Haber Detayı

Ko-Ko-Reç Sensiz Olmaz! Memlekete mutlu yıllar!
Metin akgerman aydinlik.com.tr
09/01/2026 14:13 (14 saat önce)

Ko-Ko-Reç Sensiz Olmaz! Memlekete mutlu yıllar!

Birkaç konu vardı, yazamadım; yeni yılın ilk yazısı oradan buradan kolaj olsun! Herkesin ilgisine göre bir konu bulabileceği şekilde başlıkları verelim. Hatta editörümüz konu başlıklarını ilgili bölüme linkleyebilirse pratik olur doğrusu.

Birkaç konu vardı, yazamadım; yeni yılın ilk yazısı oradan buradan kolaj olsun!

Herkesin ilgisine göre bir konu bulabileceği şekilde başlıkları verelim.

Hatta editörümüz konu başlıklarını ilgili bölüme linkleyebilirse pratik olur doğrusu. 1) Enerji Bakanını Somali petrol kara sahaları için cesaretlendirelim   2) Organ nakli “varsayılan ayar” olsun   3) Hava trafik konuşmalarını açalım (LiveATC)   4) AİHM üyelik konusunu masaya yatıralım   5) Otoyollarımıza bisikletliler için kaçış şeridi yapalım   6) Fransızlar yeni uçak gemisi yapıyor!   7) SuperDry’i Türkiye almalı mı?   8) 32.

Gün Almanak gerekli   9) Güveni artırmak   10) BIST için işlem vergisi konmalı   11) Rakı ve Uzo fiyat farkı   12) E-Devlet yabancı telefonu desteklemeli   13) BM’nin yasaları İsviçre’de pişiyor   14) Gurbetçi köprü parası ödemesin   15) Popüler Mühendislik dergisi gerekli   16) Ölenin dijital hakları kime geçmeli?   17) Puerto Rico saldırı üssü olmamalı   18) İran sınırındaki TIR beklemeleri düzeltilmeli   19) Etiyopya Rusya ile nükleer santral kuruyor   20) IŞİD saldırganlarının ahiretini yakmak   21) Arnavutköy’e Dışişleri misafir evi   22) Somali için Minnesota’ya konsolosluk   23) Star Alliance merkezi İstanbul’a   24) Latinolara silah satma zamanı   25) Buz pateni federasyonu göreve!   26) Lübnan ile G.

Kıbrıs iş birliği bozulmalı   27) Tüm pasaportlar 10 yıl olmalı   28) Yurtdışı çıkış harcı sistemi değişmeli   29) Fas ile hizalanmak   30) Fransa’da Gladyo cinayetleri tam gaz   31) Kosova’ya silah satmamalıyız   32) Harvard’dan beyin çekme zamanı   33) Türk uçakları Rus cephanesi kullanabilir mi?   34) Ko-ko-reç sensiz olmaz! 1) Enerji Bakanını Somali petrol kara sahaları için cesaretlendirelim Enerji bakanımız geçenlerde TV’de açıklama yaptı ve Somali’de karasal petrol arama ruhsatlarına sahip olduğumuzu; ancak güvenlik sebebiyle bu çalışmaları bu sene başlatmayacaklarını belirtti.

Tahmin ediyorum benzer bir çekince Cizre bölgesinde de mevcut çünkü hemen Cizre’de sınır çizgisinin karşısında Norveçli firma yıllardır dünyanın petrolünü üretiyor.

Ucuza karadan petrol üretmek yerine dünyanın en pahalı ve teknik olarak zorluklarla dolu olan derin deniz sondajı işlerine öncelik veriyoruz.

Sadece Karadeniz gazı için milyar dolar civarında yabancı firmalardan mühendislik hizmeti satın almak durumundayız.

Denizde yapılan işler fena gitmiyor, o programlara aynen devam edelim ama gelin şu karadaki çalışmaların riskini biraz daha çalışalım.

Karadaki çalışmalardan kaçınan firma misal Fransız özel sektör şirketi olsa anlarım.

Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet petrol şirketi Somali’de bir saha güvenliği sağlamaktan çekinir mi yahu?

El-Şabab riski ölçülebilir bir risk, arkasındakiler belli, yerleri yurtları belli.

Bizim kara petrol sahaları zaten muhtemelen batıda, daha önceden bilinen bölgelerdir.

Madem belirli noktada sondaj sahasında güvenlik sağlayamıyoruz, Somali’de uzay üssünü nasıl koruyacağız?

Elbette bu işte bir mantık hatası var.

Somali hükümeti de halkı da yanımızdadır, karada petrol sondaj sahasının güvenliğini TSK sağlayabilir.

Zaten kara sondaj işleri hızlı hızlı birkaç haftada biten işler, deniz sondajı gibi değil.

Çok daha ucuz ve hızlı işler.

Küçük mobil ekipler ile halledilir. 2 bin metre delsen kâfi, fazla bile.

Petrol çıkmaz gaz çıkar.

O da çıkmaz su çıkar.

Hepsine Somali’nin ihtiyacı var.

Bize neden sondaj yapamayacağımızın bahaneleri değil, nasıl sondaj yapabileceğimizi söyleyen, bölgeyi ve sektörü bilen bir adet uzman gerekli.

Bu bağlamda Sn.

Bakan’ın güvenlik konularındaki endişelerini gidermek, kendisini ucuz ve hızlı petrol araştırmaları konusunda cesaretlendirmek ve bizi özellikle sokmadıkları kara sondaj bölgelerine girmemiz gerekli. 2) Organ nakli “varsayılan ayar” olsun   Bazı ülkelerde, misal İngiltere’de organ bağışı için değil, bağışlamamak için başvuru yapmak gerekiyor.

Yani tüm İngiliz vatandaşları doğdukları andan itibaren kanunen organ bağışı yapmış gibi bir hukuki durumdalar.

İngiltere’de milyonlarca insan organ bağışlamama başvurusu yapmış durumda.

Türkiye’de malum çok sayıda vatandaşımızı organ yetmezliğinden kaybediyoruz.

Belki bu konu, Diyanet İşleri’nin de uygun bir fetvası ile benzer bir çözüme kavuşturulabilir ve çok sayıda insanımızın hayatını kurtarabiliriz. 3) Hava trafik konuşmalarını açalım Geçenlerde malum Ankara’dan kalkan ve Libya askeri heyetini taşıyan bir uçak kırıma uğradı.

Dünyanın çoğu ülkesinde hava kontrolörleri ve pilotlar arasındaki radyo haberleşmeleri açık bilgilerdir ve çeşitli web sitelerinde canlı olarak yayınlanırlar.

Dünya çapında sivil havacılık meraklıları için bunlar önemli bir kaynaktır ve eğitim özellikleri de vardır.

Sanıyorum Türkiye’de bir mahkeme kararı ile Türkiye havalimanları artık bu sistem dışında.

Bunlar zaten şifreli olmayan, herkesin uygun ekipman ile dinleyebileceği yayınlar.

Ülkelerde genelde dinlemek mümkün, yayınlamak ise belirli kurallara tabi.

