Haber Detayı

Savaşın gölgesinde bir baba-kız... Atanamamış bir devrimci gerilim: One Battle After Another
Elçin demiröz odatv.com
01/03/2026 15:20 (1 saat önce)

Savaşın gölgesinde bir baba-kız... Atanamamış bir devrimci gerilim: One Battle After Another

Elçin Demiröz yazdı...

Paul Thomas Anderson’ın yönettiği, başrollerini Leonardo DiCaprio, Benicio del Toro, Regina Hall ve Sean Penn’in paylaştığı, bu yılın en çok konuşulan yapımlarından One Battle After Another BAFTA’dan (British Academy of Film and Television Arts Awards) altı ödülle döndü.

En İyi Film, Yönetmen, Görüntü Yönetimi, Kurgu, Uyarlama Senaryo ve Yardımcı Erkek Oyuncu dallarında kazandığı ödüller yapımın Oscar elini güçlendirirken; Leonardo DiCaprio “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü bir kez daha teğet geçti.BAFTA, Oscar öncesindeki son büyük Avrupa sınavı olarak görülüyor; ancak Hollywood tacı çoğu zaman Londra alkışından ziyade SAG ve PGA gibi Amerikan loncalarının nabzına bakıyor.

Yine de bu tablo, One Battle After Another için önemli bir ivme anlamına geliyor.

Özellikle New York Film Eleştirmenleri Birliği’nden de “En İyi Film” ödülünü almış olması da filmin eleştirmen kanadında güçlü bir etki yarattığını gösteriyor.Peki bütün bu ödül zinciri, filmin dramatik ve anlatısal bütünlüğünün bir yansıması mı?

Yoksa yapım, iyi organize edilmiş bir Amerikan rüyası mı?SAVAŞIN GÖLGESİNDE BİR BABA-KIZ ODYSSESIThere Will Be Blood ve The Master gibi karakter merkezli epiklerle tanıdığımız yönetmen Paul Thomas Anderson, One Battle After Another’ı Thomas Pynchon’un Vineland adlı 1990 tarihli romanından esinlenerek yazıyor.Bob Ferguson (Leonardo DiCaprio) French 75 adlı radikal bir örgütün eski üyesi, bugün ise kızının güvenliği için saklanarak yaşayan, bağımlılıklarla boğuşan ve geçmişinin ağırlığını üzerinden atamamış bir baba.

Kızı Willa (Chase Infiniti) ile birlikte yarı-inzivai bir hayatta tutunmaya çalışan Bob’un kırılgan dengesi, eski düşmanı Colonel Lockjaw’un (Sean Penn) yeniden sahneye çıkmasıyla altüst oluyor.

Willa’nın kaçırılması, Bob’u yalnızca bir kurtarma operasyonunda aktif rol almasını sağlamıyor; kendi ideolojik mirası ve bastırdığı travmalarıyla da yüzleşmeye zorluyor.

Bu karşılaşma, onu yıllar önce dağılan devrimci çevresiyle yeniden bir araya getirirken; Willa için de babasının ve o kuşağın karanlık hikayelerine dair bir aydınlanma süreci başlıyor.Hikayede temel olarak bir babanın kızını kurtarmaya iten klasik aksiyon motifini izlerken, onun üzerinden Amerikan siyaset sahnesinin dogmatik çatlaklarını da hissediyoruz.

Ancak burada dikkat çeken şey, anlatının tutarlılığı kadar “hangi savaşı anlattığı” sorusunun muğlaklığı...

Film ne tam bir politik hiciv, ne de ciddi bir drama; bu ikisi arasındaki ton belirsizliği, yapımın ayaklarını yerden kesen bir havada.

Sanki senaryo, gövde üzerine inen bir uçak gibi.

Nereye, nasıl indiğinden bağımsız, sadece hızını kesmeden ilerleyebilmenin peşinde koşuyor.KARA MİZAH MI, NİHİLİST BİR SARKAÇ MIFilmin hikayeyi anlatma biçimi, tam anlamıyla karanlık sayılamayacak bir mizah ile temeli sağlamlaştırılmamış bir politik tartışmayı aynı potada eritme üzerine kurulu.

Anderson’ın önceki işlerinde gördüğümüz ritim, karakterler arası bağ ve tematik uyum burada da hissediliyor; ancak o beklenen dramatik kurgu, izleyicinin hücrelerine sinmek yerine ciltten daha emilmemiş bile…Bu belirsizlik, karakterlerin motivasyonlarında da kendini gösteriyor.

