Haber Detayı
Fener Patrikhanesi Batı'nın nasıl hizmetinde: Ekümeniklik kavgasının dünü, bugünü ve yarını
Fener’in ekümeniklik konusu, kesinlikle salt dini değil, tepeden tırnağa politize bir konu. ABD ve İngiltere'de, Türkiye’nin Fener’i ekümenik olarak tanıması, Fener patriğinin Türk vatandaşı olma şartının kaldırılması, Heybeliada'nın yeniden açılmasının bir geçmişi var. Deniz Berktay yazdı...
Fener Rum Patrikhanesi’nin İngiliz istihbaratıyla iş birliği içinde çalıştığı konusu, Türk basınında konuşulmaya başlandı.
Buna vesile olan, Rus Dış İstihbarat Servisi’nin (SVR) raporu.
Basına yansıyan bu raporda, İngiliz istihbaratının, Rus Ortodoks Kilisesi’ni bölmek için Fener Patrikhanesi’ni kullandığı ve bu çerçevede, Baltık ülkelerinde yoğun faaliyetler yürütüldüğü ifade ediliyor.Fener Patrikhanesi, bu açıklamaya hemen tepki göstererek, bunun yalan ve fantastik iddialar olduğunu söyledi.
Fener Patrikhanesi’nin açıklamasında, “ekümenik patrikhanenin”, bütün Ortodoksların “anne kilisesi” olduğu, Rus Ortodoksları’nın da “anne kilisesi” olduğu ifade edildi.İlginçtir, Fener’e ilk destek açıklaması Yunan hükümetinden geldi.
Yunan Hükümet Sözcüsü Pavlos Marinakis, “ekümenik patrikhaneyi savunmak, bütün Ortodoksların görevidir”, dedi.
Hemen ardından da, Yunan Dışişleri Bakanlığı Fener’e arka çıktı.PEKİ, MESELENİN ÖZÜ NEAslına bakarsak, gökyüzünün mavi, taşın sert olduğunu söylemek için nasıl Rus istihbaratının raporuna ihtiyaç yoksa, Fener’in Batılı ülkelerin dış politik çıkarlarına hizmet ettiğini söylemek için de Rus istihbarat kurumlarının raporuna ihtiyaç yok; zira, bu ilişki, gün gibi ortada.Fener’in burada söylediği “annelik” iddiasına gelince; bu söylem, Fener’in ekümeniklik iddiasının temelini oluşturuyor.
Yani, Fener, bütün Ortodokslar’ın fiili lideri olduğunu ileri sürüyor.
Oysa ki, Ortodoks dünyası, Katolik dünyasından farklı olarak, çok sayıda bağımsız kiliseden oluşuyor ve Fener, bu bağımsız kiliselerden sadece biri ve sadece, eşitler arasında birinci.
Yani, diğer Ortodoks kiliseleri Fener’e hürmet etse de Fener’in kendilerinin işlerine karışmasına müsaade etmiyor ve Fener’in “annelik” iddiasını asla kabul etmiyor.
Fakat Fener’e Ortodoks dünyasında var olmayan geniş yetkileri, ABD ve İngiltere vermeye çalışıyor ve bu ülkeler Fener’i, Doğu Avrupa ve Ortadoğu’daki Ortodoks halkı etkilemede araç olarak kullanmaya çalışıyor.Bildiğimiz üzere, Rusya ile Ukrayna arasında patlak veren savaş, dördüncü yılını doldurmak üzere.
İlk zamanlardan itibaren yazdığım üzere, bu savaş, bir yönüyle bir Rsuya-Ukrayna savaşı, ama bir diğer yönüyle de, bir Rusya-Batı çatışması.
Ukrayna’daki savaş, Rusya ile Batı arasındaki nüfuz mücadelesinin de en kanlı örneği.
Bunun dışında, Rusya ile Batı arasındaki nüfus çatışması, Baltıklardan Karadeniz’e ve Güney Kafkasya’ya kadar, geniş bir alanı kapsıyor.