Elbette askeri yayınlar yayınlanmıyor ve bazı güvenlik durumlarında yayıncı ilgili havacılık otoritesinin kurallarına göre hareket ediyor.

Türkiye komple yasaklayarak biraz ileriye gitmiş.

Sivil Havacılık bu işi biraz daha ince şekilde regüle edebilirse, en azından bazı havalimanları, bazı kurallar ve kısıtlamalar dâhilinde, yetkilendirilmiş firmalar üzerinden bu iletişimi yayınlayabilirse sektörün gelişimine katkısı olacaktır.

Bu iş komple yasak olmaya devam edecek ise bunun açıklamasının ilgili yetkililerce yapılması uygun olacaktır.

Şahsi görüşüm bu alandaki şeffaflığın belirli güvenlik tedbirleri dâhilinde artması, havacılık sektöründe genel güvenlik artışını da beraberinde getirecektir ve standartları yükseltecektir.

Opaklık artışı ise her vakada soru işaretleri oluşturacaktır. 4) AİHM üyelik konusunu masaya yatıralım   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, AB ülkelerinin ve ilave birkaç yancı ülkenin mahkemelerinin üzerindeki bir mahkemedir ve ilgili ülkelerden bireysel başvuru kabul eder.

Mahkeme sonuçlarını ilgili ülkeler uygulamalıdırlar veya tazminat öderler ve kanunlarını ilgili karara göre düzeltmeleri istenir.

Türkçesi, AİHM ile Türkiye hukuk alanındaki egemenliğini kısmen Strasburg’daki hâkimlere devretmiştir.

Yani Strasburg’daki yüce hâkimler, hadi isimlerini de verelim ayıp değil, Yunanlı IoannisKtistakis, Fransız Matthias Guyomar, Güney Kıbrıslı (onlara göre bütün Kıbrıslı) Georgios Serghides filan gibi hâkimler veya hâkimeler bizim memleketteki tüm mahkemelerin verdiği kararın üzerine karar verirler.

Misal PKK’lısı, FETÖ’cüsünü filan bizim mahkemeler yargılar suçlu bulur, mahkûm eder, sonra bunlar gider AİHM’den Türkiye’yi tazminata mahkûm ederler.

Biz de paşa paşa öderiz (tabi isyan çıkmasın diye bu ödemeler pek haber yapılmaz).

Yılda milyonlarca doları her sene tıkır tıkır bu tazminatlara öderiz.

Bir yanda Netanyahu bir halkı toptan katleder, Trump keyfine göre ülkelere saldırıp petrolüne el koyar.

Bize gelince 50 sene önce çözülmüş Kıbrıs davasıyla ilgili, Güney Kıbrıslı hâkimin karşısında KKTC malları için bize tazminat ödettirilir, yargılanması tamamlanmış FETÖ’cüye, PKK’lıya tazminat ödettirilir.

AİHM ile yolların tez zamanda ayrılması konusunda, tüm tazminat ödemelerinin ve hukuki yaptırımların durdurulması konusunda gerekli politik düzenlemelerin değerlendirilmesi uygun olacaktır.

Strasburg mahkemeleri Türkiye ile ilgili tümden yetkisiz kılınmalıdır.

AİHM ilintili davalarda ödenen tüm tazminatlar ve sonucunda yapılan iç hukuk düzenlemeleri millete detaylı olarak açıklanmalıdır. 5) Otoyollarımıza bisikletliler için kaçış şeridi yapalım   Malum devir değişti, her gün özellikle Avrupa sınırımızdan ülkemize bisikletli turistler giriş yapıyorlar.

Bisiklet ile ailecek ülke ülke gezenler bile var.

Her ne kadar çoğu ülkede otoyol kenarlarında bisiklet olayı yasak dahi olsa birçok ülkede zaten otoyol ve bir alt sınıf yolların ayrımı net olmuyor ve konu pek cezai yaptırıma tabi olmuyor.

Pek alternatif yol da yoksa bu bisikletliler otoyol kenarlarından yavaş ve dikkatli şekilde gidiyorlar.

Belki Karayollarımızın ve Turizm Bakanlığımızın öncülüğünde sınırlarımızdan giren turistler için ve elbette kendi vatandaşlarımız için çeşitli bisiklet ile gezme rotaları belirlemeliyiz ve bu seçilen rotalarda bisikletlilerin en azından güvenli kaçabilecekleri bir kaçış şeridi olmasını sağlamalıyız.

Bisiklet yolu için zaten normal asfalt yol gerekmez, otoyola paralel çok ucuza bunların sıkıştırılmış çakıldan, jeotekstil malzemeden filan yapılması mümkün.

Çok faydası olur, hayatlar kurtulur, turizm desteklenir, spor desteklenir vs. 6) Fransızlar yeni uçak gemisi yapıyor!

Fransızlar bu aralar yeni bir uçak gemisi tasarımı ile meşguller. 2001 model Charles de Gaulle (CDG) uçak gemisinin ardından yeni nesil, nükleer itkili bir gemi gelecekmiş.

Kısaltmalardan PANG diyorlar ismine. 2038’de PANG devreye girecek, CDG çıkacakmış.

Tesadüf bizimkiler de uçak gemisi tasarlamaktalar.

Aynı dönemde yapılan bu gemiler birbirinin rakibi olacaklar.

Fransa projesini yakından takip etmekte fayda var, Fransızların bu konuda zaten bir kültürleri, geçmiş teknolojik birikimleri mevcut, aynı dönemde inşa edilen bu iki gemi askeri çevrelerde birbirleriyle karşılaştırılacaktır, bizim ekibi rekabete hazırlık konusunda motive etmekte fayda var.  7) SuperDry’i Türkiye almalı mı?

Türkiye’de tekstil sektörü malum krizde.

Sebebi hatalı ekonomik politikalar, detayına girmeyelim.

Önerim Türkiye’nin yurtdışından kelepir fiyata satılan ve geniş perakende mağaza zinciri yöneten tekstil markalarından uygun olanları zaman içinde toplaması ve bu mağazalarda satılan ve genelde Çin’de fason ürettirilen bu ürünlerin Türkiye’de fason ürettirilir hale çevrilmesidir.

Bir güncel örnek İngiliz SuperDryfirmasından verelim.

Bu firma kendini soğuk iklim markası gibi konumlandırdı.

North Face’in rakibi bir firma diyelim.

Firmanın maddi zorlukları var ve 10 milyon sterlin civarı bir fiyata kontrol hissesini almak muhtemelen mümkündür.

Elbette borçları da vardır.

Firmanın yıllık cirosu 400 milyon sterlin civarı.

Yani 10 milyon nakit karşılığı yılda 400 milyon ciroluk işin kontrolü ele alınabiliyor.

Bu firma alınır ise belki yılda 200 milyonluk fason üretim işi Türkiye’ye aktarılabilir.

İstihdam etkisini varın siz düşünün.

Firmayı satın alan firma muhtemelen kâr edemez, yılda birkaç milyon zarar eder ama işin Türkiye’ye büyük ekonomik faydası olur.

Bu gibi fırsatları Varlık Fonu gibi kurumlarımızın değerlendirmesi uygun olabilir.

