Haber Detayı
Adliyenin ön kapısı
Yeni yıl, henüz yazılmamış bir tarihtir.
Yeni yıl, henüz yazılmamış bir tarihtir.
Gözaltına al, tutukla.
Gözaltına al, adli kontrol.
Gözaltına al... 2025 yılının kelimesi: Gözaltı.
Gazeteci, siyasetçi, sosyal medya kullanıcısı, vatandaş...
Fikrini söyleyen, protesto eden, yazı yazan herkes gözaltını tadıyor.
Savcılıklar gözaltı fabrikası oldu.
Peki savcılığa arka kapıdan değil de ön kapıdan girersek ne olur?
Yani alınan değil de şikâyet eden olursak ne yaşarız?
Anlatayım.
Türkiye, dolandırıcıların en yaratıcı olduğu ülke.
Bunlardan biri de benim başıma geldi.
Hayır, dolandırılmadım.
Son dönemin yapay zekâ destekli dolandırıcılarını belki okudunuz.
Belki de muhatap oldunuz.
Dolandırıcılar Cumhurbaşkanı Erdoğan ’dan Selçuk Bayraktar ’a, Güler Sabancı ’dan Ali Koç ’a tanınmış herkesin yapay zekâ ile videosunu üretiyor.
Videolarda yatırım tavsiyesi adı altında bir siteye yönlendiriliyor.
Yatıran vatandaşın parası birkaç saniye içinde buharlaştırılıyor.
O kadar acımazsızlar ki...
Yaşamını yitiren Manisa Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek ’in bile ölümünden sonra yapay zekâ ile videosunu ürettiler.
Acısı üzerinden vatandaşı dolandırmaya çalıştılar.
Aslında videoları dikkatle izleyenler yapay zekâ ile üretildiğini fark ediyor.
Gelgelelim, teknolojiye yabancı, kazanma iştahı yüksek vatandaşlar kolayca kanıyor.
Bu yüzden hemen her gün “Dolandırıldım” diye haber okuyorum ya da mesaj alıyorum.
İşte bahsettiğim olay bununla ilgili.
DOLANDIRICIYA SORUŞTURMA YOK Benim de görüntüm kullanılarak bir dolandırıcılık videosu yaratıldı.
Vatandaşlar “yatırım tavsiyesi” adı altında dolandırılmaya çalışıldı.
Maalesef vatandaşların da kandığını görünce hemen harekete geçtim.
Önce sosyal medyadan “Dikkat edin, bu bir dolandırıcılık” diye uyarı yaptım.
Ardından Facebook, Instagram gibi sosyal medya programlarına, dolandırıcıların sayfalarını şikâyet ettim.
Ancak yine de durduramadım.
Bir adım daha atmaya karar verdim.
Bu kez savcılığın arka kapısından değil de ön kapısından girdim.
Avukatım Enes Hikmet Ermaner bir şikâyet dilekçesi hazırladı.
Dolandırıcıların sayfalarını, görüntümün nasıl kullanıldığını anlattı.
Dolandırıcılar hakkında işlem yapılmasını istedi.
Ne yalan söyleyeyim...
Gerçek bir haber videosu yayınlayıp birkaç saat içinde gözaltına alınan ben, yargının dolandırıcılara karşı bir şey yapacağını düşünüyordum.
En azından “aradık, taradık, bulamadık” demesini bekliyordum.
Herhalde çok safmışım!
Birkaç gün içinde elime “Kovuşturmaya yer yok” kararı gelince bunu anladım.
Savcılık dolandırıcıları soruşturmadığını söylüyordu.
Neden mi?
ORTADA SUÇ YOKMUŞ!
Hemen belgeden aktarayım: “Müşteki Barış Terkoğlu ’na karşı sergilenmiş herhangi bir hile bulunmadığından müşteki, dolandırıcılık suçunun mağduru değildir.
Mağdur olmuş kişilerin yetkili ve görevli cumhuriyet başsavcılığına müracaatı üzerine dolandırıcılık suçundan her zaman soruşturma başlatılabilecektir.
Mükerrer soruşturmaya mahal vermemek için dolandırıcılık suçu yönünden iş bu dosyadan soruşturma yürütülmemiştir.” Yani savcılık diyor ki: Sen dolandırılmamışsın, boşver!
Diyeceksiniz ki “İyi de senin görüntünü kullandılar” .
Elbette ben de bunu söyledim. “Görüntüm kullanılıyor, şikâyetçiyim” dedim.
Savcılık bunun da suç olmadığına şöyle karar vermiş: “Türkiye’de tanınan bir gazeteci olduğu, yerel ve ulusal basında ‘Barış Terkoğlu’ ismi ve fotoğrafının birçok yerde açıkça paylaşıldığı, bu haliyle müştekinin ismi ve fotoğrafı; üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, sınırlı bir çevreyle paylaştığı bir kişisel veri niteliğinde olmadığından suçun yasal unsurları oluşmamıştır.” Yani savcılık diyor ki: Sen tanınan gazetecisin, her yerde fotoğrafın ve videon var, dolandırıcıların bunları kullanıyor olması suç değil. “Pes” dedim!
DOLANDIRICIYA ‘BANA NE’ Bana karşı ceberut olan hukukun, dolandırıcılara karşı böyle güzel, böyle tatlı, böyle minnoş kullanıldığını görmek “pes” dedirtti.
Elbette avukatım “kanun yararına bozma” için Adalet Bakanlığı’na kadar itiraz etti.
Olay böyle...
Kendi ellerinizle içeriği gerçek bir haber yapıp bunu yayımladığınızda birkaç saat içinde gözaltına alınıyor, mahkemeye çıkarılıyorsunuz.
Yok, aynı görüntüyü alıp dolandırıcılık amaçlı video hazırlayan ve vatandaşın üç kuruşunu cebine indireni şikâyet ederseniz, yargı “Bana ne” diyor.
Üstelerseniz “Sana ne” diyor.
Gel de isyan etme! 2025’in kelimesi “gözaltı” ya...
Sebebi belli.
Zira yargı, milletinin sırtındaki yük haline geldi.
Çektiği çilelere bigâne olurken yardım isteyenin eline kelepçe, diline bağ oldu.
İki kuruşluk maaşına isyan edeni, yaşadığı haksızlığa başkaldıranı, yanlışa yanlış diyeni hapislere doldurdu.
Buna karşın; hırsızın, uğursuzun, düzenbazın “Bana dokunmazlar” demesinin sebebi oldu.
Yeni bir yıl; kapağı açılmış yeni bir ajanda, çevrilmiş yeni bir sayfa, yapılmış yeni bir başlangıç demek.
Haliyle, yılın kelimesini “hürriyet ve adalet” yapmak için önce kendi kaderini kendisi yazacak el gerek, bilek gerek, baş gerek.
Gelecek, geçmişin içinde filizlenir.
Yeni yılınız elinizle, bileğinizle, başınızla kutlu olsun.