Haber Detayı
Fransa'da altının yenilebilir halidir tereyağı
Fransa’da tereyağı, tarih, sınıf, coğrafya ve hafızanın kesiştiği bir güç alanıdır. Normandiya’dan Brittany’ye uzanan yolculuklar, “iyi tereyağı”nın neden hala bu kadar kutsal olduğunu anlatıyor.
Julia Child’ın “Yeterince tereyağıyla her şey iyidir” sözü, bir mutfak şakası gibi görünür.
Oysa Fransa’da bu cümle neredeyse kültürel bir manifestodur.
Tereyağı burada yalnızca ekmeğin eşlikçisi değil; uygarlık anlatısının sessiz ama kalın bir çizgisidir.İnsanlığın hayvanları evcilleştirmesiyle başlayan süt ve yağ hikayesi, Fransa’da başka bir yere evrilir; tereyağı, toprağın, iklimin ve sınıfın dili olur. “Terroir” kavramı nasıl şarabı kutsallaştırdıysa, tereyağı da mutfağın görünmez hiyerarşisini kurar.Bu makale “en iyi tereyağı nerede yenir” sorusundan çok şunu soruyor: Bir gıda ürünü nasıl bu kadar saygın, bu kadar dokunulmaz hale gelir?Normandiya’da tereyağı üretiminin kökleri Vikinglere kadar uzanır. 9. yüzyılda bölgeye gelen Kuzeyliler, tereyağını saklanabilir bir güç olarak getirdi. 17. yüzyıla gelindiğinde Normandiya tereyağı Paris’in aranan ürünüydü; samanla kaplanmış bloklar halinde başkente taşınıyor, limanlar sayesinde okyanus aşırı pazarlara ulaşıyordu.Bugün Isigny tereyağı, Fransa’daki üç AOP tereyağından biri.
Bu etiket sadece kaliteyi değil, coğrafi ayrıcalığı da tescilliyor.
Aynı şarap gibi, tereyağının da bir “cru”su var burada.
İneklerin ne yediği, ne kadar süre otlakta kaldığı, hatta hangi ırktan oldukları bile düzenlenmiş durumda.Bu noktada tereyağı artık mutfak ürünü olmaktan çıkıp toprağın mülkiyeti, geleneğin devamı ve ekonomik gücün sembolü oluyor.Fransa, kişi başına yılda yaklaşık 8 kilo tereyağı tüketiyor.
Ama bu rakamın ardında görünmeyen bir gerçek var: Her tereyağı eşit değil.AOP etiketli, zanaatkâr üretimi tereyağları bugün daha pahalı, sınırlı ve gastronomi elitine yakın durumda.
Bu da tereyağını sessizce sınıfsal bir göstergeye dönüştürüyor.
La Grande Épicerie’de vakumlanıp bavullara konan tereyağı, artık sadece lezzet değil; kültürel sermaye.BRITTANY'DE TEREYAĞININ SAHNEYE ÇIKIŞIBrittany’de tereyağı saklanmaz, sergilenir.
Kouign-amann gibi neredeyse yağdan ibaret bir tatlı, bölgenin mutfak anlayışını özetler.
Maison Bordier’nin tereyağı ise bu anlayışın zirvesi.Jean-Yves Bordier’nin 19. yüzyıl yoğurma tekniklerini diriltmesi tesadüf değil.
Endüstriyel standardizasyona karşı, tereyağını tekrar bedensel bir üretim haline getiriyor.
Şekiller, aromalar, deniz yosunları… Tereyağı artık tabağın kenarında değil, tam ortasında.Burada tereyağı şunu söylüyor: “Ben eşlikçi değilim.
Ben yemeğin kendisiyim.”YENİ AQUITANIA, GELENEĞİN KURUMSALLAŞMASICharentes-Poitou ve Échiré tereyağları, geleneğin nasıl kurumsal bir güce dönüştüğünü gösteriyor. “Cumhurbaşkanlarının tereyağı” olarak anılan Échiré, devlet ziyaretlerinden Michelin mutfaklarına uzanan bir prestij zincirinin parçası.Burada tereyağı, ulusal temsil meselesi.PEKİ NEDEN BU KADAR KUTSAL?Çünkü tereyağı Fransa’da üç şeyi aynı anda temsil ediyor:Toprak – İklim, çayır, inek, coğrafyaEmek – Zanaat, kuşaklar arası bilgi, zamanİktidar – Kimin ürettiği, kimin eriştiği, kimin anlattığıBu yüzden tereyağına dokunmak, sadece tarifle ilgili değildir burada bir kültüre, bir sınıfa, bir hafızaya dokunursunuz.Bugün tereyağına bakarken şunu da sormak gerekir.
Bu kadar kutsanan bir gıda, kimleri dışarıda bırakıyor?
Gastronomi hafızası kimin mutfağını merkeze alıyor?Belki de tereyağını bu kadar “iyi” yapan şey, sadece yağ oranı değil; ona yüklediğimiz anlamların ağırlığıdır."Zeytinyağı mı tereyağı mı daha sağlıklı; Harvard Üniversitesi araştırması ne diyor" haberi için linke tıklayınız.https://www.odatv.com/gastroda/zeytinyagi-mi-tereyagi-mi-daha-saglikli-saglikli-yasam-icin-hangi-yagi-kullanmalisiniz-120103153 Odatv.com