Haber Detayı

FAFO
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
06/01/2026 04:00 (1 gün önce)

FAFO

Beyaz Saray’ın resmî hesabından paylaşılan bir fotoğraf ve üzerindeki dört harflik bir söylem, son günlerde dünyada olup biteni anlatmak için yapılan sayfalarca analizden çok daha kısa ve dikkat çekici.

Beyaz Saray’ ın resm î hesab ından paylaşılan bir fotoğraf ve üzerindeki dört harflik bir söylem, son günlerde dünyada olup biteni anlatmak için yap ılan sayfalarca analizden çok daha k ısa ve dikkat çekici.

Foto ğrafta Trump kameraya doğru sert ve kararlı y ürüyor.

Yüzünde pek çok karikatüre konu olmu ş o komik ifade.

Ama belli ki o ve taraftarları bu y üz ifadesini ciddi san ıyor.

Ve bu fotoğrafın üzerinde kocaman harflerle “No games.

FAFO” yaz ıyor.

Amerikan argosunda “F*ck Around, Find Out”un kısaltması olan bu ifade, birebir çevirisi yan ıltıcı olan bir jargon.

Anlamı yaklaşık olarak “zorlarsan, bedelini ödersin” gibi bir yere ç ıkıyor. “Belanı ararsan, bulursun” da denebilir. “Arayan belasını da Mevlasını da bulur” diyerek s öylemi yerelle ştirip sulandırmak da m ümkün.

Özetle “pazarl ık etmeyiz, a ç ıklama yapmayız, kafamıza g öre; i şine gelirse ne âlâ, gelmezse muallâ; bedelini ödetiriz” diyor.

Dünyay ı a ç ık ça tehdit ediyor.

Hatta en iyi yorum şu olabilir: “Kırmızı çizgimizin nerede oldu ğunu merak mı ediyorsun?

Bunu sana s öylemeyece ğiz.

Çizgiyi a ş ve yerini ö ğrenmenin bedeline hazır ol.” Bug ün Venezuela’dan Ukrayna’ya, Gazze’den K ızıldeniz’e, Tayvan’dan k üresel enerji hatlar ına kadar, ülkemizdeki gündem de dâhil olmak üzere tüm ya şananları tek tek ve ayrı ayrı olaylar olarak okumak artık yetersiz.

Çünkü tablonun bize söyledi ği şu ki konu tek bir ülke, tek bir lider ya da tek bir kriz de ğil.

Her şey b ütünün parças ı; hepsi yan yana.

Medyada dillendirilen en belirgin soru ise şu: “ Üçüncü Dünya Sava şı ç ıkacak mı?” Fakat g ünlük ya şamını s ürdüren insan bu soruyu kendi içinde daha ki şisel bir yerden soruyor: “Savaş bizim yaşadığımız mahalleye gelir mi?” Yanlış okumadınız; kimi insanların d ünyadan ya da ülkesinden daha çok ya şadığı dar b ölgeyi dü ş ündü ğ ü bir dünya bu.

Toplumu bireyselle ştirme, insanı yalnızlaştırma çal ışmaları, bu soruya bakınca meyvesini vermiş g örünüyor.

Bu soruya, kendi anlad ığım ve d ünyada akl ı başında insanların son yıllarda giderek daha y üksek sesle dillendirmeyi sürdürdü ğ ü yerden cevap vereyim.

Üçüncü Dünya Sava şı falan ç ıkmayacak, çünkü o sava ş başlayalı çok oluyor.

Bu sava ş tanklar ve u çaklarla de ğil; k ültürle, ekonomiyle, dille ve zihinle yürütülüyor.

Cephe ya şadığınız yer değil, bizzat kafanızın i çi.