SuperDry gibi muhtemelen çok sayıda uygun fiyata alınabilecek tekstil firması mevcuttur.

Türkiye artık tekstilde Mısır, Bangladeş, Pakistan, Çin ile fason fiyat rekabetine giremeyeceğini kabul etmeli ve kolektif çıkar yaklaşımı ile sektörünü koruyacak pazarlama stratejileri geliştirmelidir.  8) 32.

Gün Almanak gerekli     Rahmetli Mehmet Ali Birand’ın 32.

Gün belgeselleri siyasi tarihimiz için önemli bir değerdir.

Bir daha o dönemlere dönüş olmayacak, o dönemki siyasetçiler ile o dönem konjonktüründe röportaj yapmak artık mümkün değil.

Birand’ın tarzını ve gazeteciliğini sevenler vardır sevmeyenler vardır ama sanırım siyasi tarihimiz ile ilgilenen herkes mutabık kalacaktır ki bu 32.

Gün arşivi çok değerli ve önemlidir.

Zamanının cumhurbaşkanları, başbakanları, yabancı liderler, bölücüsünden tarikatçısına, gladyosundan küreseline, liberali, nonosu kimler çıkmadılar ki bu programlara...

Bu programların bir kısmı YouTube’da var.

Ama sorun şu: Bu arşiv derli toplu, kronolojik sırada vatandaşın hizmetine sunulmuyor.

Ne bir almanak yapıldı ne düzgün fihristi var.

Muhtemelen Birand’ın oğlunda vardır bunlar, belki o da değerlendirmeye çalışıyordur bilemiyoruz ama siyasi tarihimizin daha doğru, hızlı ve geniş kitlelerce analiz edilebilmesi için bu arşivin doğru dürüst, kullanıcı dostu bir arayüz ile ve ücretsiz olarak vatandaşın erişimine açılması lazım.

Kültür Bakanlığımızı göreve davet ediyoruz.

Gerekiyorsa üç beş neyse ödensin, bu yayın hakları satın alınsın ve vatandaşa sunulsun.

Sadece 32.

Gün de değil.

Siyasi tarihimiz için önemli olan aklıma ilk gelen diğer yapımlar şunlar: Banu Avar’ın TRT’deki belgeselleri, Erhan Göksel’in programları, Aytunç Altındal’ın programları vs.

Mutlaka çok değerli başka programlar da vardır.

Bunların içinde bize makul gelmeyen görüşler, fikirler elbette olabilir ama bu insanlar büyük bir inanmışlık ve adanmışlık içinde bu programları yaptılar ve bu programların doğru dürüst şekilde, gerekli basılı materyaller ile beraber sunulması uygun olur.

Bu çalışmalar az veya çok geleceğe dair bazı öngörüler ve iddialar taşımaktaydı ve o gün içinden geçilen ama çoğumuzun anlamlandıramadığı konulardan bahsediyordu.

Bugün dönüp o zamanki koşullarda yapılan bu tahminlerin ve çalışmaların hakkını teslim etmeliyiz.

Bugün geçmişe dönüp baktığımızda bu röportajlar, çalışmalar çok daha anlamlı geliyor ve siyasi çerçeve içinde yerli yerine oturuyor.

Genel olarak TRT’nin bütün video arşivinin internet üzerinden erişime açılması uygun olur.

TRT Net veya TRTX gibi bir marka bu iş için uygun olabilir.  9) Güveni artırmak     Çeşitli global karşılaştırma yayınlarında “güven endeksi” konusunda Türkiye kötü vaziyette.

Devlete ve devlet kurumlarına güvenden ziyade vatandaşların birbirine güveni konusu asıl kritik konu.

Bu konu aslında sosyal bilimlerde üzerine çok araştırma yapılan bir alan çünkü toplumdaki güven seviyesi toplumun ekonomik ve sosyal gelişimi için bir çarpan etkisi yapıyor.

Askeri güç ve caydırıcılık için dahi önemli bir konu.

Toplum içinde bireylerde yüksek güven olunca yüksek dayanışma oluyor ve ekonomik kalkınma hızlanıyor.

Toplumda medya aracılığı ile yoğun bozgunculuk propagandası yapıldığında güven azalıyor ve ekonomik gelişme hızı azalıyor.

Mevcut şartlarda ülkemizde güveni artırmak çok zor, hayal gibi geliyor biliyorum ama doğru politikalar ile bu mümkün.

Bütün ülkelerde mümkün, bizde de mümkün.

Hangi politikalar olduğunu yazıp konuyu uzatmayalım ama önemli olan toplum olarak bu konuda talep ve irademizi ortaya koymalı ve ilgili politikaların uygulanmasını talep etmeliyiz.

Güven seviyesi, vatandaşların refahı, mutluluğu zaman içinde artacaktır.

Benzer şekilde bize bozguncu propaganda yapan dış topluluklar ile mücadele için biz de bozguncu propaganda yapabileceğimiz yapıları kurmalı ve cevap vermeliyiz.  10) BIST için işlem vergisi konmalı     Hemen tüm Avrupa ülkelerinde ve farklı isimler altında diğer gelişmiş piyasalarda binde 3 civarlarında kesilen hisse senedi işlem vergisi vardır.

Buna bazıları vergi der, sermaye piyasaları işlem masrafı der ve ilgili işlem platformuna gelir yazılır.

Çok önemli değil sonuçta işlemlerden kesilen ve kamuya gelir olan bir potansiyel vergi alanı var.

Türkiye nedendir bilinmez saçma şekilde bu vergiyi getirmemekte direniyor.

Buradan almadığımız vergiyi mecburen farklı alanlardan alıyoruz.

Bu işlem vergisi neden önemli?

Öncelikle bu vergi ile biz önemli ölçüde yabancı finans kurumlarının yaptığı robotik işlemleri de vergilendirmiş olacağız.

Yani yurtdışında geliştirilmiş, gelişmiş algoritmalar ile sermaye piyasalarımızda yapılan robotik işlemler büyük ölçüde Türkiye’den yurtdışına gelir transferi yapılmasını sağlarlar.

Oysa robotik işlemlerin yabancılar lehine yarattığı piyasa rantının önüne kolayca işlem vergisi ile geçebiliriz.

Binde 3 yerine sabit küçük bir rakam da olabilir, işlem başına 3 kuruş 5 kuruş vs.

Bu sistem borsamızı ve sermaye piyasalarını zayıflatmaz aksine güçlendirir.

Kimse binde bir işlem vergisi ödememek için yatırım işleminden vazgeçmez.

Bu vergi veya işlem gelirini Borsa İstanbul’a aktarırsak, Borsamız yeni yatırımlar yapabilir ve yeni sermaye piyasası enstrümanları geliştirebilir.

Eğer bu verginin piyasayı fazlaca durgunlaştıracağı endişemiz var ise ilk safhada on binde 5 gibi sembolik bir oran tanımlayalım, birkaç sene bu çalışsın, sonuçlarını görelim, sonrasına bakarız.  11) Rakı ve Uzo fiyat farkı     Geçenlerde Berlin havalimanında Duty Free kısmında rafta 1 litre rakı ve uzo yan yana idi.

