Haber Detayı

Kahire’den Karakas’a kahredilecek kafa
Latif bolat aydinlik.com.tr
11/01/2026 00:00 (11 saat önce)

Kahire’den Karakas’a kahredilecek kafa

Kahire’den Karakas’a kahredilecek kafa

Tam da dünya Venezuela’daki ABD eşkıyalığını konuşurken, Mısır ve Kahire konusunda yazı yazmanın ne alemi vardı diye sorabilirsiniz.

Haklısınız.

Buna birinci sebep olarak, şu anda Kahire’nin göbeğinde, o ünlü gece kahvehanelerinden birinde oturuyor olmamızı gösterebiliriz.

Gerçekçi olabilmek için, gerçek mahalde olalım ve gerçekleri gözümüzle gördüğümüz şekilde yazalım ilkemizden dolayı, bu haftanın konusunu da Kahire ve Mısır’dan seçmiş oluyoruz böylece.

Kaldı ki, Venezuela bize ne kadar uzak ise, Mısır ve Kahire, hem zaman hem de mekân olarak bize o kadar yakın.

Ne de olsa, insan Hatay’dan yola düşse, aynen eski hac kervanlarının yaptığı gibi yürüyerek bile Kahire’ye varabilir nispeten kısa bir süre sonra.

Aslında, 500 sene önce bizim Sultan Selim’in kolaylıkla Mısır’a gelmesi de bu sebepten olmalı.

DOĞU AKDENİZ KİM İLE SAVUNULACAK?

Mısır konusunda bu hafta da ısrar etmemizin bir başka sebebi, Venezuela, İran, Suriye, Mısır ve Türkiye’nin, Batı emperyalistlerine karşı oluşan ve hala da gelişmekte olan ön cephenin önemli bir parçası olması.

Bizler bugün, Venezuela’daki Trump darbesinin ve eşkıyalığının apaçıklığı ve bir çaresizlik ürünü olmasını tartışırken, Mısır 1850’lerden beri, Maduro’nun yaşadığı tipten problemlerle boğuşan bir ülke.

Aslında Türkiye de Mısır ile aynı kaderi ve emperyalist reçeteleri paylaşma talihsizliğine uğrayan bir memleket ne de olsa.

Maduro’nun tüm baskılara ve yaptırımlara rağmen uygulamaya çalıştığı Bolivarcı milli siyasetlerin hemen hemen aynısını, 1950’lerde Mısır’ın unutulmaz lideri Cemal Abdülnasır yapmayı başarmıştı.

Aslında bugünkü modern Mısır’ın tüm geriliği ve azgelişmişiği de o dönemlerin getirdiği emperyalist saldırının bir ürünü.

Osmanlı’nın elinden adeta çalınan Mısır ülkesi, Fransız ve İngiliz işgalleri ve sömürge yönetimleri döneminde, her sömürgede yapıldığı gibi, tüm kaynakları memleket dışına taşınarak iflas ettirilmişti.

BECEREBİLSELER PİRAMİTLERİ BİLE ÇALABİLİRLERDİ!

Özellikle de Süveyş Kanalı inşasındaki yolsuzluklar ve sömürüler sonucunda, gırtlağına kadar borçlandırılan Mısır, aynen Osmanlı devletinin yaptığı Duyunu Umumiye benzeri sömürgeci bağlar ile, Fransız ve İngiliz şirketlerinin bir oyun bahçesi haline getirilmişti.

Ramses’den bu yana, Mısır halkının refahını ve dünyanın ilk medeniyetlerinden birini yaratan bu toprakların bereketi, Avrupa şatoları, sarayları, fabrikaları ve Eyfel Kulesi dahil tüm Avrupa şehirlerinin makyajının yenilenmesine harcanmıştı.

Mısır içindeki işbirlikçilerin ve Avrupalı sömürgecilerin, saraylara ve villalara döktüğü bu bereketin izlerini, Kahire’nin ve Assiut’un hemen her köşesinde bizzat görebildik.

Hemen hemen tamamı boş halde ölümünü bekleyen bu muhteşem mermer kaplı anıt-binalar, Mısır halkının yoksullaştırılıp yabancılaştırılmasını temsil etti ikiyüz senedir.

PADİŞAHIN GÖZÜNDEN UZAKTAKİ SOYGUN Osmanlı’nın Mısır valisi, Mehmet Ali Paşa’nın Kahire kalesinde, Karakuş adındaki bir Türk Memluk mimara yaptırdığı sarayını gezerken, ağzımız açık kaldı.

