Haber Detayı
Almanya’da Barzaniciler-Kandilciler ayrışması: Kürt Yahudileri şansölyeye kızgın
Almanya son haftalarda uluslararası krizlerin iç politikaya yansıdığı yeni bir döneme girdi. İran protestoları, Filistin gösterileri ve şimdi de Suriye merkezli SDG eylemleri, ülkenin büyük kentlerini küresel çatışmaların aynasına dönüştürdü. Işın Ertürk yazdı...
Berlin, Dortmund, Köln, Bonn, Frankfurt, Hannover, Bremen, Stuttgart ve diğer birçok kentte on binlerce kişinin katıldığı mitinglerde terör örgütleri YPG ve YPJ flamaları, sarı bayraklar ve "Rojava" vurgusu öne çıktı.
Gösterilerin büyük bölümü barışçıl geçse de yer yer polisle çatışmalar yaşandı, yaralanmalar oldu, bazı Türk işyerlerine saldırı iddiaları kamuoyuna yansıdı.
Yaklaşık iki milyon Kürt’ün yaşadığı tahmin edilen Almanya’daki bu hareketlilik son yılların dış politika ile ilgili en kitlesel ve en görünür siyasal sokak hareketi olarak değerlendiriliyor.BUNU “DİASPORA TEPKİSİ” OLARAK DEĞERLENDİRMEK YETERLİ MİDaha çok olup bitenler Ortadoğu’daki güç dengelerinin Avrupa’ya taşınması anlamına geliyor.
Arkasına İsrail rüzgârını aldığı konuşulan Kürt hareketinin uluslararası alanda görünürlük ve siyasal destek arayışını kritik bir şekilde sokaklara ve federal meclise taşıdığını görüyoruz.
Almanya’daki eşzamanlı gösterilerin temel hedeflerinden biri, Avrupa kamuoyu üzerinden Suriye politikasını etkilemek ve Kürtlerin statü talebini diplomatik gündeme taşımak.ALMAN MECLİSİ VE SESSİZ ÜST SİYASETSokaktaki bu hareketlilik, Federal Meclis’e nasıl mı yansıdı?
Milletvekilleri Kassem Taher Saleh, Gökay Akbulut, Cansu Özdemir ve Serdar Yüksel tarafından imzalanan bir ortak açıklama ile...
Açıklamada Suriye’deki çatışmalar karşısında Alman hükümetine açık siyasi baskı çağrısı yapıldı; saldırıların durdurulması, sivillerin korunması ve bölgenin daha fazla istikrarsızlaşmasının önlenmesi istendi.Birlik 90-Yeşiller Partisi Kuzey Ren Vestfalya (NRW) eyalet teşkilatı Başkan Yardımcısı Berivan Aymaz da Köln’deki mitingde yaptığı konuşmada Kürt halkının haklarının savunulması için siyasi ve diplomatik mücadele yürütüleceğini söyledi.
Dayanışma mesajları Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD), Sol Parti (Die Linke) ve çeşitli Kürt kuruluşları tarafından da dile getirildi.Buna karşın başta Almanya Başbakanı Friedrich Merz olmak üzere Almanya’nın en üst düzey siyasi aktörlerinden doğrudan ve kapsamlı bir siyasi değerlendirmenin henüz gelmemiş olması da dikkat çekici.
Bu sessizlik, hem Türkiye ile ilişkiler hem de Suriye dosyası nedeniyle Berlin’in son derece temkinli davrandığını gösteriyor.
Tahminlere göre dört milyonu aşkın “Türkiye kökenli” insanın yaşadığı Almanya’da, karşıt milliyetçi hareketlenmelerin ortaya çıkıp çıkmayacağı, sokak geriliminin etnik kutuplaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceği, güvenlik politikası açısından da yakından izlenen bir başlık haline geldi.KÜRT TOPLUMU BAŞKANINDAN MEDYA VE SİYASETİ SİTEMAlmanya’da sokaklarda olup bitenin muhataplarından biri şimdilik Almanya Kürt Toplumu Başkanı Ali Ertan Toprak olarak görünüyor.Ankara doğumlu 56 yaşındaki Toprak’ın siyasi geçmişi Yeşiller Partisi ile başlamış, uzun süre Cem Özdemir’in iç ve dış politika danışmanlığını yapmış. 2014 yılında direksiyonu kırıp “muhafazakâr demokratlarla” yürümeye karar vererek Friedrich Merz’in partisi Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) saflarına katılmış.Almanya’daki Kürtlerin karşı karşıya olduğu tehditleri ve Ortadoğu’daki durumun sonuçlarını gündeme taşımaya devam eden Toprak, Cicero dergisinin internet sayfasında yayımlanan yazısında hem siyaseti hem de medyayı şu sözlerle eleştiriyor.“... (S)adece siyaset çuvallamıyor.
