Haber Detayı
Mahfi Eğilmez’den kritik analiz: Değeri yaratan nedir?
Mahfi Eğilmez, “Değeri Yaratan Nedir?” başlıklı son yazısında, ekonomide değerin kaynağına ilişkin klasiklerden günümüze uzanan tartışmaları ele alarak, emek, fayda, kıtlık ve modern ekonomide öne çıkan yeni unsurlar üzerinden kapsamlı bir değerlendirme yaptı.
Ekonomist Mahfi Eğilmez, kişisel blogunda yayımlanan son yazısında, bir mal ya da hizmetin neden pahalı ya da ucuz olduğunu sade bir dille ele aldı.
Eğilmez, emekten talebe, kıtlıktan bilgi ve markaya kadar pek çok unsurun fiyatları ve değeri etkilediğini vurgularken, günümüzde değerin artık tek bir nedene bağlanamayacak kadar göreli hale geldiğine dikkat çekti.İşte Eğilmez'in 'Değeri yaratan nedir?' yazısı:Ekonomide değer, bir mal veya hizmetin insanlara sağladığı faydanın ölçüsü olarak kabul edilir ve genellikle fiyat ile ölçülür.
Domatesin kilosu 40 lira denildiğinde bir kilogram domatesin değerinin 40 lira olduğu anlaşılır.Ekonominin bir bilim olarak ortaya çıktığı ilk zamanlardan beri en önemli tartışma konularının başında mal ve hizmetlerin değerinin nereden kaynaklandığı ve neye göre biçimlendiği sorusu gelir.
Bir kilo domates 40 lira ederken avokadonun bir tanesi niçin 45 lira ediyor?
Bu değer farklılığını yaratan şey nedir?
Bu soruya çeşitli ekonomi okulları farklı yanıtlar vermiştir.Adam Smith ile başlayıp David Ricardo ve John Stuart Mill ile doruk noktasına çıkan klasik ekonomi okulunun ve Karl Marx ile başlayan Marksist ekonomi okulunun bu soruya ortak yanıtı “değeri yaratan emektir” şeklindedir.
Bir malın veya hizmetin üretilmesinde ve sunulmasındaki emek, o mal veya hizmetin değerini belirler.
Marx, sermayenin de üretimdeki katkısını yine emekle açıklar.
Sermaye, bir anlamda emekten sömürülen değerle yaratılmış olduğu için onun da içinde emek vardır (kristalize emek.)Stanley Jevons, Carl Menger ve Leon Walras’ın öderliğinde gelişen ve Alfred Marshall ile doruk noktasına çıkan neoklasik okul (marjinal faydacılar) değeri belirleyen şeyin bir mal veya hizmetin talep sahibine sağladığı fayda olduğu görüşündedirler.
Piyasaya satılmak üzere sunulan bir malın ya da hizmetin değeri, piyasada bulacağı fiyatla şekillenir.
Fiyatı belirleyen arz ve talep dengesidir.
Faydası olmayan bir mala talep olmaz ve o nedenle fiyatı düşük kalır.
Bu da o malın değerinin düşük olduğunu gösterir.
A ve B mallarının aynı emek/saat harcanarak üretilip aynı şekilde, aynı zamanda ve aynı fiyatla piyasaya sunulduğunu, A malına aşırı talep olduğunu, B malına ise çok düşük talep olduğunu varsayalım.
Bu durumda A malının fiyatı artacak, B malının fiyatı ise düşecektir.
Her iki mala da aynı emek harcanmış olsa da fiyatları ve dolayısıyla değerleri farklı olabilmektedir.Neoklasikler arasında bir grup, faydanın maddi olarak ölçülebilir olduğu düşüncesindeydiler.
Onlara göre mesela bir pizza dilimi A kişisine 60 puanlık tatmin sağlarken, bir hamburger 50 puanlık tatmin sağlayabilir.
Bir başka grup ise faydanın ancak ordinal olarak ölçülebileceğini öne sürmüştür.
A kişisi bir hamburgere göre bir pizza diliminden daha fazla tatmin sağlayabilir ama bu farkın madden ölçülmesi söz konusu değildir.
Yalnızca tercihleri belirlemekte işe yarar.Klasikler, Marksistler ve Neoklasiklerden sonra ortaya çıkan okullar (Keynesyen ekonomi, Parasalcılar, Yeni Klasikler, Arz Yönlü İktisatçılar, Kuralcılar ve diğerleri) bu iki görüşü veri almış ve başka meselelerle ilgilenmişlerdir.Günümüzde ana akım (ortodoks) ekonomi düşüncesi olarak adlandırılan görüş daha çok makroekonomiyle ilgilenen Keynesyen ekonomiyle daha çok mikroekonomiyle ilgilenen Neo Klasik ekonominin birleştirilmesiyle oluşmuş bir Keynesyen-neo Klasik Senteze dayanır.