Yine insanlar ın “b öyle bir şey nasıl olur, artık bu da sa çmal ıyor” diye tepki verdiği ger çek şu ki “kendi h ür dü ş üncemiz sand ığımız şeylerin ço ğu bizim bile değil; bunlar bizim kafamızda yeşertildi, oluşturuldu.” Daha g üncel bir kelimeyle ifade edeyim: Ustal ıkla manip üle edildik.

Yani ya şadığımız eve bomba d ü şer mi diye d ü ş ünüyoruz ama kafam ızın i çinin bombaland ığının farkında bile değiliz.

Özgürlük istiyoruz ama elimize bir yaz ı, bir kitap alıp d ört dakika konsantre olup okuyam ıyoruz.

Kafamız kuşatılmış ve size şunu bug ün bir karde şiniz olarak bir kez daha sormak istiyorum: “Siz savaşı ne zannediyorsunuz?” Kendine ayıracak vaktin, kendine ait alanın, sevgilinle ikinize özel bir dünyan yok.

Ablukaday ız.

Kaygı, kaygıdan kurtulmak i çin dopamin ba ğımlısı yapılmış beyne giden haz talebi, haz elde edilen beyni rahatlatmak i çin tüketim, tüketimin bir türlü doyurup ortaya ç ıkaramadığı mutluluk, sonu çta müzmin bir mutsuzluk, hepsi tekrar ba şa d öne döne beynimize ayn ı anda y ükleniyor.

Yani türlü çe şit prangan var; otuz saniye durup da i çinde bulundu ğun anı yaşayamazsın.

Tam burada kritik bir yanlış anlamayı da d üzeltmek gerekiyor.

İnsanlar susturulmuyor; aslında zihinleri doldurulup, meşgul edilip, oyalanıyor.

Bilgi sanıldığı gibi gizlenmiyor; aşırı sunuluyor ve tam da bu y üzden ay ıklama yetisi çöküyor.

İnsanlar tehdit altında hissetmiyor; normalleştirme altında yaşıyor.

Bu ça ğın baskısı, baskı gibi hissettirmediği i çin bu kadar etkili.

Sistem seni kar şısına almıyor; seni yanına oturtuyor.

En tehlikeli hamle de bu zaten.

Bu y üzden sen evine bomba dü şer mi diye soruyorsun ama asıl bomba kafanın i çini çoktan hedef al ıp vurmuş.

Rus filozof Aleksandr Dugin “Mesele Venezuela değil” derken haklı, ama eksik.

Evet, mesele Venezuela değil; çünkü Venezuela bir sebep de ğil, bir sahne.

Nasıl ki Yugoslavya bir gecede bombalarla değil, yıllar s üren anlam kayb ıyla, ekonomik kuşatmayla ve toplumsal çözülmeyle da ğıldıysa, bug ün Venezuela da benzer bir patikadan geçti.

Venezuela’n ın 80’lerde en çok övündü ğ ü ithalat kalemi tüm dünyaya satt ıkları avam, k ötü, ucuz pembe dizilerdi.

Sonra kültürel ve ekonomik çökü ş geldi.

Siyasi erk baskısını arttırıp yaşamın her alanına m üdahale etti.

Ülke uyu şturucu trafiğinin ge çi ş noktası haline geldi.

T üm bunlar olurken Maduro “Dirili ş Ertuğrul” izliyordu.

Peki Venezuela halkı ne yapıyordu?

Uzatmayalım.

Haritalar en son yırtılır.

Önce zihinler parçalan ır.

Savaş dediğin, ekranlarda d önüp duran o patlamalar, füzeler ise olsa olsa bu filmin CGI efektidir.

O kadar uyu şursun ki bundan değil, bombadan korkarsın.

FAFO tam burada devreye giriyor.

Bu dil, diplomasinin yerini alan yeni k üresel lehçe. “Hukuk” demiyor, “me şruiyet” demiyor, “demokrasi” demiyor.

FAFO diyor.

Yani a ç ıklamaya gerek duymayan, kendini gerek çelendirmeyen bir güç.

The White House hesab ından paylaşılan bu ifade, bir devletin resm î a ğzının bilerek sokağa inmesi.

Bu sokak dili masum değil; tam tersine, sıradanlaştık ça daha tehlikeli.

Çünkü kabal ık değil, norm h âline geliyor.

Ama i şin daha sinsi bir tarafı var.

FAFO a ç ık bir tehdit; sesli, erkeksi, meydan okuyor ama asıl işleyen mekanizma, tehditsiz bir teslimiyet.

Bir yandan korku estetiği üretilirken, öte yandan r ıza sessizce örgütleniyor.

Bu ça ğın savaşı zorla değil, rıza üreterek kazan ılıyor.

Kimse seni ikna etmeye çal ışmıyor; sen zaten oyunun i çinde, masan ın başındasın.

Gelin size k ültür alan ıyla ilgili bir de örnek vereyim.

Bu yaz ıyı Instagram hesabımdan paylaşırken fon m üzi ği olsun diye yapay zek âdan bana şarkılar önermesini istedim.

Yaz ıyı anlam olarak da destekleyen şarkı önerileri geldi.

Açt ım, dinledim, T ürkçe çevirilerini okudum.

Bir tanesi ABD’nin fa şist, baskıcı anlayışını eleştiriyor; “Burası Amerika, seni ka çarken yakalamazlar” diyordu.

Bir ba şkası “herkes d ünyay ı y önetmek ister” diye ba şlıyor ve 80’lerin pop furyasında politik bir eleştiri ortaya koymayı beceriyordu.

Bu şarkıların i çinde ba şka t ürlerden şarkılar da vardı ama ço ğu rock m üzik kulvar ındandı.

Rock m üzik tarihsel olarak bir düzen te şhisi koyar.

Amerikan rock’ı bile, t üm küresel gücüne ra ğmen, kendi sistemine i çeriden ele ştiri getiren bir damar üretmi ştir.

Örne ğin yapay zek ân ın önerdi ği şarkılardan biri olan “Seven Nation Army”, “yedi ulusun ordusuyla savaşacağım, kimse beni durduramayacak” diyor. “Yedi ulusun ordusu” kuşatma hissini anlatırken aynı zamanda o kuşatmayı kuran d üzene de i şaret ediyor.

H âliyle bu şarkıyı da g örünce akl ıma “yedi d üvelle sava şarak kurduğumuz T ürkiye Cumhuriyeti” geldi.

Çünkü sizler de çok iyi hat ırlarsınız ki bu “yedi d üvelle sava şmak” s özü bizim dilimize pelesenk olmu ştur.

Ger çekten de pek çok ülkenin askeri taraf ından işgal edilmiş yurdumuz i çin tam da yerinde bir söylemdir.

As ıl çarp ıcı olan şu: “Yedi d üvelle” gerçekten sava şmış bir ülkemizde de rock müzik var ama “yedi düvelle ba ş etme” fikrini metaforik olarak bile dillendiren bir şarkımız yok.

Çünkü burada rock susturulmam ış, d önü şt ürülmü şt ür.

Bu müzi ğin hakkını, anlamını vererek, olan bitene değinerek icra eden Og ün Sanl ısoy gibi isimleri ayırarak s öylüyorum; ama ço ğunlukla gazlı i çecek sponsorlu ğunda yapılan festivallerde dinlediğimiz rock m üzik, a şktan meşkten, aldatılmaktan falan s öz ederken düzeni te şhis etmek yerine d üzenle uyumlu bir estetik üretir.

Burada konu bu sözleri söyleme cesareti de ğil; yazılımdır.

Yazılımı değişmiş, değiştirilmiş bir rock, d üzenle kavga edemez; olsa olsa düzenin fon müzi ği olur.

Bunlardan bahsedince kafaların karıştığı, “yahu onunla bunun ne ilgisi var” diyen seslerin de ç ıktığı çok oluyor.

Maalesef “bul karay ı al parayı” oyununu kuran işportacının yaptığı gibi, olan biten o kadar karmaşık h âle getirildi ki anlatmas ı da bir oradan bir buradan bahsederek geniş bir çerçeve çizmeyi gerektiriyor.

Ama geni ş çerçeveyi kimse akl ında tutamıyor.

Çok fazla labutu bir anda çevirebilen jonglörlerin kurdu ğu bir d üzenin anlam ını taşımak i çin, ayn ı çoklukta labutu bir arada takip edebilme yetisi gerekiyor ki bu da bizi anlamdan kopar ıyor.

İşte b öyle güzel dostlar.

Bugün olan biteni düz, lineer bir anlat ıyla a ç ıklamaya çal ışmak beyhude.

D ünya lineer de ğil ki biz lineer anlatabilelim.

Çeli şkili, kopuk, sekmeli.

Tıpkı Jean-Luc Godard sinemasında olduğu gibi.

Godard’da diyaloglar kopuk ve çeli şkili değildir; h âkim ideolojiler kopuk ve çeli şkili h âle gelmi ştir.

Kamera savrulmaz; aslında d ünya savrulur.

Her şeyi yan yana getiren d üzen bir montajd ır, kurgudur.

Bu y üzden kapitalizmi en iyi montaj ve kurgu anlatabilir.

Bu montaj anlat ı size abs ürd ya da karma şık gelebilir ama olanın aynasıdır.

Siz bunlara sa çma derken Nasreddin Hoca’n ın dediği gibi “kazanın doğurduğuna inanırsınız da öldü ğ ünü kabullenemezsiniz” Bugün ya şadığımız k üresel hâl de böyle.

Venezuela, bir gün Dirili ş Ertuğrul izleyen bir liderin fotoğrafıyla sembolleşirken, ertesi g ün “demokrasi” ad ına bombalanabiliyor.

Bu bir çeli şki değil; bu abs ürd tablo, sistemin kendisi.

Sözlerimi ki şisel ama ö ğretici bir örnekle bitirmek istiyorum.

De ğer verdiğim, özünde iyi bir insan oldu ğunu d ü ş ündü ğ üm bir arkada şım var.

Bug üne kadar Türkiye’de iktidar ı hep övmü ş, savunmuş bir kardeşim.

Son yıllarda çöken ekonomi ve sosyal politikalar nedeniyle olan bitenin d ışında bir yol çizmeyi seçti.

Kültürel bir yat ırım olarak d ünyay ı gezmeye başladı.

Bolca Amerika’ya gidip karış karış orayı da gezmiş.

Ge çenlerde bana şunu s öyledi: “Amerika çok büyükmü ş be Yiğit, biz bununla ger çekten ba ş edemeyiz.” Bu arkadaşımla benim farkım şu: Ben Amerika’ya gitmeden de Amerika’nın ne olduğunu zaten biliyordum.

O bunu g örünce kafada teslim olmu ş.

Biz h âlâ kafada teslim olmad ık.

Fark bu.

Bunu asla unutmayın.

Bilmekle teslim olmak aynı şey değil.

Maduro teslim alınmış olabilir, ülkeler teslim al ınmış gibi g örünüyor da olabilir; ama halklar, zihnen elveri şli h âle getirilmedikçe teslim olmaz.

As ıl yenilgi, kafanın i çi teslim al ındığında başlar.

Zaten Mustafa Kemal Atat ürk “Gençli ğe Hitabe”de t üm bunlar ı s öylemiyor mu?

Bu yaz ıyı okuduysanız, hemen o kısacık hitabe metnini de okuyun.

Teslim alınmaya çal ışılan kafamızın i çine bizden, arkada ş ça, mertçe bir nefes ald ıralım; birinci vazifemizi hatırlayalım.

Yurtta ve d ünyada bar ışla kalın, dost ça kal ın.

İlgili Sitenin Haberleri