık, yangınlar ve üretim alanlarının daralması özellikle su stresi yaşayan bölgelerde daha görünür olabilir.Bu süreçte Türkiye, özellikle Akdeniz havzası üzerinden daha fazla baskı hissedebilir.
Antalya, Mersin ve Muğla çevresinde artan sıcaklıklar, su kaynaklarının zorlanması ve yangın riski daha sık gündeme gelebilir.
İç bölgelerde ise Konya Ovası, yeraltı sularının tükenmesi ve tarımsal üretimin zorlanması açısından kritik bir alan haline gelebilir.
İzmir ve çevresinde içme suyu ve tarımsal sulama konuları önümüzdeki yıllarda daha hassas başlıklar arasında yer alabilir.
Neptün Koç geçişi sırasında bazı ülkeler iklim değişikliğini kısa vadede avantaj olarak yorumlayabilir.
Norveç, İzlanda ve Kanada gibi kuzey ülkelerinde daha ılıman hava koşulları, yeni deniz ticaret yolları ve enerji alanında fırsatlar konuşulabilir.
Rusya için kuzey deniz rotalarının daha aktif hale gelmesi lojistik ve ticaret açısından cazip görünebilir.
Ancak bu avantaj algısının kalıcı olması beklenmeyebilir.
Deniz seviyesindeki yükselme, göç baskısı ve kıyı yerleşimlerinin risk altına girmesi, bu ülkeler için de uzun vadeli kırılganlıklar yaratabilir.Bu dönemde iklim, yalnızca hava olayları üzerinden değil; küresel ticaret ve tarımsal ürünler üzerinden de etkisini hissettirebilir.
Özellikle Brezilya, bu başlıkta kritik bir örnek olarak öne çıkabilir.
Küresel ısınma ve yağış rejimindeki düzensizlikler, kahve üretimini doğrudan etkileyebilir.
Kahve talebi arttıkça, Amazon Ormanları üzerindeki baskı da artabilir.
Orman alanlarının tarıma açılması kısa vadede üretimi yükseltebilir; ancak karbon tutma mekanizmalarının zayıflaması, iklim krizini daha da derinleştirebilir.
Bu nedenle kahve gibi ürünler, ilerleyen yıllarda yalnızca bir tarım ürünü değil, iklim politikalarının ve ticari yaptırımların merkezinde yer alan stratejik bir unsur haline gelebilir.Nisan 2026’da Uranüs’ün İkizler burcuna geçmesiyle birlikte, iklim başlığı daha ani ve öngörülemez bir faza girebilir.
Bu dönemde hava olaylarında sert dalgalanmalar yaşanması olasıdır.
Ani sel baskınları, beklenmedik don olayları, aşırı sıcaklık artışları ve fırtınalar daha sık görülebilir.
İklim artık alışılmış mevsim düzenine uymayabilir; aynı yıl içinde hem kuraklık hem de sel yaşanması mümkün hale gelebilir.Bu etki özellikle nehir havzaları ve vadilerde daha belirgin hissedilebilir.
Menderes Havzası, Sakarya Nehri çevresi ve Karadeniz’e dökülen akarsular, ani yağışlar sonrası taşkın riski taşıyabilir.
Trabzon, Rize ve çevresindeki kıyı şehirlerinde altyapı sorunları daha sık gündeme gelebilir.Avrupa’da ise Hollanda ve İngiltere’nin bazı kıyı bölgeleri, deniz seviyesindeki artış ve aşırı yağışlar nedeniyle sel riskiyle daha fazla anılabilir.
Ada ülkelerinde ve alçak rakımlı bölgelerde, yerleşim alanlarının taşınması ilerleyen yıllarda daha ciddi bir seçenek olarak tartışılabilir.
Jakarta’nın taşınması gibi örnekler, başka ülkeler için de model olarak ele alınabilir.Bu tablo içinde, iklim baskısına karşı olumlu senaryoların da devreye girmesi mümkündür.
Önümüzdeki yıllarda seracılık ve kontrollü tarım modelleri, iklimle uyumlu çözümler arasında öne çıkabilir.
Kapalı ve yarı kapalı sera sistemlerinin yaygınlaşması, su kullanımını azaltabilir ve üretimi mevsim koşullarından bağımsız hale getirebilir.
Havadaki karbondioksitin filtrelenerek seralara yönlendirilmesi ve bitkilerin fotosentez sürecinde bu karbonu kullanması hem verimi artırabilir hem de karbonun yeniden toprağa bağlanmasına katkı sağlayabilir.
Geri dönüşümlü su sistemleri, düşük pestisit ihtiyacı ve enerji verimli aydınlatmalar sayesinde tarım, iklimden yalnızca etkilenen bir alan olmaktan çıkıp iklimle uyumlanan bir üretim modeli haline gelebilir.Neptün Koç ile başlayan kaynak farkındalığı, Uranüs İkizler ile ani kayıplar ve hızlı değişimler üzerinden deneyimlenebilir.
Önce suyun, toprağın ve tarımın önemi daha fazla konuşulabilir; ardından bu alanların ne kadar kısa sürede kaybedilebileceğiyle yüzleşilebilir.
Bu durum, ülkeler ve şehirler arasında belirgin bir ayrışma yaratabilir.2026–2040 arası dönem, klasik anlamda bir “iklim değişikliği tartışması”ndan çok, uyum sağlayabilenlerle sağlayamayanların ayrışacağı bir süreç olarak okunabilir.
Su kaynaklarını koruyabilen, tarım alanlarını sürdürülebilir şekilde yönetebilen ve şehir planlamasını iklim gerçeğine göre yeniden düşünebilen ülkeler daha avantajlı bir konuma geçebilir.
Kısa vadeli kazanç uğruna doğal alanlarını tüketenler ise daha sert sonuçlarla karşılaşabilir.Bu nedenle önümüzdeki yıllar, iklimin ne olacağından çok, ülkelerin ve şehirlerin bu değişime nasıl yanıt vereceğini belirleyecek gibi görünüyor.
İklim değişikliği bir ihtimal değil; etkileri giderek daha görünür hale gelebilecek bir süreç.
Asıl mesele, bu sürecin kimler için yönetilebilir, kimler için yıkıcı olacağı.