Bu çatışmalarda Rusya’nın nüfuz kurma çabasını da görmezden gelemeyiz; Batılı güçlerin Doğu Avrupa ve Karadeniz’de kendi nüfuzlarını kurma ve Rusya’yı çevreleme çabalarını da.MESELENİN DİNİ BOYUTUİşte bütün bu bölgelerdeki çatışmanın bir de dini boyutu bulunuyor.
Doğu Avrupa ve Balkanlar’da yaşayan halkların büyük kısmı Ortodoks olduğu için, bir tarafta Rusya, diğer taraftaysa ABD ve İngiltere, Ortodoks kartını kullanmaya gayret ediyor.Bu mücadelenin geçmişini ve Türkiye’yi neden yakından ilgilendirdiğini, Cumhuriyet Yayınları’ndan çıkan “Rusya Batı Çatışmasında Fener Patrikhanesi” adlı kitabımda analiz etmiştim.
İlgilenen herkese de tavsiye ederim.Bu sorunun başlangıcını,1940’lara götürebiliriz: 1943 sonlarında, Almanların II.
Dünya Savaşı’nı kaybedecekleri belli olunca, Sovyet lideri Stalin, üst düzey bir grup Rus rahibi Kremlin Sarayı’na çağırtmış ve onlara, 1930’lardan beri dağıtılmış durumda olan Rus Ortodoks Kilisesi’ni yeniden kurmaları talimatını vermişti.
Oysa ki Stalin, 1930’larda, Sovyetler Birliği’nde bütün dini kurumlara en ağır baskıları yapmış, bu dönemde on binlerce kilise kapatılmış, binlerce rahip hayatını kaybetmiş veya sürgüne gönderilmişti.
Şimdi ne olmuştu da, Rus Ortodoks Kilisesi’nin yıldırım hızıyla diriltilmesi talimatını veriyordu?Bu değişikliğin, başlıca iki nedeni vardı: Birincisi, Stalin, dine yönelik yoğun baskıların Sovyet yönetimi için özellikle de savaş şartlarında çok olumsuz sonuçlar verdiğini görmüş ve bu politikada yumuşamaya gitmeye karar vermişti.
İkincisiyse, Stalin’in Rus rahiplerle bu görüşmeyi yaptığı tarihlerde, Almanlar’ın savaşı kaybedeceği belli olmuştu.
Fakat şimdiki mesele, Doğu Avrupa ve Balkanlar’da Almanlardan oluşacak boşluğu Sovyetler Birliği’nin mi, yoksa ABD-İngiliz ittifakının mı dolduracağıydı.
Stalin, Balkanlar ve Doğu Avrupa’da yaşayanların büyük kısmının Ortodoks olduğunu bildiğinden ve buralardaki kırsal nüfusu sadece Marksizm propagandasıyla etkileyemeyeceğini bildiğinden, dini de kullanmaya karar vermiş, böylelikle 1943’ten itibaren Rus Ortodoks Kilisesi, Kremlin’in dış politikada adeta sağ kolu olarak kurulmuştu.BATI, SOVYETLERE NASIL KARŞILIK VERDİABD ve İngiltere de, özellikle Soğuk Savaş’ın başlamasından sonra, Balkanlar’daki Ortodoksları etki altına almak için, Fener Patrikhanesi’ni kullanmaya karar verdi.
Üstelik, o dönemde Yunanistan’da sağcılarla solcular arasında iç savaş başlamıştı ve savaşı İngiliz-ABD destekli sağcıların kazanmasında, Fener Patrikhanesi’nin de desteğine ihtiyaç duyuyorlardı.
Ne var ki o dönemki Fener Patriği (V.
Maksimos), Yunanistan’daki sağcıları aforoz etmeyi reddettiği için, istifaya zorlandı.
Dahası, onun yerine, ABD’deki Rum Ortodoks cemaatinin lideri olan Athenagoras getirildi.
