Haber Detayı
Türkgün yazarı Yıldıray Çiçek: Diktatörlük suçlaması, diktatörlüğün ta kendisi
Türkgün yazarı Yıldıray Çiçek, ABD Başkanı Donald Trump'ın Venezuela Devlet Başkanı Maduro'yu esir almasının ardından kaleme aldığı yazısında diktatörlük kavramını inceledi.
Türkgün Gazetesi'nde bugün yayımlanan yazıda Yıldıray Çiçek, Trump'ın Maduro'ya yönelik 'gayrimeşru diktatör' ve 'kanun kaçağı diktatör' suçlamalarını sert ifadelerle eleştirdi.Çiçek, yazısında “Tencere dibin kara, seninki benden kara” atasözüne atıf yaparak, Trump’ın başka ülkelerin liderlerini diktatörlükle suçlarken kendi sicilini görmezden geldiğini belirtti.
Trump’ın iki başkanlık döneminde de “milyonlarca insanın kanının dökülmesinde payı olduğunu” vurgulayan Çiçek, özellikle ikinci dönemde birçok ülkenin tehdit edildiğini ve bombardımanlara maruz kaldığını ifade etti.Yazıda, Trump’ın Venezuela’yı bombaladığı, ülkenin devlet başkanını eşiyle birlikte ABD’ye kaçırıp yargılarken; Küba, Kolombiya, Meksika, Danimarka ve İran’ın da aynı anda tehdit ettiği de belirtildi.
Çiçek’e göre, bu tabloya rağmen Trump’ın başka ülke liderlerini diktatörlükle suçlaması “akıl alır gibi değil”.Çiçek ayrıca İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'ya da dikkat çekerek Trump ve Netanyahu’nun “demokrasi, hukuk, insan hakları, özgürlük ve ahlak” gibi kavramları temsil edemeyeceğini söyledi, her iki ismin de “katliamlarla anıldığını” belirtti.Netanyahu’nun üç ayrı yolsuzluk dosyası kapsamında “rüşvet, dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma” suçlamalarıyla yargılandığını hatırlatan Çiçek, Trump’ın ise ABD’li milyarder Jeffrey Epstein davasında adının geçmesini “tabloyu tamamlayan” bir unsur olarak nitelendirdi.Çiçek’e göre, Trump küresel ölçekte sergilenen politikalarla çelişiyor ve esasen “diktatörlük suçlamasının bizzat kendisine dönmesi gerektiği” vurgusu yapıyor.Çiçek'in yazısı şöyle devam ediyor:Bu ikilinin dünyaya verebileceği ne bir akıl ne de herhangi bir konuda ahlak dersi vardır.
Gazze’de bebeklerin, kadınların ve yaşlıların öldürülmesinde doğrudan sorumluluğu bulunan bu isimlerin insani duygu taşıdığını düşünmek mümkün değildir.
Bana göre bu ikilinin ruhunu şeytan yönetmektedir.Trump’ın, Maduro’nun yanı sıra eşini de kaçırması ve New York’ta onu da korsan ve hukuksuz bir biçimde yargılaması, insanlıktan ve nezaket duygusundan ne denli yoksun olduğunun açık bir göstergesidir.
Bir savaşta, çatışmada ya da kavgada bir erkeğin yanındaki eşe ve çocuğa dokunulmaz.
Edep, adap ve ölçü bunu gerektirir.
Gazze’de on binlerce çocuğun ve kadının öldürülmesine İsrail’e yol ve silah açan birinin bu değerleri bilmesini beklemek zaten mümkün değildir.Venezuela’nın seçilmiş devlet başkanı Nicolas Maduro ve eşi, kendilerini kaçıran ABD’liler tarafından korsan bir mahkemeye götürülürken çekilmiş bir fotoğraf karesi vardır ki, insanın yüreğini parçalıyor.Maduro’nun eşinin yüzünde, elleri kelepçeli hâlde götürülürken yanındaki ABD’li güvenlik görevlisine yönelttiği o bakış; korkuyu, çaresizliği ve derin bir acziyeti aynı anda yansıtıyor.Aslında o fotoğraf karesi, Trump’ın çaresizliğinin, acizliğinin ve ruhsal hastalığının bir yansımasıdır.
Diyelim ki Nicolas Maduro’nun eşini de kaçırdınız; peki onu neden o şekilde götürür, neden korsan bir mahkemenin önüne çıkarırsınız?
Diğer devlet başkanlarına gözdağı vermek için değil midir?Nicolas Maduro’yu New York caddelerinde teşhir eden ruh hastası bir ABD yönetiminden başka ne beklenebilir ki?Gün gelecek, bu zulümler hak ettiği cezayla yüzleşecektir.
ABD ve İsrail, “Zulüm ile âbâd olanın âkıbeti berbâd olur” sözüyle er ya da geç karşı karşıya kalacaktır.Odatv.com