İkisinden de tek çeşit koymuşlardı ve kardeş gibi yan yana koymuşlardı.

Mey’in Yeni Rakı markası (düz rakı yani, afili olanlarından değil) ve yanında en meşhur Uzo olan Uzo 12.

İsimleri Türk ve Yunan gibi görünse ve ikisi de İstanbul kökenli olsa dahi bu içecekleri sunan firmaların bugün biri İngiliz biri İtalyan sermayesinde.

Neyse, asıl problem şöyle: Yeni Rakı’nın litre satış fiyatı 30 EUR, Uzo 12’nin 15 EUR.

Nasıl böyle bir fark olabilir?

Bunların hammadde ve proses maliyetleri hemen hemen aynı, hatta Türkiye’de işçilik ve cam ambalaj maliyeti muhtemelen daha ucuzdur, yani Yeni Rakı’nın daha ucuza mal olması beklenir ama 2 kat pahalıya nasıl satılabilir?

Hadi Türkiye içinde vergiler ile piyasa düzenleniyor anladık ama yurtdışında Duty Free mağazada bu farkın olması bizim için bir uyarı niteliğinde olmalıdır.

Sadede gelelim.

Rakı benzeri anasonlu içecekler, Yunanistan’da, Doğu Avrupa’da, Fransa’da var.

Avrupa’da başta Türkler olmak üzere bunların milyonlarca tüketicisi var.

Adam 15 EUR’ya bulunca rakı almaz uzo alır, paralar da İtalya ve Yunan ekonomisine akar.

Bütün dertlerimiz bitti bu mu kaldı gibi bir soru akla gelebilir ancak vazgeçtiğimiz ekonomiyi iyi anlamalıyız.

Yeni Rakı markasının da sahibi olan İngiliz Diageo’nun yıllık satış cirosu 20 milyar doların üzerindedir.

İngiltere’ye ödediği vergiyi, yarattığı istihdamı varın siz düşünün.

Rakı markalarımızın Avrupa’da eşlenik ürünler ile rekabetçi fiyatlara satılmasını ve pazar paylarının artmasını sağlamalıyız.

Türkiye’deki hükümet bu konularda çeşitli sebepler ile çekimser kalabilir, en azından KKTC’de bu konuda güçlü markaların oluşmasını ve dünya pazarlarına satılabilmesinin önünü açmalıyız.

Eğer bu anormal fiyat farkı marka sahibi yabancı pazarlama firmalarının stratejisinden kaynaklanıyor ise bu durumda Uzo 12’nin İtalyan pazarlamacısına Türkiye’den bir rakı markası satalım, onlar bizim rakıyı da pazarlasınlar.

Yine bizim çiftçimiz ve cam sanayicimiz kazanır.

Nasıl olsa sınırsız miktarda yerli rakı markası oluşturma imkanımız var, sorun olmaz, stratejik varlık değil bunlar, üzüm temelli tarım ürünleri.

Sanayicimize önerdiğim rakı markası “Eski Rakı”dır.

Fikri mülkiyet hakkı olarak %1 ciro payını hangi kuruma aktaracaklarını arasınlar iletelim.  12) E-Devlet yabancı telefonu desteklemeli     E-Devlet’in çoğu işlevini yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız da doğal olarak kullanıyorlar.

Ancak yabancı telefon hattı ile bazı önemli E-Devlet işlemleri yapılamıyor.

İlgililerin incelemesinde fayda var.  13) BM’nin yasaları İsviçre’de pişiyor     Geçenlerde İsviçre’nin Türkiye büyükelçisi bir ekonomi kanalımıza röportaj verdi.

Laf arasında bir sözü dikkatimi çekti.

Dedi ki, New York’daki Birleşmiş Milletler’egidecek konular Cenevre’deki BM merkezinde hazırlanır.

Yani BM’nin asıl işleri, görüşülecek konular, detayları İsviçre’deki mutfakta pişiriliyor.

New York’da konuları oylayıp servis etmek, işin pazarlaması kalıyor.

Çarpıcı diğer vurgusu ise İsviçre’de yerel yönetimin ağırlığı ve ülkenin en üst idari makamı olan Federal Meclis’te sadece yedi kişinin olması.

İnceledim, kim bu yedi kişi diye gerçekten çoğu bankacılık ve finans kökenli, hatta malum global grubun finans kurumları ile az veya çok ilintili kişiler çoğunluğu oluşturuyor.

Yani İsviçre’yi günün sonunda 7 kişilik federal meclis 4 kişilik oy çoğunluğu ile yönetiyor.

Yani 4 kişiyi o meclise sok, ülke de BM’de tamam.

Bir bankacı grubun etkisindeki 4 kişi ile yönetilen ülke, Birleşmiş Milletler’ingündemini, önergelerin detaylarını belirliyorlar.

Nasıl düzen?

Trump çok da hatalı değil Birleşmiş Milletler’i pek de takmıyor adam.

Türkiye’nin Cenevre’deki BM mutfağına daha çok ilgi göstermesi, birkaç aşçı göndermesi ve Türk yemeklerinin daha çok pişmesinin sağlanması uygun olabilir.

BM merkezinin New York’danİstanbul’a taşınması ilk hedef olarak belirlenebilir.  14) Gurbetçi köprü parası ödemesin     Malum memlekete özellikle yaz tatili dönemlerinde Avrupa’dan karayolu ile gelen çoğu gurbetçi statüsünde olan vatandaşlarımız var.

Bu kesim Türkiye’ye araba ile geldiklerinden mecburen en çok para harcayan turist kesimidir.

Hem benzin tüketimi üzerinden yüksek miktarda vergi öderler hem bagajı yerli ürünler ile doldururlar.

Gelin bir jest yapalım ve bu vatandaşlarımızdan köprü ve otoyol parası almayalım.

Devede kulak kadar bir jest, önemli maddi etkisi olmaz ama gurbetteki vatandaşlarımıza verilen mesajın anlamı büyük olur.

Zaten bu vatandaşlarımız kart limitlerine kadar harcayıp dönüyorlar, köprüye ödemediğini halıcıya, esnafa, çocuğun bitmek bilmez taleplerine ödeyecek.

Teknik çözüm olarak belki sınır girişinde bir “paso kartı” verilebilir veya cep telefonuna bir uygulama yüklenebilir, plakası sisteme tanıtılabilir vs.

Elbette suistimalleri önlemek için makul bir limit getirilmeli yoksa “geç veya öde” müteahhit firmaları uygulamayı suistimal edebilirler.  15) Popüler Mühendislik dergisi gerekli     Son yıllarda memleketimizde önemli yerli ve milli mühendislik projeleri yürütülmekte.

Çoğu askeri alanda ama sivil alanda olanları da var.

Akla ilk gelenler hangileri?

TOGG, Hürjet, yerli uçak gemisi, dronlar, bazı tıbbi görüntüleme cihazları, kahve makineleri, yoğurt makineleri, yeni traktör projeleri, yerli mikroçip projesi, haberleşme uyduları, Piaggio uçakları, uzay istasyonu, yerli lokomotif, çeşitli yazılımlar, BMC’nin bazı motor ve çekicileri vs… Bir tarafta da önemli miktarda mühendislik okuyan ve her sene mezun olan öğrenci var.