Çoğu figür, çok katmanlı bir iç dünyadan ziyade işlevsel bir anlatı aracı gibi konumlanıyor.

Hikaye olay örgüsüne yaslandıkça, karakterlerin içsel dönüşümü de geri planda kalıyor.Filmin tartışmasız zirvesi ise yol sahnesi.

Onlarca kilometrelik yolda antensiz, telsizsiz ve telefonsuz bir iletişimsizliğin içinde karakterlerin birbirini bulup hikayeyi akıtması bile çizgi film naifliğine yakın.

Neyse ki aksiyonun görsel dili, anlatının dağınıklığını büyük ölçüde örtüyor.

Anderson’ın kadraj hakimiyeti ve tempo duygusu, mesnetsiz hicvi ve kopuklukları bastırıyor.

Yaklaşık üç saatlik süresine rağmen film şaşırtıcı biçimde akıcı; hatta su gibi akıp gidiyor.DİCAPRİO BU SEFER OSCAR’IN BACAĞINI KIRACAK MILeonardo DiCaprio, bugüne kadar canlandırdığı karakterlere ters köşe bir rolde karşımızda.

Güçlü, karizmatik, kontrolü elinde tutan “esas oğlan” gitmiş; yerine yorgun, kırılgan ve ideallerini tüketmiş bir baba gelmiş.

Bob Ferguson’da yüzümüze çarpan büyük, iddialı bir karakter yok.

Aksine, endişeleriyle yaşayan, kırılganlığını saklamaya bile mecali kalmamış, arada kalmış bir adam var.Bu tercih başlı başına cesur.

DiCaprio, performansını gösterişli patlamalar üzerine değil; küçük jestler, yarım kalmış cümleler ve içe kapanan bakışlar üzerine kuruyor.

Ancak asıl soru şu: Bu performans, yıllardır beklenen Oscar heykelciğine giden yolu açabilir mi?Pek çok eleştirmene göre oyunculuğu güçlü; fakat rolün dramatik çeperi film boyunca tam anlamıyla genişlemiyor.

Duygusal yoğunluk, zaman zaman aksiyon sahnelerinin ve olay örgüsünün gölgesinde kalıyor.

Bu da performansı “etkileyici ama eksik” bir vitrine hapsediyor.

DiCaprio’nun iç dünyayı taşıma kapasitesi var; ancak senaryo, o iç dünyayı dramatik bir zirveye dönüştürmek için yeterli cephaneye sahip değil.DiCaprio’nun BAFTA’da En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alamaması da bu yüzden şaşırtıcı değil.

Üstelik aynı yarışmada ve New York Film Eleştirmenleri Birliği’nde “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” kategorisinde filmin iki oyuncusu (Sean Penn ve Benicio del Toro) ödül almışken… Bu tablo, yan karakterlerin dramatik olarak daha net ve daha çarpıcı yazılmış olabileceğini düşündürüyor.

Yardımcı oyuncuların enerjisi yükseldikçe, Bob’un bilinçli olarak “küçültülmüş” karakteri daha da silikleşiyor.

Belki de mesele DiCaprio’nun ne kadar iyi oynadığı değil; filmin, onun performansını ne kadar büyütebildiği.

Veya şeytanın avukatlığını yapalım, zaten çeperi sınırlı bir ana karakter için DiCaprio’dan daha risksiz bir oyuncu aramaya gerek yok.TEKNİK ZAFER, DRAMATİK EKSİKLİK“En İyi Film”, “En İyi Yönetmen”, “En İyi Görüntü” gibi ödüller, One Battle After Another’ın teknik ve sinemasal becerisinin güçlü bir kanıtı.

Görsellik, kurgu, müzik ve sahne tasarımı kendi içinde etkileyici; Anderson’ın kamera hakimiyeti ve ritim duygusu hala tartışmasız.

Film, sekans sekans bakıldığında tatmin edici bir ustalık gösterisi sunuyor.

Ancak dramatik olarak derinleşemeyen yapısı sebebiyle, atanamamış bir politik gerilimin etrafında oynanan kovalamacanın çok da ötesine gidemiyor.Evet, altı ödül bir başarı.Ama asıl soru şu :One Battle After Another gerçekten bir savaşı mı kazandı, yoksa iyi tasarlanmış bir yarışmayı mı?Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri