Haber Detayı

‘Doktor, şimdi sıra sende’
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
23/01/2026 04:00 (3 saat önce)

‘Doktor, şimdi sıra sende’

Her şey duvarlara yazılan bu cümleyle başlamıştı: “Doktor, şimdi sıra sende.”

Her şey duvarlara yazılan bu cümleyle başlamıştı: “Doktor, şimdi sıra sende.” Yazıldığı gibi göz doktoru olan Esad’a sıra geldi ama bu, 13 yıl kesintisiz sürecek bir savaş demekti.

Bunca yıl Esad’dan alınamayan Halep, Hama, Humus, Şam yalnızca 11 günde teker teker ele geçirildi.

Suriye’yi yarım asırdır yöneten Esad ailesinin iktidarı böylece son buldu.

Esad Rusya’ya sığınırken eski IŞİD düşmanı, bir başka köktendinci Colani, Halep’te boy gösteriyordu.

Tüm dünya bir anda HTŞ’yi konuşmaya başladı.

Bir de Rusya’nın ve İran’ın neden Esad’ın yardımına koşmadığını...

Açıklaması basitti: İkisi de fiili ya da sözlü olarak kendi savaşlarının içindeydi ve Suriye yalnızca pazarlık konularından biriydi.

Suriye’yi bütünleştirmede ısrarlı görünen Şara, Esad’ın Suriye’ye iadesini istiyor ve her şeyi başlatan cümle tekrarlanıyor: “Doktor, şimdi sıra sende.” AZINLIK GÜCÜ OLMAYI REDDEDEN SDG Bölgede beliren her kaostan yararlanan, yıkılan iktidarların açtığı çatlaklara sızarak hikâyesi sonunda sözde Kürdistan’a bağlanacak özerk yönetimler kurmak isteyen terör grupları, bu defa kafa kesen IŞİD’e karşı ABD’nin cephe ortağı olarak kendini dünya kamuoyunda parlatacaktı.

Ancak ABD Büyükelçisi Barrack’ın da söylediği gibi, köprünün altından çok sular akmış; IŞİD’e karşı zafer kazanılan 2019’dan beri çok şey değişmişti.

Şam iktidarını SDG/YPG değil, HTŞ yıkmıştı.

Esad’ı ülkesinden ne IŞİD ne YPG gönderebilmişti; bunu yapan Muhammed el-Colani, yani Ahmet eş-Şara idi.

Dolayısıyla ABD’nin artık resmi ortağı, IŞİD’le mücadelede sorumluluk alan ve uluslararası koalisyona katılan Şam yönetimi olmalıydı.

Yani omurgasını YPG/PYD’nin oluşturduğu SDG’ye artık gereksinim kalmadı.

Nitekim, Şara yönetimi ile SDG komutası arasında yapılan 14 maddelik ateşkes ve bütünleşme anlaşmasıyla Deyrizor ve Rakka’dan çekilen SDG’yi rahatsız eden, özerkliğini ilan ettiği alandaki üstünlüğünü bırakıp Suriye ordusu altında bir azınlık halini almak. “Yabancı PKK liderlerinin Suriye dışına çıkarılması” taahhüdü ise anlaşmanın bizi ilgilendiren bir başka yönü. “Yabancı” derken, Türkiye’den ve İran’dan örgüte katılanların kastedildiği açık. ‘BATI KÜRDİSTAN’ DEĞİL, KUZEYDOĞU SURİYE Rojava, Kürtçede “batı” demek.

Sırrı Sakık, TBMM’de Rojava’dan “kırmızı çizgimiz” diye bahsettiğinde, henüz Şam yönetimiyle SDG/ YPG arasında mutabakat ve bütünleşme olasılığı masadaydı.

Sözde Kürdistan’ın “batısı” diye işaretlenen yerin, elbette başka ülkelerden koparılmak istenen kuzeyi, güneyi, doğusu da vardı.

Nitekim; uluslararası alanda hiç tanınmayan “Rojava Kürt Özerk Yönetimi”, inkâr edilen YPG/PYD-PKK ilişkisini ortaya koyarcasına Öcalan’ın ütopik kanton hücreli “demokratik konfederalizm” düşüncesini temel almış, “doğrudan demokrasi”, “halktan iktidara”, “halk iktidarı” gibi söylemler üzerinden örgütünü kurmuştu.

Bunu yaparken Suriye’nin ağırlığını oluşturan Arapların, kendilerinden koparılacak topraklar hakkında ne düşünebileceğini göz ardı etti; Türkmenleri, Dürzileri unuttu.

Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyarak merkezi yönetimi güçlendirme, tek bir Suriye ordusuyla hareket etme kararlılığı işte bu 10 yılı aşan keyfiyeti bozuyor.

İmzalanan anlaşmayla SDG ve bağlı unsurlar ortadan fiili olarak kaldırılıyor.