Ve Topkapı Sarayı ile idare etmek zorunda kalan, Mehmet Ali Paşa’nın patronu Osmanlı Sultanlarının adına üzüldük doğrusu.

Muhteşem Sultanın emrindeki bir ülke valisinin, kendi lüksüne harcadığı Mısır servetini görünce hem onun hem de onun ülkeye getirdiği Fransız, İngiliz ve sonrasında da Amerikan emperyalisterinin, neden olup ta 100 milyonluk Mısır ülkesini, bugünkü yoksulluk ve işsizliğe gömebildiğini daha iyi anlamış olduk.

ORMAN KANUNU BİLE BUNLARINKİNDEN KANUNİ Emperyalizmin, tüm yumuşak ve sert araçlarını kullanarak egemenliğini sağladığı ve reklamını yaparak, insanların kafasını karıştırdığı bir dönemin sonuna gelmekteyiz.

Ellerinden gelen her şeyi yapmalarına rağmen, Batı “medeniyetinin” adalet, siyaset, ekonomi ve dinsel tüm kurumları ile çatırdayarak çöktüğünü görmemek için ya kör olmak ya da onların emrinde çalışmak gerekiyor bugün.

Kendi kurdukları Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, Uluslararası Ceza Mahkemeleri gibi kurumların hiçbirinin, zerre kadar işe yaramadığı, kendi uydurdukları hiçbir kuralı uygulamadıkları ve hayvanlar aleminden bile daha aşağılarda bir “orman yasasının” egemenliği altında, tüm dünyayı sömürmeye devam etmek niyetindeler.

Ama baskı altında olan her maddenin bir patlama noktası olduğu fizik gerçeğine uygun olarak, dünya hakları da bu baskılar altında patlamaya doğru gitmektedir.

Bu gidişatın hızını beğenmeyebilir bazılarımız.

Ama insan ömrü, milletlerin ömrüne göre çok kısadır.

O nedenle de bir türlü beklenen bu halk ve milletler patlamasının olmaması, hiç kimseyi aceleye ve dolayısı ile umutsuzluğa sürüklememelidir.

Tenceredeki su, fokur fokur kaynamaya başlamıştır bir kere.

Ve bu gidişat ile, kaynayan suyun hem sıcak dalgaları, hem de sımsıcak buharı, tencerenin kapağını büyük bir güç ile fırlatıp atmaya doğru yol almaktadır.

TÜM BAŞKENTLERDE DENGE DANSINA SON!

Maduro’nun Venezuela’da başına getirilenler, tüm dünya ülkelerindeki liderliklerin şapkayı önlerine koyup, bir kere daha düşünmelerini sağlayacaktır.

Artık emperyalist saldırılar ve baskılar karşısında, orta yol arayarak, durumu idare edecek şekilde dans ederek zamanı geçirme imkanları kalmamıştır.

Aynen iki dünya savaşı sırasında gördüğümüz gibi, size saldırmak isteyen emperyalistler, sizden izin almazlar.

Onlar saldırı gerektiğinde, bahane bile üretmeye ihtiyaç duymadan kapınıza dayanıp, sizi halledebilecek araçlara sahiptirler.

Bunun en açık örneğini Maduro’nun kaçırılmasında görmüş olsak bile, 16 Temmuz’da Erdoğan’ın peşinde olan FETÖ’cü kılığındaki ABD elemanlarının teşebbüsleri, Türkiye’nin kendi topraklarında olan bir saldırı olarak zihnimize kazınmalıdır.

İki Dünya Savaşının yıkımını tecrübe etmiş dünyanın, bugün artık o günlerde sahip olamadığı çok daha büyük bir şansı vardır.

Avrasya dünyası 20.

Yüzyıl başındaki gibi atıl ve uykuda değildir artık.

Çin’den İran’a, Rusya’dan Hindistan’a kadar süratle gelişen bir olağanüstü birlik gündemdedir.

Bu satırları yazdığımız Mısır ile, sizin bu satırları okuduğunuz Türkiye’nin stratejik dostluğu, Asya’nın Batı kapısını ABD, Avrupa ve İsrail’in saldırganlıklarına ebedi olarak kapatabilme gücüne sahiptir.

Ve artık bu, 100 milyonluk Mısır ve 86 milyonluk Türk halkının bir iradesi olarak, tarihin ve coğrafyanın gerektirdiği şekilde, yönetimlerin tercihlerinin bile ötesinde yerine gelecek bir zorunluluktur.

İlgili Sitenin Haberleri