Güncel mühendislik projelerini bol görselli, infografikli ve kısmen teknik olan bir sunum ile geniş kesimlere basılı dergi formatında ulaştırmak faydalı olacaktır.

Çeşitli ülkelerde bu alanda dergiler var.

Popular Mechanics ilk akla gelen.

Bu işi bir devlet kurumuna havale etmek bence doğru olmaz ama çeşitli kamu ve özel kurumlarca fonlanan kâr amacı olmayan bir kurum altında bu yayını ülkeye kazandırmak iyi olabilir.

Derginin içeriği de mühendis ekibiyle oluşturulmalı çünkü teknik konularda, teknik olmayan kişiler editörlük yapınca önemli içerik hataları oluşuyor ve yayın teknik kişilerin beklentilerini karşılamıyor.  16) Ölenin dijital hakları kime geçmeli?

Bu konuda birçok ülkede özel kanun çıkartıldı.

Türkiye’de henüz yok.

Ölen birinin dijital varlıkları kime ne ölçüde geçer?

Ne kadarı kanuni varislere, ne kadarı yaşadığı ülke makamlarına, ne kadarı uygulama firmasına, ne kadarı vatandaşı olduğu ülke makamlarına ait olabilir?

Çifte vatandaşlıkta durum ne olur?

Misal e-mail arşivleri, sosyal medya arşivleri, bulut verileri, kripto paralar, sayısal yayınlanmış bazı sanat eserleri ve kitapların yayın hakları, geçmiş konum ve iletişim verileri, çeşitli ülkelerde farklı kurumlara dağılmış sağlık verileri, parasını ödediği film, oyun ve müzik dosyaları vs.

Bu konu hem bireysel bazda önemli ama ülkenin vatandaşlarının verisini yabancı kişi ve kurumlardan koruması için de önemli.

Misal ölen bir Türk vatandaşının hangi verileri Amerikan devletinin veya Avrupa devletinin sınırsız erişiminde ve hatta mülkiyetinde kalıyor?

Türkiye’de yaşayıp ölen yabancıların hangi verileri Türkiye’nin ilgili kurumlarının mülkiyetine geçiyor?

Bu işleri düzenlemek ve Türk vatandaşlarının her türlü dijital varlığı, arşivi ve hakkının en üst seviyede Türkiye Cumhuriyeti’nin ilgili kurumlarında kalmasının sağlanması uygun olur.  17) Puerto Rico saldırı üssü olmamalı     ABD, Venezuela saldırısını Karayiplerdeki adalardan biri olan Puerto Rico’dan yaptı.

PR saçma bir hukuki düzen üzerine kurulmuş tam bir ileri karakol ve sömürge ülkesi.

Bir yanda ABD’nin toprağı olarak geçiyor, diğer yanda bir eyalet değil.

Ada halkının ne senato için oy hakkı var ne ABD başkanlık seçimlerinde oy hakkı var.

Saçma sapan tam bir sömürge ada ülkesi.

PR’de yaşayan halk Afrika’dan ve bazı başka yerlerden zamanında getirilen siyahi kölelerin torunlarından, İspanyol yerleşimcilerin torunlarından ve bazı Latin Amerikan yerli topluluklarından oluşuyor.

ABD’nin bu ülkeyi bir askeri üs olarak kullanması doğru değil, zaten ada halkı buna şiddetle karşı çıkıyor.

Türkiye’nin PR politikalarındaki ağırlığını artırması uygun olur.

PR ya tam ABD eyaleti yapılsın ve herkesin tam olarak oy hakkı olsun veya tam olarak bağımsız olsun.

Böyle “hem sömürge toprağım olsun hem oy hakkı vermeyeyim” yaklaşımı çok yanlış.

Hem Katolik ağırlıklı ada, ABD demokrasisine (!) iyi gelir.

PR’de ABD eyaletlerine göre güçlü vergi imtiyazları var ve adanın para çeken bir finansal iklimde olduğunu da belirtelim.

Türkiye’nin adada temsilcilik açması ve haftada bir dahi olsa doğrudan uçuş koyması uygun olur.

ABD’ye bir kapı daha açmış oluruz ve iç politikalarını etkileme imkanımız artar, fena olmaz.    18) İran sınırındaki TIR beklemeleri düzeltilmeli     Sınırda bizde Gürbulak, karşısında Bazargan var.

İran ile ticaretimizin önemli bölümü doğal olarak bu kapıdan TIR’lar ile yapılıyor ama inanılmaz bir bekleme sorunu var.

Günlerce bekliyor araçlar, gecebilmek için tabii bu kadar bekleme ortamında rüşvet durumlarının da dönüyor olmasını beklemeliyiz.

Bölgede çalışan şoförlerle konuşmak durumu anlamak için yeterli.

İran tarafında petrol çok ucuz ama bazı kalite ve karışım problemleri var.

Sanki gizli bir el devreye girmiş ve Türkiye ile İran ticaret yapamasın diye çok kötü bir sistem tasarlamışlar.

Olması gereken durum bunun tam tersi.

Bırakın günlerce bekleme sırasını, araçların gümrük işlemi elektronik olarak yapılmalı ve araçlar sınırı ideal durumda hiç durmadan geçmeli.

Yani ideal durum sıfır duraksamadır.

İstihbarat ve risk ölçümü becerilerine göre varsa uyuşturucu filan taşıyan birileri onlar yolda durdurulur işlemi yapılır.

Bütün ticareti gebertmek doğru değil.

Zaten bu kalabalık ve kaos şartlarında olanı da bulamayız.

Sınır bölgesinin her iki tarafında da şoförcü emekçilerin doğru dürüst ve güven ile araçlarını park edip dinlenebileceği, medeni şekilde sıra bekleyebilecekleri ortamlar da olmalı.

Akaryakıt kalitesi ile ilgili ve rüşvet ile ilgili sorunlar çözülmeli.

Karşılıklı ticaret araçlarının mallarını aktarmadan diğer ülke içindeki teslimat noktasına gidebilmeleri sağlanmalı.

Petrol fiyat farkı bir şekilde kaydi ödeme olarak çözülmeli.

Koca TIR’in kaç kilometre yapacağı ne kadar mazot yakacağı, teslimat noktası belli.

Gerekiyorsa çekici ve dorselerin üzerine büyük numaralar yazılsın, İHA ve uydudan takip imkanı getirilsin ama mal akış hızı yavaşlatılmasın.

Türkiye ve İran çok yoğun ticaret yapması gereken komşu ülkeler ve büyük ekonomiler, bu ilişkiyi belli ki içeriden birileri bozuyor, ekonomik istihbarat birimlerimizin daha yoğun çalışması lazım.  19) Etiyopya Rusya ile nükleer santral kuruyor     Etiyopya ile Rusya geçenlerde ülkenin ilk nükleer enerji santralini kurmak için anlaştılar.

Etiyopya’nın elektrik enerjisine şiddetle ihtiyacı var, bu yatırım onlar için çok iyi olacak.