Aslında, Kürtlere siyasal haklar dahil her türlü demokratik isteklerini karşılama garantisi veren Şam yönetimiyle uzlaşmak, sonsuza dek çatışacak gücü olmayan, “güvendiği dağlara kar yağmış”, yalnız bırakılmış YPG/PYD için tek seçenekti.

SDG’nin Suriye ordusu altına girmesi, tek merkezli Suriye planına dahil olması, Kürtlerin artan siyasal taleplerini değilse bile toplumsal beklentilerini karşılamayı kolaylaştıracaktır.

PARA, PETROL, İSRAİL Suriye ordusu Fırat’ın doğusuna geçerek ülkenin en değerli petrol havzasından da SDG’yi çıkarmış oldu.

SDG’nin yerleştiği alan, Suriye’nin hem petrol hem tarım yönünden zengin bölgesiydi.

O nedenle ABD’nin doğrudan ilgi alanıydı.

Öyle ki uluslararası koalisyon sözcüsü Albay Myles Caggins, askerliği bırakıp YPG denetimindeki bölgede ABD’li petrol ve gaz şirketlerine yatırım danışmanlığı yapmaya başlamıştı.

Diğer yandan ABD, Suriye’deki petrolden ziyade İsrail’in güvenliği için oradaydı.

İsrail de neredeyse tüm taleplerini Suriye’nin yeni yüzlerinden karşılamaya başladı.

En büyük beklentisi sınır güvenliğiydi.

Şara, uluslararası anlaşmalara bağlı kalacağını, İsrail’e Suriye’den saldırı olmayacağını defalarca söyleyerek İsrail’i rahatlattı.

Bölge, ağır silahlardan resmen arındırılmasa da tampon bölgeye ve güney Suriye’ye fiilen yerleşmiş durumda olan İsrail, askerlerini hâlâ geri çekmedi.

Ayrıca ABD, Türkiye ile PKK uzantısı olarak görülen YPG/PYD arasında tercih yapmak zorunda kaldığında, İran ve İsrail çatışmalarında rolü daha da belirginleşecek Türkiye’den yana tavır almalıydı.

TRUMP’A UYARI Trump’ın Venezuela darbesi, İran’la kavgası, Grönland talebi, kamuoyunda giderek daha sert biçimde eleştirilmesine yol açıyor.

Egemen ulusların varlığına ve toprak bütünlüğüne karşı her saldırı, hem merkezde hem çevrede derin krizler doğuruyor.

O nedenle Suriye ile kurumsal ortaklık kurması ABD imajı açısından çok değerli.

Türkiye’nin, PKK’nin Suriye uzantısı olarak kabul ettiği YPG/ PYD güçlerini kontrol altına almak her zamankinden daha önemli.

ABD şunu açıkça görmüş olmalı: Eğer bu yasadışı örgütlere destek verilirse, güç kazandırılırsa, uğruna mücadele edilen petrol ve toprak için Suriye rejimiyle yaşanandan daha sert bir mücadele gerekebilir.

Çünkü bu yayılmacı ve aşırı milliyetçi terör gruplarının her yere hâkim olma dürtüsü çok güçlü.

Dağ eğitimli, çok parçalı örgüt yapısıyla iletişim kurmak oldukça riskli ve “sürdürülebilir” değil.

Stratejik geleceğini kurgulamak isteyen bir devlet, yarını bugünden daha belirsiz olan yasadışı örgütlere sınırsız silah ve para yardımı yaparken bölgedeki devletlerle ilişkisini düşünmek zorunda.

Uluslararası hukuku tanımayan teröristlerin, bir gün ellerine verilen silahları, onları verenlere çevirebileceği deneyimlenmiş güçlü bir olasılıkken...

BÖLÜCÜLERE UYARI: SÖMÜRGECİYE GÜVENME!

Osmanlı’nın çekildiği 1918’den beri bir türlü özgürlüğü ve demokrasiyi tadamayan Suriye, önce Sykes-Picot ile parçalayıp yönetmenin gizli planına uygun olarak Fransız mandası altında yaşadı.

Sömürgeciler, nüfuz etmek istedikleri yerlerde etnik, dini, mezhepsel çatışmalar yaratarak toplumsal yıkımı başlatırlar.

Faysal, Türklere tercih ettiği Batılılara güvendi, Şam’da krallığını ilan etti.

Ne var ki mutluluğu kısa sürdü.

Daha dün işbirliği yaptığı Fransızlarla girdiği savaşta ağır yenilgi aldı ve Şam’ı terk etmek zorunda kaldı.

Sonrası daha da kötüydü. 1946’da bağımsızlık kazanılsa da Suriye artık bambaşka bir ülkeydi: Etnik çatışmalar ve mezhep çatışmaları, ekonomik çöküş, talan edilmiş kaynaklar, eğitimsizlik...

Bunlar, Türklere karşı sömürgecilerle işbirliğinin hâlâ ödenememiş bedelleri...

İlgili Sitenin Haberleri