Alman ve Avrupa medyasının büyük bir kısmı da çuvallıyor, hem de her alanda.
Suriye’deki Kürtlerin, Yezidilerin, Hıristiyanların, Dürzilerin ve Alevilerin çektiği acılar neredeyse hiç haber yapılmıyor.
Haber yapıldığında da, Ankara veya Şam’dan gelen haberlerde olduğu gibi çarpıtılarak, yumuşatılarak veya aynı anlatı doğrultusunda yapılıyor.Diğer gazeteleri refleks olarak 'sağcı' olarak itibarsızlaştırmaktan yorulmayan aynı medya kuruluşları, İslamcı söylemleri normalleştirmekten ve failleri siyasi aktörler olarak yeniden yorumlamaktan çekinmiyor.
Katar, sadece Batı politikasını, düşünce kuruluşlarını ve lobi örgütlerini etkilemiş gibi görünmüyor, aynı zamanda medyanın bir kısmını da etkilemiş gibi görünüyor.
Sonuç, kurbanların zararına, gerçekliğin tehlikeli bir şekilde çarpıtılmasıdır.Kürtler neyin tehlikede olduğunu biliyorlar.
Bu yüzden dünya çapında sokaklara dökülüyorlar – Almanya’da da.
On binlerce Alman Kürt, varoluşsal bir tehdide dikkat çekmek için barışçıl gösteriler düzenliyor.
İdeolojik körlükten değil, aileleri, tarihleri ve gelecekleri için duydukları çıplak korkudan dolayı.
Ve Alman hükümetinin de sorumluluğu olduğu için gösteri yapıyorlar.Çünkü Kürt şehirleri kuşatma altındayken, Almanya birkaç gün önce Şara gibi kendini İslamcı olarak tanımlayan birine siyasi tanınma ve mali destek vaat etmeye hazırdı.
Federal Şansölye Friedrich Merz daveti geri çekmiyor.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Şam’a gitti. 620 milyon avro, El Kaide ve IŞİD yapılarına ideolojik yakınlığı açık olan bir rejime akıtılacak.
Bu gerçekçilik değil.
Bu siyasi ikiyüzlülüktür.Bu günlerde bazı haberleri okuyanlar, örneğin Spiegel dergisinde, bunların doğrudan Türkiye veya Suriye’nin Enformasyon Bakanlığı’ndan alındığını düşünebilirler.
Makaleleri, aynı zamanda Türk devlet televizyonu TRT için de çalışan gazeteciler yazıyorsa, bu hiç de şaşırtıcı değil.
Alman anaakım medyası bu kadar alçalmış durumda.”Ortadoğu’da İsrail’in değil, Türkiye’nin sömürgeci bir devlet olduğunu iddia eden Ali Ertan Toprak “Varlığını savunan İsrail’e tüm dünya saldırdığında yorgun bir şekilde gülümseyebilirim.
İsrail devletinin var olma hakkını ve Kürt halkının kendi kaderini tayin etme hakkını savunmaktan asla vazgeçmeyeceğim,” sözlerinin de sahibi.BARZANİ HATTI MI, DEM HATTI MIBu noktada birçok politik çevrede muhtemelen şu soruya cevap aranıyor: Almanya’daki Kürt eylemleri daha çok Mesud Barzani çizgisine mi dayanıyor yoksa Türkiye’deki DEM Partisi ve İmralı merkezli siyasi hattın ideolojik etkisi mi öne çıkıyor?Almanya sokaklarında sembolik olarak YPG ve "Rojava" vurgusunun öne çıkması, ideolojik olarak daha çok Suriye merkezli ve Türkiye karşıtı bir söylemin baskın olduğunu gösteriyor.
Bu durum, Barzani’nin Güney Kürdistan merkezli devletçi hattı ile "Rojava" eksenli, farklı bir siyasal tahayyül arasındaki ayrışmanın Avrupa diyasporasında da yansıma bulduğunu düşündürüyor.
Hangi eksenin uzun vadede belirleyici olacağı, Kürt siyasetinin Avrupa’daki temsil biçimini de şekillendirecek.NATO ELEŞTİRİLERİ VE AVRUPA’NIN ASKERİLEŞMESİHerkes uykuda değil elbette.
İç ve bölgesel dinamikler, küresel güç mimarisindeki kırılmayla birleşiyor.Almanya’daki genel seçimlerin sonuçlarına itiraz eden oyların yeniden sayılması talebi ile hükümetin düşmesine yol açabilecek kritik bir mücadele sürdüren BSW partisi lideri Sahra Wagenknecht de olup bitene sessiz kalmayan az sayıda isimden biri.
Wagenknecht X hesabında yaptığı paylaşımda “Trump’ın emperyal büyüklük hezeyanı, 'değerlere dayalı düzen' ve kendini karşılıksız bir koruyucu güç olarak sunan ABD söylemini nihayet bir masal olarak ifşa etti.
