Haber Detayı
2026 için tahmin
2026 için tahmin
Birçok açıdan bakıldığında, 2026 yılında dünya 2025’e benzer zorluklarla karşı karşıya – ancak çok daha yoğun bir biçimde.
Geçtiğimiz yılın büyük temaları ortadan kalkmıyor; aksine evrilerek daha da derinleşiyor.
Geçen yıl 2025 için yaptığım öngörüde şöyle demiştim: “2025’te bir resesyon olası değil; ancak G7 genelinde üretken yatırımları ve verimlilik artışını yeni seviyelere taşıyacak kalıcı bir kârlılık artışından söz etmek için de henüz erken.
Büyük olasılıkla 2025’te Avrupa ve Japonya’da büyü durgunluğa yakın seyredecek; Kanada ve Avustralya da benzer bir tablo çizecek.
BRICS ülkelerinin tamamında ise ekonomik büyüme ve ticaret artışı 2024’e kıyasla daha yavaş olacak.
Dolayısıyla 2025, ‘Kükreyen Yirmiler’in başlangıcından ziyade dünya ekonomisi için ‘Ilık Yirmiler’in devamı olacaktır.” Nitekim bu öngörü gerçekleşti.
KÜRESEL BÜYÜME: ILIK YİRMİLER DEVAM EDİYOR Küresel reel GSYH büyümesi (piyasa döviz kurlarıyla) 2025’te yaklaşık yüzde 2,6 oldu; bu oran 2024’te yüzde 2,8’di.
IMF, 2026’da da bu oranın değişmeyeceğini öngörüyor.
Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya’dan oluşan G7 ekonomileri içinde bir kez daha ABD öne çıkıyor.
ABD’nin reel GSYH büyümesi Trump yönetiminin öngördüğü yüzde 4 seviyesine ulaşmasa da, 2026’da yüzde 2’nin üzerinde olması muhtemel.
Buna karşılık G7’nin geri kalan ekonomileri yıllık yüzde 1’in altında bir büyüme ile adeta sürünmeye devam edecek; yani fiilen durgunluğa yakın bir seyir izleyecekler.
Euro Bölgesi’nde büyümenin 2026’da 0,2 puan yavaşlayarak yüzde 1,2’ye gerilemesi bekleniyor.
Avrupa’nın 2026’da büyümeye dönme umudu büyük ölçüde Almanya’nın altyapı ve savunma için borçla finanse edilen 1 trilyon avroluk harcama programına, yani bir tür askeri Keynesçiliğe dayanıyor.
ENFLASYON, İSTİHDAM VE STAGFLASYON RİSKİ Pandemi sonrası durgunluğun bitmesiyle tüketici fiyat enflasyonu sıçrama yaptı ve bugün büyük ekonomilerde fiyatlar pandemi öncesine kıyasla ortalama yüzde 20’nin üzerinde seyrediyor.
Enerji, gıda ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarda artış çok daha yüksek.
G20 ülkelerinde enflasyon yavaşlıyor ve 2026’da yıllık yüzde 4’ün altına inebilir.
Ancak bu seviye hâlâ pandemi öncesi dönemin oldukça üzerinde.
Aynı zamanda istihdam artışı yavaşlıyor ve işsizlik oranı yükseliyor.
Bunlar stagflasyon belirtileri.
Bu nedenle büyük ekonomilerde tüketici güveninin düşmesi şaşırtıcı değil.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELER, TİCARET VE ABD TARİFELERİ Büyük gelişmekte olan ekonomiler arasında Hindistan, yıllık yaklaşık yüzde 6 büyüme ile (önceki yıllara göre hafif bir yavaşlama olsa da) en hızlı büyüyen ülke olacak.
Çin ise sanayide aşırı kapasite ve yetersiz iç talep tartışmalarına rağmen reel GSYH büyümesini yüzde 5’e yakın bir seviyede tutabilecek.
Buna karşın Brezilya, Güney Afrika ve Meksika gibi diğer büyük gelişmekte olan ekonomiler yüzde 2 reel büyümeye ulaşmakta dahi zorlanacak.
Bunun temel nedeni, 2025’te dünya ticareti pandemi çöküşünden kısmen toparlanmış olsa da Trump yönetiminin 2025’te ABD ithalatına getirdiği tarifelerin, özellikle Latin Amerika ile Asya ve Afrika’daki emtia ihracatçısı ülkelerin ihracatını azaltacak olmasıdır.
Dünya ticareti 2025’te yüzde 3,5 büyümüştü; IMF, 2026’da bu oranın ABD’nin mal ithalatını kısmaya başlamasıyla yüzde 2,3’e düşeceğini öngörüyor.
Hizmet ihracatı ABD tarifelerinden etkilenmediği için Hindistan bu süreçten görece daha az zarar görüyor.
Olumlu bir gelişme olarak, ABD’nin ortalama ithalat tarifeleri Trump’ın geçen nisan ayındaki “Kurtuluş Günü” açıklamalarında belirlenen ilk seviyelerden geriledi.
Ancak buna rağmen ortalama tarife oranı, Trump öncesi dönemin hâlâ yaklaşık beş katı.
KÜRESEL BORÇ KRİZİ VE KÜRESEL GÜNEY Dünyanın en yoksul ülkeleri için daha da kaygı verici olan konu ise artan borç ve borç servis maliyetleri.
Küresel borç toplamı yaklaşık 340 trilyon dolara ulaştı.
Gelişmekte olan piyasaların borcu 109 trilyon dolarla tarihi zirvede.
Toplam borcun GSYH’ye oranı yüzde 324 seviyesinde; pandemi zirvesinin altında olsa da hâlâ pandemi öncesinin üzerinde.
Küresel Güney’deki yoksul ülkeler üzerindeki borç baskısı 2026’da daha da artacak.
Düşük ve orta gelirli ülkelerin toplam dış borcu 8,9 trilyon dolarla rekor kırdı.
Dünya Bankası’ndan borçlanabilen 78 çoğu düşük gelirli ülkenin borcu ise 1,2 trilyon dolara ulaştı.
Bu ülkeler 2022–2024 arasında yeni borç olarak aldıklarından 741 milyar dolar daha fazlasını anapara ve faiz ödemesi olarak geri verdiler; bu, en az son 50 yılın en yüksek seviyesi.
Gelişmekte olan ülkelerin 2026’da resmi kreditörlere yeni borçları için ödeyecekleri ortalama faiz 24 yılın, özel kreditörlere ödeyecekleri faiz ise 17 yılın en yüksek seviyesinde olacak.
Toplamda bu ülkeler yalnızca faiz için 415 milyar dolar ödeyecek — oysa bu kaynaklar eğitim, temel sağlık hizmetleri ve altyapı için kullanılabilirdi.
EŞİTSİZLİK, İKLİM KRİZİ VE YAPAY ZEKÂ BALONU ABD’nin ithalat tarifeleri ve küresel ticaret engellerindeki artış, finansal piyasalarda riskin yeniden fiyatlanmasına yol açabilir.
Bu durum, kaldıraçlı banka dışı finansal kurumlar ve oynak kripto varlık piyasalarındaki stresle birleşirse, uzun vadeli tahvil faizlerini yükseltebilir; bu da borç yükünü artırarak büyümeyi baskılayabilir.
Çevresel bozulma da mevcut politikalar altında hızlanacak.
Son üç yıl, 176 yıllık kayıtların en sıcak yılları oldu ve Paris Anlaşması’nda belirlenen 1,5°C hedefi fiilen aşılmış durumda.
CO₂ emisyonlarındaki artış hızı yavaşlasa da, küresel sıcaklıkların sanayi öncesi dönemin en az 2,3°C üzerine çıkması bekleniyor.
Dünya Eşitsizlik Raporu 2026 ise küresel eşitsizliğin ne denli derinleştiğini ortaya koyuyor: Dünya nüfusunun yalnızca yüzde 0,001’ini oluşturan 60 binden az insan, insanlığın en yoksul yarısının toplam servetinin üç katını kontrol ediyor.
En zengin yüzde 10, kalan yüzde 90’dan daha fazla gelir elde ederken, en yoksul yüzde 50 küresel gelirin yüzde 10’undan azını alıyor.
Servet dağılımı ise daha da çarpık: En zengin yüzde 10 küresel servetin yüzde 75’ine sahipken, en yoksul yarının payı yalnızca yüzde 2.
Buna karşın Küresel Kuzey’in borsaları 2025 boyunca yükseldi ve 2026’nın ilk yarısında da bunu sürdürmesi bekleniyor.
ABD’li en büyük 10 teknoloji patronu ve CEO’sunun nakit varlığı 2,5 trilyon doları aşmış durumda.
Bu artış, S&P 500’ün 2025’te yüzde 18’den fazla yükselmesiyle paralel.
Bu iyimserlik, yapay zekânın verimlilik patlaması yaratacağı beklentisine dayanıyor. “Muhteşem Yedili” olarak anılan büyük teknoloji şirketleri, veri merkezleri, yarı iletkenler ve yapay zekâ modellerine dev yatırımlar yapıyor.
Bu süreçte OpenAI gibi girişimleri finanse etmek için borçlanıyorlar.
Bu durum büyüyen bir finansal balon yaratıyor ve bu balon 2026’da patlayabilir.
Yapay zekâ yatırımlarının getirileri beklentileri karşılamazsa ciddi bir borsa düzeltmesi yaşanabilir.
Altın fiyatlarının yükselmesi de yatırımcıların bu riske karşı korunma arayışını yansıtıyor.
ABD ekonomisi giderek “K-şeklinde” bir yapı sergiliyor: Yapay zekâ veri merkezlerine yapılan yatırımlar yılda yüzde 50’den fazla artarken, diğer sabit ve konut yatırımları daralıyor.
Yapay zekâ yatırımları ile mali ve parasal gevşeme 2026’da ABD büyümesini destekleyecek; ancak bu, bütçe ve ticaret açıkları ile enflasyonun artması pahasına olacak.
Bu durum Fed’in faiz indirimlerini sınırlayabilir.
Ancak Fed Başkanı Jay Powell’ın görev süresi Mayıs 2026’da sona eriyor ve Trump, faiz indirimlerini destekleyecek bir isim atayacak.
Bu da finansal spekülasyonu ve yapay zekâ balonunu daha da şişirebilir.
KARLARIN VERİMLİLİĞİ Benim için, 2026 yılında dünya ekonomisinin geleceğini değerlendirirken en önemli faktör, kapitalist üretim ve yatırımın itici gücü olan kârların (ve kârlılığın) ne durumda olduğudur. 2020 yılında pandeminin yol açtığı durgunluğun sona ermesinden bu yana, küresel olarak şirket kârları toparlanma göstermiştir.
Nitekim, 2025 yılında küresel kurumsal kârların yüzde 7’nin üzerinde artması muhtemeldir.
Dünyanın önde gelen şirketlerinin kârları 2026 yılında da artmaya devam ederse, borçların finansmanı ve zayıf uluslararası ticaretin telafisi bir yıl daha başa çıkılabilir.