Ana akım ekonomi yaklaşımı değer teorisini marjinal fayda ekseni üzerine oturtmuştur.
Bu yaklaşıma göre değeri belirleyen şey marjinal fayda ve ona göre oluşan tercihlerdir.
Marjinal fayda, son birimin sağladığı faydadır.
Çok soğuk bir havada içilen ilk çayın sağladığı tatmin (fayda) ile mesela üçüncü bardağın sağladığı tatmin aynı değildir.
Değeri, içilen son bardak çayın faydası yani marjinal fayda belirler.Ekonomide çok kullanılan bir örnek vardır: Su ve elmas.
Su yaşam için zorunludur ve boldur.
Elmas yaşam için zorunlu değildir ama kıttır, az bulunur.
Suyun fiyatı (değeri) düşük, elmasın fiyatı (değeri) yüksektir.
Bu örnek bize değeri belirleyen üçüncü unsuru gösteriyor: Kıtlık.
Su, yaşam için çok önemli olmasına karşılık boldur, elmas yaşam için bir anlam taşımamasına karşılık kıttır ve bu kıtlık onu suya göre çok daha değerli kılmaktadır.Günümüz kapitalist – neoliberal dünyasında değeri oluşturan şeyler geçen yüzyıldaki duruma göre oldukça değişmiştir.
Bugün değeri oluşturan şeyler arasında emeğe ve sermayeye ek olarak; bilgi, teknoloji, yaratılan marka, ağ etkisi de (sosyal medyada olduğu gibi) yer almaktadır.
Öte yandan bu sayılanların da emek ve sermaye içerdiği dikkate alınmalıdır. .Bir başka bakış açısıyla ele alınırsa değer; bir kişinin bir şeye duyduğu ihtiyacın ya da isteğin derecesiyle açıklanabilir.
Örneğin bir açık artırmada aynı tabloya A kişisi P fiyatı teklif etmişken, B kişisi 2P, C kişisi 3P fiyatı önermiş olabilir.
Sonuçta tablo 3P fiyatı veren C kişisine satıldığında tablonun değeri C kişisinin ödediği, 3P fiyatıyla oluşmasına karşılık aynı tablo üç farklı kişi gözünde farklı değerlere sahip demektir.Bazen yer farklılıkları da değeri farklılaştırır.
Evde yapılan kahvenin maliyeti bir kafede içilen kahvenin maliyetine göre çok daha düşüktür.
Hangisi daha değerlidir?
Bu sorunun yanıtı oldukça karmaşıktır.
Evde yapılan kahve daha iyi ve kaliteli olabilir.
O açıdan bakınca daha değerli görünür.
Buna karşılık kafede kişinin çevreye kendisini göstererek kahve içmesi (gösteriş tüketimi) onun açısından daha değerli olabilir.
Burada değerin ölçülmesinde fiyat dışındaki etkenler ortaya çıkar.
Benzer şekilde pazar ve market alış verişinde de işler karışır.
Pazarda almak istediğiniz ürün, markete göre daha ucuz olabilir ama o ürünü pazarcı genellikle seçtirmez, kendisi torbaya koyar.
Arada çürükler de olabilir.
Oysa marketlerdeki manav reyonunda istediğiniz ürünü kendiniz tek tek seçer, çürükleri almayabilirsiniz.
Pazar ucuzdur, market daha pahalıdır.
Aynı mal için ortaya çıkan farklı fiyatlarda değer hangisiyle ölçülecektir?
Pazardan ucuza alınan mal mı daha değerlidir yoksa marketten daha pahalıya alınan ama daha temiz olan mal mı daha değerlidir?Unvan farklılıkları bile değer meselesini karıştırabilir.
Örneğin hastanelerde profesör, doçente göre daha yüksek muayene ücreti alır.
Ama bu, her zaman, onun doçentten daha iyi muayene edip teşhis koyduğu garantisi vermez.
Bazen bir doçent, hataya daha fazla zaman ayırıp çok daha iyi ve yetkin teşhis koyabilir.
Burada da fiyat (muayene ücreti) her zaman tam olarak değeri ölçemeyebilir.Çoğu şeyin göreli hale geldiği günümüz dünyasında değeri neyin yarattığını söylemek eskisi kadar kolay değil.