Malum Mersin Akkuyu yatırımı sayesinde bizim taşeron firmalar işi bir miktar öğrendiler, Etiyopya bölgesine ulaşım da Rusya’ya göre Mersin’den çok daha kolay, bu bağlamda bu santralin yapım işlerinin bir kısmının Türk firmalarına taşereedilmesi uygun olacaktır.

Zaten Akkuyu yatırımına benzer bir projenin ortaya çıkmasını beklemeliyiz.  20) IŞİD saldırganlarının ahiretini yakmak     Malum ülkelerin icadı olan ve istihbarat birimleri tarafından kullanılan IŞİD markası altında faaliyet gösteren terörist gruplar var.

Belirli dönemlerde bu gruplar Türkiye’de de aktive ediliyorlar ve bunlar üzerinden Türkiye’ye ayar veriliyor.

Yılbaşına girerken muhtemelen bu örgütlere büyük katliamlar yaptırılacaktı, bizim güvenlik kuvvetleri işi hallettiler, kendilerini tebrik ederiz.

Bu örgütün militanlarının beyinleri yıkanırken genelde İslami bazı temalar çarpıtılıyor ve bu militanlar İslam adına Türkiye’ye saldırılıyor.

Diğer ülkelerde de taktik az çok aynı.

Bizim Diyanet’in de oluru, fetvası alınarak bu din adına saldıran ve şehit olduklarını düşünen militanların ahiretlerini yakacak bir hukuki uygulama geliştirmek uygun olur böylece bu militanların ne kadar beyinleri yıkanırsa yıkansınlar, ahiretlerini yakacakları endişesi ile Türkiye’ye saldırmazlar.

Maksat en üst seviyede caydırıcılık sağlamak.

Hangi yöntemler uygun olabilir uzmanlara danışmak lazım.

Misal cenazesini domuz leşleri ile toplu olarak gömmek, domuz kanı ile sulamak veya cenazede hakkı helal etmemek gibi yöntemler belki uygulanabilir.

İntihar saldırısı dahi olsa tahmin ediyorum İslam ile uzaktan yakından ilgisi olan kimse böyle bir son istemez.  21) Arnavutköy’e Dışişleri misafir evi     Dışişleri bakanlığımıza bu aralar Ankara’da yeni ve büyük bir yerleşke yapılıyor.

Umarım Ankara’nın turistik potansiyelini de artıran, bölgeyi kalkındıran güzel mimarisi olan bir eser olur.

Malum Türkiye’nin yurtdışındaki misyonlarının sayısı arttı.

İstanbul’dan uçak ile bu misyonlara gidip gelen diplomat trafiği de arttı.

Belki Arnavutköy’de, havalimanına yakın bir yerlere, Dışişleri’ne ait olacak olan ama diğer bakanlıkların da kullanabileceği, Karadeniz manzaralı bir misafirhane kampüsünün yapılması uygun olabilir.

Açık ofis düzeninde çalışma mekanları, toplantı odaları, Ankara ile video konferans bağlantılı odalar, ilgili güvenlik sistemleri ve kalacak yerler yapılır.

Hem bizim diplomatlar burada kolayca buluşup işlerini hızlıca halleder, misafir ağırlayabilirler, hem de yabancı diplomatlar için İstanbul’da aktarma sırasında hızlıca görüşme yapabilecekleri, gerekirse kalabilecekleri derli toplu bir mekan olur.

Bence ihtiyaç var, gelinen ölçekte incik boncuk her iş için Ankara’ya gitmek gerekmemeli.

İstanbul’un çekiciliği ve uluslararası bağlantı gücü de diplomasinin hizmetine sunulmuş olunur.  22) Somali için Minnesota’ya konsolosluk     Somali kökenli ABD’de yaşayan 250 bin civarında insan var ve önemli bölümü Minnesota’da yaşıyorlar.

ABD parlamentosunda İlhan Omar isimli Mogadişu kökenli Müslüman kadın politikacı da görev yapıyor ve Trump’in didiştiği diplomatlar arasında.

Son dönemde Trump, Somali halkı hakkında ve ABD’de yaşayan Somali kökenliler hakkında ırkçı ve aşağılayıcı ifadelerde bulundu.

Türkiye’nin hem Somali’de hem ABD’de diplomatik ağırlığını artırması için Minnesota’da bir Somali konsolosluğu açılmasına yardımcı olması uygun olabilir.

Belki Türk-Somali ortak konsolosluğu da olabilir.

İlhan Omar üzerinden, ABD kongresindeki Türkiye düşmanlığının da kırılması hedeflenebilir.

Ayrıca Mogadişu’dan Minnesota’ya doğrudan uçuş yapacak bir havacılık firmasının ayarlanması da uygun olur böylece Somali halkının diasporadan aldığı gelir ve fayda artar ve Mogadişu’nun başkent olma özelliği güçlenerek ülke birliği perçinlenir.  23) Star Alliance merkezi İstanbul’a     Star Alliance merkezinin Frankfurt’tan İstanbul’a alınması uygun olur malum İstanbul daha büyük ve bağlantılı bir merkez haline geldi ve bu durum ileride güçlenerek devam edecek.

Benzer şekilde United Airlines’in Avrupa’daki temel aktarma noktaları arasına İstanbul’un alınması uygun olur.

Bu işler kolay değil, bugünden yarına olmaz ama bu yönde çalışmaya başlamak lazım.

Almanlara sormaya gerek yok zaten onlar egemen bir ulus değiller.

Trump ile çözülebilecek işler.  24) Latinolara silah satma zamanı     Latin Amerika ülkesi olan Venezuela’ya ABD saldırdı.

Bu saldırı sonucunda önümüzdeki yıllarda Latin Amerika ve bazı Karayip ülkelerinin silah harcamalarının artmasını beklemeliyiz.

Türkiye’nin bu konuda hızla satış ekiplerini bölgede görevlendirmesi uygun olabilir.

Amatör gözlemlerime göre Karayipler bölgesinde denizaltı ve SİHA eksikliği mevcut.

Diğer taraftan ilgili ülkelerin çeşitli dönemlerde birçok ülkeden alınmış kara ve hava silahları var.

Bunların da bakım programına alınması veya “eskisini getir yenisini götür” gibi kampanyalar ile bölgedeki ülkelerin desteklenmesi uygun olabilir.

Bölge ülkelerinde cep telefonlarının da bir ajan unsur olarak rakip taraflarca özel operasyonlarında konum belirleme ve istihbarat amaçlı kullanıldığını gözlemlemekteyiz.

Telekom sistemlerine ve cep telefonlarına gerekli güvenlik yazılımlarının yüklenmesi uygun olabilir.

İlgili ülke liderlerine acil durumda basacakları ve Kızılelma filolarının havalanıp temizlik yapmasını sağlayacak düğme sağlanması da uygun olabilir.  25) Buz pateni federasyonu göreve!

Kış döneminde, özellikle yılbaşına yakın zamanlarda dünyada birçok şehirde, açık hava buz pateni meydanları hazırlanıyor ve halka açılıyor.

Bizde de var böyle uygulamalar ama yetersiz.