Türkiye’ye dönemin ABD Başkanı Harry Truman’ın özel uçağıyla getirilen Athenagoras, jet hızıyla Türk vatandaşlığına geçirilerek, patrik yapıldı.Türkiye, Lozan’da Batılı ülkelere, Fener’in sadece Türkiye’deki Ortodoks cemaatin dini kurumu olduğunu, bunun ötesinde bir yetkisinin olmadığını, Batılı ülkelere kabul ettirmiş ve 1920’li ve 30’lu yıllarla, 40’ların ilk yarısında, Lozan’da kabul ettirilen düzene titizlikle bağlı kalmıştı.
Ne var ki, II.
Dünya Savaşı’nda tarafsız kalan ve savaştan sonraki yeni kutuplaşma ortamında kendisini yalnız bulan Türkiye’de dönemin yönetimi, Sovyetlerin Boğazlar konusundaki talepleriyle de karşılaşınca, hızlıca ABD’nin etki alanına girdi.
Bununla paralel olarak, kilise konusundaki politikasını da epey yumuşattı.Ocak 1947’de Athenagoras, dönemin ABD Başkanı Harry Truman ve birkaç önemli Yunan yetkiliyle özel, kayıt dışı bir toplantı yaptı.
Üç hafta sonra Athenagoras, Truman’a "Gerçek Haç"tan bir parça verdi ve bu, Athenagoras’ın Truman’ın başını öptüğü ünlü bir fotoğrafın ortaya çıkmasına yol açtı.AYAĞININ TOZUYLA TÜRK VATANDAŞI YAPILAN PATRİĞİN MİSYONUİşte bu şartlar altında seçilen Athenagoras, patriklik tahtından çıkarken yaptığı konuşmada, “Benim misyonum, dünyadaki Müslümanları ve Hristiyanları komünizme karşı birleştirmektir" diyordu.
Yine Athenagoras, 1960’larda verdiği bir demeçte, “Ben, Truman Doktrini’nin dini ayağını oluşturuyordum”, diyecekti.
Dönemin ABD Başkanı Truman’ın siyasi çıkarları için kendisini kullandığını daha ne kadar açık söyleyebilirdi?SOĞUK SAVAŞTAN SONRADolayısıyla, Doğu Avrupa üzerindeki Rusya-Batı çekişmesinde Fener Patrikhanesi, 1940’lardan itibaren, İngiltere ve ABD’nin bir aracı haline geldi.
Sovyetler Birliği’nin dağılma sinyalleri verdiği 1989-1990 döneminden itibarense Fener, eski Sovyet coğrafyasında da hak iddialarını yüksek sesle dillendirmeye başladı. 1990’ların ikinci yarısında, eski Sovyet cumhuriyetlerinden Estonya’daki Ortodoksların Moskova Patrikhanesi’nin alanından çıkartılıp Fener’e bağlanması konusu gündeme geldi.
Hatırlarsak, Estonya-Letonya ve Litvanya, 1918-1940 arasında bağımsız devletler olarak var olmuşlar, bu tarihte Sovyet işgaline uğramışlardı.
SSCB’nin dağılma sinyali verdiği dönemde ilk ayrılan bu ülkeler, diğer eski Sovyet ülkelerinden farklı olarak, ayrılır ayrılmaz, arkalarına bile bakmadan, Batılı kurumlara katılma çabasına girmişlerdi.
Yine bu dönem, ABD’nin Rusya’nın yeni yönetimiyle de eski Sovyet coğrafyasında jeopolitik rekabete girdiği ve Rusya’yı çevreleme politikasını uygulamaya başladığı dönemdi.
Yani, basit bir dini çatışma gibi görünen meselenin altında, ciddi bir jeopolitik rekabet yatıyordu.
Estonya krizi, o dönemde Fener ile Moskova’nın ilişkilerini kopma noktasına getirmiş, fakat taraflar, 1997’de buluşmuş ve Estonya’da biri Fener’e, diğeri de Moskova’ya ait olmak üzere iki ayrı Ortodoks kilisesinin (cemaatinin) olmasını kabul etmişti.2018'DEKİ BÜYÜK KOPUŞBundan sonra Fener ile Moskova arasındaki ilişkiler, ABD ile Rusya arasındaki ilişkilerin seyrine paralel olarak, kah gerildi, kah düzeldi; ta ki, 2018’deki büyük kopuşa kadar.2018 sonunda Fener Patrikhanesi, Ukrayna’nın Moskova Patrikhanesi’nin değil, kendisinin ruhani alanına girdiğini ilan etti.
