Haber Detayı
Psikolojik sermaye - Banu Özkan Tozluyurt
Bugünün dünyasında çocuklarımızı en çok neyle ölçüyoruz?
Bugünün dünyasında çocuklarımızı en çok neyle ölçüyoruz?
Notlarla, sınav sonuçlarıyla, kazandıkları okullarla… Zeki mi, başarılı mı, iyi bir okula girecek mi?
Bu sorular artık yalnızca eğitim sisteminin değil; evlerin, ailelerin de gündemi.
Oysa yaşam, çocuklarımıza yalnızca çoktan seçmeli sorular sormuyor.
Yaşam bazen yanıtı olmayan bazen de haksız sorularla geliyor.
İşte tam bu noktada, zekânın tek başına yetmediğini fark ediyoruz.
ZEKİ AMA YORGUN ÇOCUKLAR Son yıllarda yalnızca akademik olarak zorlanan öğrenciler değil, başarılı görünen çocuklar da ciddi bir baskı altında.
Kaygı, tükenmişlik, hata yapma korkusu ve kendilerine karşı sert bir iç ses… Birçok veli şu cümleyi kuruyor: “Aslında çok zeki ama kendine hiç güveni yok.” Bu çelişkinin kaynağı, giderek daha fazla konuşulan bir kavramda yatıyor: psikolojik sermaye.
Psikolojik sermaye, bireyin zorlayıcı koşullar karşısında ayakta kalmasını sağlayan iç kaynakların bütünüdür.
Görünmezdir ama etkilidir.
Öğretilmezse eksik kalır, desteklenirse güçlenir.
Psikolojik sermaye dört temel bileşenden oluşur: özyeterlilik, umut, yılmazlık ve iyimserlik.
Bu dört unsur, çocuğun yalnızca “başarmasını” değil, baş edebilmesini sağlar. ‘YAPABİLİRİM’ İNANCI EVDE BAŞLAR Özyeterlilik, çocuğun bir işi başarabileceğine dair inancıdır.
Ancak bu inanç sadece “Aferin” demekle gelişmez.
Bir çocuk, “Bu soruyu henüz yapamıyorum” diyebiliyorsa öğrenme yolundadır.
Ama “Ben zaten yapamıyorum” demeye başladıysa burada yalnızca akademik değil, psikolojik bir kırılma vardır.
Umut, her şeyin yolunda gideceğine inanmak değildir.
Umut, bir hedef koyabilmek ve o hedefe giden yol kapandığında başka yollar düşünebilmektir.
Bir sınav kötü geçtiğinde çocuğa verilebilecek en güçlü mesaj şudur: “Bu yol olmadı ama başka yollar var.” Unutmayalım, umutlu çocuklar vazgeçmez, yön değiştirir.
Yılmazlık, çocuğun düştükten sonra toparlanabilme becerisidir.
Bugün birçok çocuk, düşmemek için aşırı kontrollü bir yaşam sürüyor.
Oysa yaşam, düşmeyi garanti eder.
Asıl soru şudur: Çocuğumuz düştüğünde biz ne yapıyoruz? “Bunu sana yakıştıramadım” mı diyoruz, yoksa “Bu zor bir deneyimdi ama geçici” mi diyoruz?
Yılmaz çocuklar, sorunları inkâr eden değil; sorunla baş edebileceğini bilen çocuklardır.
SESİNİZ, ÇOCUĞUN İÇ SESİ OLUR İyimserlik, pembe gözlük takmak değildir.
Gerçekleri inkâr etmeden, geleceğe dair umudu koruyabilmektir.
Çocuğun kendiyle konuşma biçimi zamanla şekillenir.
Ve çoğu zaman bu iç ses, evde duyduğu sesin devamıdır.
Kendimize şu soruyu sormakta fayda var: Çocuğum, kendisiyle benim ona konuştuğum gibi mi konuşuyor?
YAŞAMA HAZIRLAYAN GÜÇ Çocuklarımızı yalnızca sınavlara değil, yaşama hazırlamak zorundayız.
Bunun yolu, zekâyı yüceltirken psikolojik gücü ihmal etmemekten geçiyor.
Başarıyı yalnızca sonuçlarla değil, dayanıklılıkla konuştuğumuzda; hataları ayıp değil, öğrenme fırsatı gördüğümüzde; çocuklarımıza “Mükemmel ol” değil, “Dayanıklı ol” dediğimizde daha sağlıklı bireyler yetiştirebiliriz.
Zekâ bir avantajdır.
Ama yaşam, avantajları değil; dayanıklılığı sınar.
Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, yüksek notlar değil; güçlü bir psikolojik sermayedir.
BANU ÖZKAN TOZLUYURT YAZAR