Kışın zaten depresif dönem, hava erken kararıyor, milletin dışarıda biraz zaman geçirebileceği bu tür etkinliklerin zararı olmaz, aksine istihdam, turistik gelir ve ekonomik büyüme yaratır.

Genelde açık havada buz pateni pisti olunca civarında sıcak içecek ve yiyecek satışları ve çadır tipi veya ahşap portatif çarşı-pazar kurulumu da oluyor ve mahalle ekonomisi canlanıyor.

Buz pateni federasyonumuzun bu dönemlerde bütçesini artırmak ve arzu eden belediyeler ile ortak projelerin yapılmasını sağlamak uygun olabilir.  26) Lübnan ile G.

Kıbrıs iş birliği bozulmalı     Lübnan, doğal olarak Türkiye ile müttefik olması gereken bir ülkedir.

Nüfus, ekonomi ve sosyal dinamikleri bunu gerektirir.

Ama geçtiğimiz dönemlerde G.

Kıbrıs ile çeşitli anlaşmalar imzaladılar, deniz yetkilendirmesi yaptılar ve Türkiye ve KKTC’nin haklarını ve çıkarlarını yok saydılar.

Lübnan’da düzgün demokrasi işlese bu saçmalıklar olmaz ama zamanında bunlara saçma bir anayasa dayatılmış ve ülkenin cumhurbaşkanı Hristiyan azınlıktan seçiliyor ve ülkenin ordusu da bu cumhurbaşkanının kontrolünde oluyor.

Sonuçta bugün olan saçma duruma geliyoruz.

İsrail kafasına göre ülkeyi bombalıyor, ülkenin ordusu ise ülkeyi korumaktan zaten aciz, silahını kendi vatandaşına doğrultuyor.

Ülkede ABD’nin de 10 senedir dev gibi bir büyükelçilik yaptığını ve bu sene devreye almayı planladıklarını belirtelim.

Türkiye de belli ki düzgün dış siyaset yapamadı ve bugünkü duruma geldik.

Lübnan’ın G.

Kıbrıs ile iş birliğini bozması, gerekiyorsa yeni anayasa ile doğru dürüst seçimlerin yapılması, nüfusa orantılı bir meclis yapısının oluşturulması ve bu meclisin başkan ve başbakanı çıkartması uygun olur.

Temsili demokrasi çalışırsa zaten ülkede güvenliği sağlayan farklı gruplar olmaz, tüm güvenlik yapısı Meclis’e bağlı resmi ordu altında toplanır, meşruiyet de artar.  27) Tüm pasaportlar 10 yıl olmalı     Yetişkinler için 2 sene 5 sene gibi geçerlilik süresi kısa olan pasaportlar verilmemelidir.

Yetişkinlere standart 10 sene geçerliliği olan pasaport verilmelidir.

Gençlerin ilk alacakları pasaport, yaşları itibariyle muhtemelen 5 senelik olacaktır ve bu pasaport yüksek indirim oranı ile sağlanmalıdır.

Braille alfabesi tipi kabartma yazılı pasaport da isteğe bağlı üretilebilmelidir.

Sayfa sayısı daha çok olan pasaport seçeneği de çoğu ülkede olduğu gibi vatandaşa sunulmalıdır.

Malum devir değişti, eskisinden daha çok yurtdışı seyahatleri yapılıyor ve sistemi buna uyarlamalıyız.  28) Yurtdışı çıkış harcı sistemi değişmeli     Mısır dahil Afrika ülkelerine gidişlerde yurtdışı çıkış harcı alınmamalı.

Schengen ülkelerine ziyaretlerde ise harç miktarı artırılabilir.

KKTC ziyaretlerinde de pasaportla dahi girilse harç ödenmemeli.

Ödemeyi unutanlar ise polis bankosundan geri çevrilmemeli, misal %30 cezalı olarak 15 gün ödeme süresi verilmeli, bir ara internetten girer öder.

Ödemezse adresine para cezası gönderilir.

Yani vatandaşın süreci kolaylaştırılmalı, devletin ise düzgün takip sistemi kurması teşvik edilmeli.

Polisin sistemlerinde zaten vatandaşlar ile ilgili bir kayıt ve adrese ceza sisteminin olması beklenir.

Çıkış harcı 7 yaşını geçenlerden değil 18 yaşını geçenlerden alınmalı ve üniversite öğrencisine 22 yaş sınırına kadar indirim uygulanmalı.  29) Fas ile hizalanmak     Fas çok güzel bir ülke.

Halkı bize dost.

Ama nasıl oluyorsa oluyor, bu ülke dış politikada Türkiye ile taban tabana zıt bir çizgide ve hatta tamamen İsrail ile beraber hareket ediyor.

Fas konusu açılınca aklıma Fransız babası (önceki Fas Kralı’nın doktoru), Faslı annesi olan eski bir uyuşturucu kaçakçısının YouTube’da anlattıkları geliyor.

Adamın adı Gérard Fauré.

Kendi anlatımına göre öldürülmek ve susturulmak için ara sıra evine kiralık katiller gönderiliyormuş.

Adam hala yaşıyorsa ve YouTube röportajları silinmediyse bir incelemek ve doğrulamak gerek.

Adamın anlattığı iki konu var.

Biri uyuşturucu kaçakçılığı, tabi bu bizim konumuz değil, geçelim.

Diğeri Fas Krallığı ve ilintili politikalar.

Bu kısım işte çok ilginç.

Acaba Fas’ın neden Türkiye çizgisinde olmadığının ipucu buradan çıkar mı?

Türkiye’nin Fas’ın dış politikadaki çizgisini kendisi ile uyumlu hale getirmesi konusunda çalışmasında fayda olacaktır.  30) Fransa’da Gladyo cinayetleri tam gaz     Fransa’da 2025 yılında birkaç adet, kimsenin intihar olduğuna inanmadığı, intihar olarak kayda geçen ve ciddi soruşturma açılmayan ölüm vakaları yaşandı.

Ana akım medya elbette bu önemli konuları pek işlemiyor.

Biri parlak politikacı Olivier Marleix.

Kendisinin siyaseten yolu çok açıktı.

Diğeri ise parlak araştırmacı gazeteci ÉricDenécé.

Kendisi eski istihbaratçı ve on numara politika yorumcusuydı ve Marleix ile bazı dosyalarda beraber çalışıyorlardı.

YouTube’da önemli kanallarda yorumlar yapıyordu.

Marleix ile beraber Macron’un kirli çamaşırlarını ortaya döküyorlardı.

Denécé’de amatörce intihar süsü verilmiş halde ölü bulundu.

Bir diğer isim ise ünlü cerrah François Fevre.

Onun da Macron’un karısı Brigitte’in cinsiyet değiştirme ameliyatını yapan doktor olduğu konusunda yorumlar var.

Macronlar hakkında kitap yazıyormuş, o da binanın penceresinden atlayıvermiş.

Bu sonuncu olayı yalanlayanlar da var, araştırmak lazım.

Bunların dışında Fransız iç istihbarat çalışanı çok sayıda kişi intihar etti 2025 yılında.

Olivier ve Éric’in Alstom dosyası ile ilgili iddiaları neydi?