Daha da ikiyüzlü olan, geçmişte Trump’ın seleflerinin hiç de daha az acımasız olmayan güç politikalarına tek bir eleştiri sözü bile etmeyen Alman transatlantikçilerin bugün sergilediği sözde öfkedir.
Almanya ve Avrupa artık ABD politikasına boyun eğmişlikten kurtulmalıdır.
İlk adım olarak da bu yıl için planlanan ve Almanya için savaş riskini ciddi biçimde artıran ABD orta menzilli füzelerinin konuşlandırılmasından vazgeçilmelidir,” diye görüş belirtti.Bu arada Avrupa’nın en önemli barış araştırmacısı tarihçilerinden Dr.
Daniele Ganser de Almanya’nın NATO’dan çıkması ve Avrupa’nın tarafsızlık ile diplomasi eksenli bir güvenlik anlayışına yönelmesi gerektiği yönündeki ısrarlı eleştirilerini sürdürüyor.
Türkçede de kitap ve yazıları yayımlanmış bulunan Ganser’in görüşleri kıta genelinde artan askeri bloklaşma eğilimiyle taban tabana zıt bir perspektif sunuyor.
İsviçreli tarihçi, ittifakın barış değil savaş üreten bir yapı olduğu tezini yeniden gündeme taşımaya devam ediyor. 1999 Sırbistan bombardımanı, NATO’nun BM Şartı’nı ihlali, doğuya genişlemenin Ukrayna savaşı ve Rusya ile cepheleşmenin zeminini oluşturması, Avrupa güvenlik mimarisinin sorgulanmasına yol açıyor.Şansölye Friedrich Merz ve AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Davos’taki açıklamaları ise Avrupa’nın sivil bir güç değil, askeri kapasitesi yüksek bir jeopolitik aktör olarak konumlandırılmak istendiğini yeniden ortaya koyuyor.ÇİN’E YÖNELİŞ VE ATLANTİK BAĞINDA AŞINMAKanada’nın Çin ile stratejik ortaklık anlaşması imzalaması, İngiltere’nin Pekin’le ekonomik ilişkilerde altın çağ söylemini yeniden gündeme getirmesi ve Avrupa Konseyi Dış İlişkiler Konseyi anketlerinde ABD’ye güvenin azalması, küresel güç merkezinin kaydığına işaret ediyor.
Trump yönetiminin müttefikler üzerindeki baskıcı politikaları, Washington’un liderlik rolünü zayıflatırken, Çin daha kabul edilebilir bir ortak olarak algılanmaya başlıyor.Almanya ise bu yeni denklemde bir yandan Çin’le ekonomik ilişkileri sürdürmeye çalışıyor, diğer yandan ABD ile askeri ve siyasi bağı koparmamaya özen gösteriyor.
Tüm bu olayların ortasında Başbakan Friedrich Merz’in 14 Ocak’ta iş dünyasının önündeki yeni yıl konuşmasının sonunda “Rusya bir Avrupa ülkesidir” vurgusu, Berlin’in yeni arayışlar içinde olduğu yorumlarına güç kazandırıyor.TRUMP’IN “BARIŞ KURULU” VE ALMANYA’NIN MESAFELİ DURUŞUBu çerçevede en kritik başlıklardan biri de Trump’ın öncülüğünde kurulan ve Gazze’nin yeniden inşasını yönetmesi öngörülen Barış Kurulu oldu.
Yapının, Birleşmiş Milletler’i devre dışı bırakabilecek bir vesayet mekanizmasına dönüşme riski, Avrupa’da ciddi tartışma yarattı.
Fransa bu yapıya katılmayacağını açıkça ilan etti.
Almanya ise başlangıçta kapıyı tamamen kapatmamıştı.
Ancak Berlin’in, bu kurulun mevcut haliyle anayasal ve uluslararası hukukla uyumlu olmadığını vurgulaması ve teklifi reddetmesi, Birleşmiş Milletler merkezli düzenin korunmasına yönelik temkinli bir çizgiye işaret ediyor.Sözün özü: Almanya sokaklarındaki Kürt gösterileri, bazı çevrelerin Barzani çizgisi ile "Rojava" ve DEM ekseni arasında beklediği gerilim, Alman meclisindeki sınırlı siyasi çıkışlar, NATO’nun sorgulanan rolü, Avrupa’nın askerileşme yönelimi, Çin’e doğru kayan küresel denge ve Trump’ın Birleşmiş Milletler’i “bypass” etmeye yönelik Barış Kurulu girişimi, Paris-Berlin hattının buna katılmaması, aynı tarihsel momentin farklı yüzleri olarak kabul edilebilir.Işın Ertürk-StuttgartOdatv.com