Haber Detayı
Aile Yılı geride kalırken Meclis’te 10 yıl önce ailenin güçlenmesi için hazırlanan rapordaki sorunlar sürüyor: Yıllar geçiyor sorun değişmiyor
İktidarın “Aile Yılı” olarak ilan ettiği 2025 yılı geride kalırken, Meclis’te 10 yıl önce ailenin güçlendirilmesi amacıyla kurulan komisyonun hazırladığı rapordaki tespitler güncelliğini koruyor. Raporda aile bütünlüğünü bozan sebepler işsizlik, yoksulluk, şiddet, erken yaşta zorla evlilik, toplumsal cinsiyet adaleti gibi başlıklarla sıralanıyor. Muhalefetin rapora düştüğü şerhteki “Sağlıklı bir toplum yapısı olmadan sağlıklı bireyler yetiştirmenin mümkün olmadığı açıktır. Bu karşılıklı etkileşim görmezden gelinerek, toplumsal dokuda yaşanan bozulmaların yalnızca dini değerler ile onarılacağı yanılgısına kapılmamak gerek” ifadeleri de dikkat çekiyor.
İktidar, aile yapısının korunması için geride kalan 2025’i Aile Yılı ilan ederken, Meclis’te bundan 10 yıl önce yine aile yapısının güçlendirilmesi amacıyla bir komisyon kuruldu.
Komisyon, aile yapısını olumsuz etkileyen nedenleri ve bunlara ilişkin çözüm önerilerini içeren raporunu Mayıs 2016’da kamuoyu ile paylaştı.
Raporda aileyi olumsuz etkileyen pek çok sebebin bugün güncelliğini koruduğu görüldü.
Buna göre; 10 yıl önce kamuoyu ile paylaşılan raporda aile bütünlüğünü bozan sebepler işsizlik, yoksulluk, şiddet, erken yaşta zorla evlilik, bağımlılık, toplumsal cinsiyet adaleti gibi başlıklarla sıralandı.
Raporda yoksulluğun ailelere etkisiyle ilgili “Nihayetinde yoksulluk ve refah, aile içinde ortak yaşanan ve paylaşılan bir durumdur” denildi.
AİLE İÇİN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ VURGUSU Aile yapısının güçlendirilmesi için kadın-erkek arası ayrımcılıkla mücadele edilmesi gerektiği belirtilen raporda, çözüm önerileri şöyle sıralandı: “Aile bütünlüğünün güçlendirilmesi için ekonomik, sosyal ve kültürel alanlara yönelik farkındalık çalışmaları yapılmalıdır.
Ayrıca, ailedeki bireylere yönelik zihniyet dönüşümü çalışmalarında, aile içinde yaş ve cinsiyet farkı gözetilmeksizin bütün bireylerin saygın ve dokunulmazlık hakkına sahip olduğu öncelikli vurgular arasında yer almalıdır.
Aile içinde hak ve sorumluk dağılımında denge sağlanmalıdır.
Özellikle kadın ve çocukların hak ihlallerine uğramaması, ailede adalet ve hakkaniyet duygularının gelişimiyle mümkün olacaktır.
Aile bireyleri arasında kadını ve kız çocuğunu dışlayan, ayrıma tabi tutan değer yargıları ve davranış kalıplarının değişmesine yönelik adımlar atılması zorunludur.
Erken yaşta evliliklerin engellenmesi için erkekleri de kapsayacak biçimde zihniyet dönüşümünün sağlanması gerekmektedir.
Kırsal alanda kadın yoksulluğunu azaltmak için, kırsal kalkınmada kadınların güçlendirilmesine yönelik tedbirler alınmalıdır.
İŞKUR aile bütünlüğünü korumaya dönük doğrudan politika ve uygulamalar geliştirerek hizmet kurgusunu bu yönde kurmalıdır.” ‘YALNIZCA DİNİ DEĞERLERLE ÇÖZÜLMEZ’ CHP, söz konusu rapora düştüğü şerhte, çözüm önerileri ile iktidarın politikalarındaki çelişkiye dikkat çekti.
Raporda kadınların ve kız çocuklarının dışlanmamasına yönelik bir öneri yer aldığı anımsatılan şerhte “Ülkemizi yöneten idarecilerin kadınları toplumsal rol kalıpları içine hapseden, bu rolleri sürekli hale getiren ifadelerine ilişkin eleştirilere yer verilmiş olmaması temel bir eksikliktir” denildi.
Şerhte ayrıca iktidarın “din odaklı” bir çözüm bakışına sahip olduğu belirtilerek “Aile kutsanırken, ailesi olan ve olmayan kadınları güçsüzleştiren, çaresizleştiren ve şiddete açık hale getiren süreçler yeniden üretilmemelidir.
Ailenin toplumsal yapıdaki önemini göz önünde tutmakla beraber aile kurumunu kutsamak yanılgısına düşülmemelidir.
Çünkü aileye atfedilen kutsallık bir süre sonra muhafazakar bir bakış açısına yol açmakta, aile kurumunu korumak adına bireysellikler, özellikle kadın hakları törpülenmektedir.
Amaç; ne pahasına olursa olsun boşanmaların önüne geçilmesi olmamalıdır.
Boşanmaların toplumsal sorunların bir uzantısı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Sağlıklı bir toplum yapısı olmadan sağlıklı bireyler yetiştirmenin mümkün olmadığı açıktır.
Bu karşılıklı etkileşim görmezden gelinerek, toplumsal dokuda yaşanan bozulmaların yalnızca dini değerler ile onarılacağı yanılgısına kapılmamak gerektiği düşüncesindeyiz” ifadelerine yer verildi.