Hemen ardından da, Ukrayna’da kendisine bağlı bir kilise teşkilatı kurdu.
Bu gelişmeler karşısında Fener’i ilk tebrik eden, ABD’li yetkililer olmuştu (O dönemlerde bu konuda Odatv’de ayrıntılı yazılar yazmıştım).
Bu olay, Moskova’nın Fener ile bütün ilişkileri koparmasına neden oldu.
Zira, Ukrayna’nın hem Rusya, hem de Rus Ortodoks Kilisesi için taşıdığı önem, Estonya ile karşılaştırılmayacak kadar fazlaydı.
Zira, Ruslar, ilk başkentlerinin Kiev olduğunu iddia ediyorlar (milli önem).
İkincisi, Rus Ortodoksları’nın en önemli hac merkezi olarak gördükleri Peçersk Manastırı, Kiev’de bulunuyor ve Rus Ortodoks Kilisesi, köklerinin Kiev Prensliği döneminden geldiğini ileri sürüyor (dini önem).
Üçüncüsüyse, Ukrayna, Rusya’nın başkenti Moskova’nın yanı başında yer alan bir ülke ve topraklarının tamamı Avrupa’da bulunan ülkeler arasında, yüzölçümü bakımından en büyük olanı (jeopolitik önem).
Böyle olunca, Moskova’nın Fener ile bütün ilişkileri koptu ve Moskova, Fener’i onursal olarak da birinci olarak tanımaktan vazgeçti.
RUM/YUNAN ORTODOKSLAR İLE SLAV ORTDOKOSLARIN ÇATIŞMASIO dönemde Fener Patrikhanesi’nin Ukrayna politikasına açık destek veren kiliseler, sadece, Yunan Ortodoks Kilisesi, Kıbrıs Ortodoks Kilisesi ve İskenderiye Patrikhanesi gibi, Rum-Yunan unsurunun bulunduğu kiliseler oldu.
Bu kiliseler de, ABD’li yetkililerin buralara yaptığı ziyaretler sonrasında Fener’e desteklerini açıkladı.
Dolayısıyla, Fener ile Moskova arasındaki zıtlaşmada, Batı-Rusya çatışmasının yanı sıra, Rum/Yunan Ortodokslar ile Slav Ortodoksların çatışmasının da rolünden bahsedebiliriz.Fener’in Moskova Patrikhanesi’ne yönelik mücadelesi, Rusya-Ukrayna Savaşı ile birlikte hız kazandı.
Rusya’nın Ukrayna’da açık bir saldırıya girişmesi, Ukrayna’da, Rusya ile alakalı her şeyin düşman muamelesi görmesine neden oldu.
Yine Rusya’nın bu saldırısı, ABD’de Joe Biden yönetiminin, bütün Batı dünyasını Rusya’ya karşı seferber etmesini kolaylaştırdı.
Daha önceden Rusya ile ticari ilişkiler sürdüren Almanya gibi ülkeler, Rus karşıtı kampa katıldı.
Önceleri tarafsızlık simgesi olarak gösterilen İsveç ve Finlandiya, NATO üyesi oldu.
Böylelikle, Rusya, Baltık’ta tamamen kuşatıldı.
Baltık ülkeleri de, Rus Ortodoks Kilisesi’nin bu ülkelerdeki cemaatlerini, Moskova’yla bağlarını kesmeye zorladılar.UKRAYNA'DAKİ KİLİSELERİN SAVAŞINüfusunun büyük çoğunluğu Ortodoks olan Ukrayna’da, 2018’den beri, başlıca iki Ortodoks cemaat bulunuyordu: Moskova Patrikhanesi’nin Ukrayna kolu ve Fener Patrikhanesi’nin Ukrayna kolu.