Kabaca diyorlar ki Macron, Fransız nükleer reaktör üreticisi Alstomfirmasını Amerikalılara satışında ilgili global finans-kapital firmalarının yolunu açıp yardımcı oluyor karşılığında bu finans firmalarınca seçim kampanyalarında desteklenerek önce Ekonomi Bakanı ardından başkan yapılıyor.

Alstom harici çok sayıda firmayı da Amerikalılara satıyor ve bu satışların sadece aracılık komisyonları için ödenen rakamlar yüz milyonlarca dolar.

Hem sivil hem askeri nükleer enerji konusunda tam bağımsız olan Fransa, bu satış sonrasında bütün nükleer enerji tesisleri ve askeri reaktörler için Amerikalılardan hizmet satın almaya başlıyor.

Bununla ilgili konular...

Ben özet geçtim, ilgili araştırmacı gazetecilere bu konuları tavsiye ederim, inceleyip yayınlayıversinler.  31) Kosova’ya silah satmamalıyız     Kosova konusu herkesin malumu, Balkanlar’da patlamaya hazır bir bomba.

BM’ye üye ülkelerin yaklaşık yarısı Kosova’yı tanıyor, yarısı tanımıyor.

Dünya nüfusuna oranla %70 tanımıyor.

Müslüman ülkelerin hassasiyeti Arnavutlar başta olmak üzere orada yaşayan Müslüman topluluklar.

NATO’nun hassasiyeti başka.

Türkiye’nin özellikle içinden geçtiğimiz konjonktürde Kosova’ya silah satmaması gerekir. (Bunu Üsküp göçmeni Müslüman Arnavut kökenli biri olarak yazıyorum).

Sırbistan başkanı defalarca bu konuda açıklama yaptı, gereksiz yere Balkanlar’da neden savaş çıkartmaya çalışıyoruz?

Zaten ortada yeterince savaş var.

Şu birkaç sene Kosova-Sırbistan ilişkilerinde statükoyu korumalıyız, sıcak çatışmayı engellemeliyiz.

Sırbistan’ın psikolojisini anlamalıyız.

Onlar zaten Türkiye gibi onlarca yıldır Batı tarafından saldırıya uğramış bir toplum, onların Türkiye ile derdi yok ve ilişkileri rahat bıraksak gayet iyi dost olma potansiyelimiz var.

Hatta bazı yorumlara göre Osmanlı Sırbistan’ı imparatorluğa katmasaydı zaten Katolik Avrupa onları din savaşlarında katledecekti.

İlişkileri hızla çok iyi seviyeye getirebiliriz.

Sonucunda Sırplar da tatile Yunanistan’a değil Türkiye’ye gelirler.

Balkanlara gidenler görmüştür oraların ağabeyi Sırbistan’dır.

Türkiye’nin Doğu Avrupa’da etkisini artırması için Sırbistan ile iş birliği yapması gerekir.

Bir dönem bu yapıldı ve başarılı sonuçlar alındı.

Ya Sırplar ile çalışır ve kazanırız veya Balkanları tamamen Avrupa Birliği’ne kaptırırız ve yüzümüze kapılar kapanır.

Başka bir olasılık yok.

Sittin senedir Avrupa Birliği kapısının önüne bekçi köpeği gibi bağladılar, hala siyasetçilerimiz utanmadan AB masalları, vizyonları anlatıyorlar.  32) Harvard’dan beyin çekme zamanı     Harvard başta olmak üzere ABD’nin en iyi üniversitelerinin bütçesini Trump kesti ve çok sayıda nitelikli araştırmacı işsiz kaldı.

Bunların içinde Türkler de var.

Türkiye’nin üniversite ve araştırma kurumları için iyi transfer fırsatları olduğunu düşünüyorum.

Elbette bu kişileri transfer etmek maliyetli olacaktır ama en azından 2-3 seneliğine çekelim, bunlar doktora öğrencilerini yetiştirsinler, kendi alanlarında laboratuvarları kursunlar, sonrasına çok gerek olmayabilir.

Kontratları bu bağlamda belirli süreli de yapılabilir.

Zaten Trump sonrasında ABD’de vaziyet normalleşecektir.  33) Türk uçakları Rus cephanesi kullanabilir mi?

Türkiye’ye karşı uygulanan silah sanayisi ambargosu hepimizin malumu.

Konu yeni de değil.

Türkiye dönem dönem Azerbaycan, Pakistan, Endonezya gibi ülkelere silah sistemi satışı yapıyor ve bu ülkeler Rus ve Çin silah ve cephanelerini de yoğun olarak envanterlerinde bulunduruyorlar.

Belki Hürkuş, Hürjet, SİHA gibi hava platformlarımızı bu ülkelere sattıktan sonra Rus ve Çin cephanesi ile çalışmaları için gerekli mühendislik çalışmasını da yapabiliriz ve Türkiye dışında da olsa bu yetkinliği kazanabiliriz.

Böylece yarın NATO ile aramızdaki sorun büyürse, mühendislik çalışması yapılmış, Rus ve Çin cephanesi, sensörleri kullanabilen milli sistemlerimiz elimizde hazır olur.

Dünyanın bin türlü hali var!

Bu cephane denen mübarek savaş sırasında jet hızıyla tükeniyor!  34) Ko-ko-reç sensiz olmaz!

Mehmet Akif Ersoy’un ekranlardaki yüzüne millet alışmıştı.

Vatandaş ile iyi bir iletişim kurmuştu.

Derken talihsizlik oldu ve hapse girdi.

Neymiş, Mirkelam’ın “Kokorec, sensiz olmaz” şarkısı eşliğinde birkaç güzel kızı öpmüş.

Olayı sulandırmayalım, memleketin yasası var ve hukuk işliyor.

Her ne kadar bir miktar güven erozyonu oluşmuş olsa dahi şahsi görüşüm MAE’nin habercilik becerilerinden memleketin faydalanmaya devam etmesi ve bu (habercilik) yeteneğini bu kadar ucuza kaybetmememiz lazım.

Madem yöneticilik MAE’ye yaramadı, tenzil-i rütbe yapalım ve en iyi yaptığı iş olan yurtdışında, özellikle Ortadoğu ve Afrika’da, sahada haber kovalama işlerine devam etsin.

Açıkçası MAE’nin yetkinliklerinde bir haberciye Somali’de, Sudan’da, Yemen’de, Filistin’de ihtiyaç var.

Bu bölgeler Türkiye’nin ilgi alanında olmaya önümüzdeki senelerde devam edecek ve MAE gibi tecrübeli gazetecileri sahaya sürüp Şark Hizmeti misali biraz çalıştırmak uygun olabilir.

Tebdil-i mekan ona da iyi gelecektir.

Deniz Baykal’ın olayı gerçi kumpas idi tam aynı durum olmayabilir ama Deniz Baykal’ın kaset olayından sonra CHP’de işler iyiye gitmedi, aksine kötüye gitti.

MAE’nin medyadan ayrılması için de vakit erkendir, bırakalım adam en iyi yaptığı işi yapmaya devam etsin.

İlgili Sitenin Haberleri