Fakat, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasından birkaç ay sonra, Rus Ortodoks Kilisesi’nin Ukrayna kolu, Moskova ile bütün ilişkileri kestiğini açıkladı.
Ne var ki Ukrayna yönetiminde bazı çevreler, bu kararın samimi olmadığını, bunun bir danışıklı dövüş olduğunu savunuyor ve Rus Ortodoks Kilisesi’nin (eski) Ukrayna Kolu olan teşkilatın tamamen feshedilmesi gerektiğini ileri sürüyor.Öte yandan, bu kiliseden oluşan boşluğun, Fener Patrikhanesi ile doldurulması gerektiği savunuluyor (Eskiden Moskova’ya bağlı olan, fakat orasıyla bağını kestiğini açıklamış olan cemaatlerin kiliselerine el konurken, bunlar, Fener’e bağlı cemaatlere veriliyor).Benzer bir süreç, Baltık ülkelerinde de yürütülüyor.
Fener Patriği Bartholomeos, geçen sonbaharda, Baltık ülkelerini ziyaret ederek, bu ülkelerin devlet başkanlarıyla görüştü.
Ziyaretin ana gündemi, bu ülkelerdeki Ortodoks cemaatin tamamen Fener’e bağlanmasıydı.Rusya Devlet Başkanı Putin ve Moskova Patrikhanesi'ne bağlı Ukrayna Ortodoks Kilisesi'nin başpiskoposu BerezovskyİNGİLTERE VE ABD'NİN HEDEFİRusya’nın saldırmasıyla bağlayan savaş, aslında daha ilk zamanlarda, Türkiye’nin girişimiyle, 2022’nin mart ayında, bitmenin eşiğine gelmişti.
Ancak, İstanbul’da ön uzlaşmaya varılmasına rağmen, dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un o dönemde Kiev’i aniden ziyaret ederek Ukrayna yönetimini Rusya ile müzakereden vazgeçirmesi, savaşın dört yıl daha devam etmesine yol açtı.
ABD’de Biden ve İngiltere’de Boris Johnson, bu savaşı, Rusya’yı yıpratmak için bir fırsat olarak görüyor, o nedenle de sürmesini istiyordu.
Savaşın sürmesi ayrıca, buralardaki toplumların Rus kültüründen uzaklaştırılarak dönüştürülmesini de kolaylaştırmış olacaktı.Trump’ın göreve gelmesinden sonraysa, ABD’nin eski Sovyet coğrafyasında Rusya’yla doğrudan çatışma politikasından kaçındığı, buna karşılık Rusya karşıtı mücadelede bayrağı İngiltere’nin devraldığı görülüyor.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, daha geçen gün, Rusya ile müzakere edilmesine kesin bir şekilde karşı çıktı.
ABD’nin Trump döneminde bu bölgedeki tutumunun tamamen Rus yanlısı olduğu söylenemez.
Fakat Rusya yönetimi, Trump’ın iktidara gelmesiyle Batı’da oluşan çatlağın derinleşmesi amacıyla, Trump’a yönelik eleştirilerini en alt düzeyde tutmaya gayret ediyor.
Rus istihbarat raporunda ABD’nin anılmayıp bütün okların İngiltere’ye çevrilmesini bir de bu açıdan değerlendirmek gerek.Sonuç olarak, bir kez daha söylersek, Fener’in ekümeniklik konusu, kesinlikle salt dini bir konu değil, tepeden tırnağa politize bir konudur.
ABD ve İngiltere'de, Türkiye’nin Fener’i ekümenik olarak tanıması ve Fener patriğinin Türk vatandaşı olma şartının kaldırılması, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılarak burada çevredeki Ortodoks ülkelerden ABD yanlısı çizgide rahipler yetiştirilmesinin sağlanması konusunda yaptıkları baskılar, tamamen, yukarıda belirttiğimiz jeopolitik çatışmalarla bağlantılı konulardır.
Yeri geldikçe bu konuyu yazmayı da, bir görev biliyorum.Deniz BerktayOdatv.com