Haber Detayı
Silah sanayisi Almanya ve AB’nin çökmesini hızlandırıyor!
Almanya’da olduğu gibi Türk Gücü, Atlantikçi sisteme karşı önemli bir baskı unsuru olarak ilerlemektedir. Avrasya’nın doğal bir üyesi olan Türkiye’nin AB’deki uzantısı olan Türk Gücü; ekonomik, toplumsal, kültürel alanlarda vazgeçilmez bir ağırlıktır.
Almanya ve AB derinleşen ekonomik krize karşı çıkış olarak silah sanayisine yöneldi.
Krize karşı silah üretimini yaygınlaştırmak ekonomide bir çözüm olarak görüldü.
Silah sanayisinin çelik, kimya vb. gibi diğer ilgili alanları da geliştireceği planlandı.
Silah fabrikalarının otomobil üreten bölümleri de silah üreten bölümlere dönüştürüldü.
Silah sanayisine yönelimin pratik sonuçları üzerine yapılan incelemeler, ekonomik açıdan olumsuz sonuçlar verdiği ortaya çıktı.
Silahlanma için sınırsız sermaye birikimi; sağlık hizmetleri, emeklilik ücretlerinde kısıntılara gidilmesi öngörüldü.
Muhtaçlar için kararlaştırılan sosyal yardımların (Bürgergeld) iptal edileceği açıklandı.
Avrupa gündeminde yer alan önemli bir konu savaş olasılığının kapıda olması.
Almanya yönetimi üç ile on günlük gıda stoklanması çağrısı yaptı.
Bu gelişme ekonomide bir çözüm olmamasına rağmen silahlanma sanayisinin daha da güçlendirilmesini destekleyen bir etken olarak değerlendiriliyor.
ATLANTİKÇİLER ÇÖKÜYOR MİLLİYETÇİLER YÜKSELİYOR Toplumsal çöküş pahasına silah sanayisine yönelen Almanya ve AB yönetimleri halk desteğini kaybetmektedir.
Buna karşılık silahlanma ve savaş kışkırtıcılığına karşı, Rusya ve Asya ile yakınlaşan, üretim ekonomisini savunan AfD, BSW, Le Pen gibi milliyetçi partiler çok belirgin bir büyüme içindeler.
Silahlanma için gerekli olan yüksek yatırım maliyetlerini toplayabilmek için “Rusya’nın saldıracağı” gibi gerçek dışı iddialar ileri sürüldü.
Rusya’nın böyle bir niyet ve planının olmadığı çok açıktı.
Buna karşılık özellikle iddialarda başı çeken Almanya’nın Rusya’ya karşı savaşa girişecek bir gücü yoktur.
Yetkin Alman askeri ve politik uzmanlar böyle bir olasılığa imkân tanımıyorlar.
Gelişmelerin gösterdiği gibi Almanya ve AB’nin silah sanayisi, etkisini kaybeden Atlantik hâkimiyetinin varlığını sürdürebilmek için Avrupa’yı ileri sürmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır.
Durumu daha anlaşılır kılmak için olgulara bakmak gerekiyor.
FRANSIZ EKONOMİST SERFATİ: GERİLEMEYE YOL AÇIYOR Hükûmetin üretim ekonomisi yerine savunma sanayisine odaklanması, ekonomik olarak ciddi kayıplar getirdi.
Uzun vadede ülkenin çöküşüne katkı sunuyor.
Bu sonuçlar Fransız ekonomist Claude Serfati tarafından “german-foreign-policy.com” ile yapılan söyleşide doğrulanmaktadır.
Paris’deki Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (IRES)’nde görev yapan Serfati'nin belirttiğine göre, silahlanma harcamalarının, örneğin sivil altyapı veya sağlık hizmetlerine yapılan yatırımlar kadar büyüme ve istihdam yaratmadığını anlamak kolaydır: Diğer yandan, bunlar diğer malların üretimine fayda sağlarken, iş gücünü güçlendirirken, silahların hiçbir üretken potansiyeli yoktur.
Serfati, Fransa'nın geleneksel olarak savunmaya ve askeri teknolojiye odaklanmasına rağmen ekonomik olarak geride kaldığına işaret ediyor.
Paris'in askeri gücü sayesinde Almanya'ya karşı ekonomik geri kalmışlığını “kalıcı olarak” telafi edebileceği ve “büyük güç” olarak kalabileceği düşüncesinin yanlış olduğu ortaya çıktı.
Benzer bir plan şu anda Berlin'in ekonomik krizden çıkma çabalarını yönlendirmektedir. (German Foreign Policy, 22 Ekim 2025) Alman ekonomisinin krizi derinleşmeye devam ediyor.
Otomotiv sanayisi, krizden kurtulmakta başarılı olamıyor.
Kimya sektörü de büyük sorunlar içinde; şu anda bu sorunlar, AB'nin Amerika Birleşik Devletleri ile yaptığı gümrük anlaşmaları nedeniyle daha da kötüleşiyor: ABD kimyasalları AB'ye gümrüksüz girerken, Almanya'da daha yüksek doğalgaz ve enerji maliyetleri nedeniyle baskı altında olan Alman kimyasallarıyla rekabet ediyor.
Almanya hükûmeti, önümüzdeki yıl en az yüzde 1,3 oranında bir büyüme bekliyor.
Bu umut, özellikle ekonomiye küçük bir ivme kazandırması planlanan milyarlarca dolarlık altyapı harcamalarına dayanıyor.
Ancak uzmanlar, altyapının sadece bakımının yapılacağı ve yeni unsurlarla genişletilmeyeceği için uzun vadeli etkiler beklemiyor.
Büyüme yalnızca Berlin tarafından milyarlarca avro ile hedefli olarak desteklenen savunma sanayinde kaydediliyor.
Ekonomistler, savunma harcamalarının büyümeyi teşvikte diğer alanlardaki harcamalar kadar uygun olmadığını belirtiyorlar.
Mannheim Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma, sözde mali çarpanının silahlı kuvvet harcamalarında 0,5 olduğunu ortaya koydu; bu, yatırılan her bir avronun yalnızca 50 sent değerinde ek ekonomik faaliyet yarattığı anlamına geliyordu.
Yazarlar, devlet yatırımlarıyla yalnızca yeni altyapı değil, aynı zamanda çocuk bakımı veya eğitim gibi alanlarda da çok daha yüksek getirilerin elde edilebileceğini değerlendirmektedir.
OTOMOTİV VE ÇELİKTEN SONRA KİMYA SANAYİNDE DE KRİZ Kimya sanayi ile Almanya’nın diğer bir ana direği giderek daha fazla krize giriyor.
Temel nedenler: Ucuz Rus doğal gazından vazgeçilmesi; Trump tarafından ABD’den yapılan ithalatlarda gümrük vergisinin kaldırılmaya zorlanması.
Alman ekonomisinden gelen artan kriz haberleri dikkat çekiyor, otomotiv ve çelik sektörlerinin ardından giderek kimya sanayi etkileniyor.
Kimya sektörünün üretimi 2025’in ikinci çeyreğinde yaklaşık yüzde 5 oranında daralmış; gözlemcilere göre, toplam üretim şu anda “1991’deki kadar zayıf” seviyede.
AB'nin Trump yönetimi ile yaptığı güncel gümrük anlaşmasıyla ABD'den yapılan ithalat üzerindeki AB gümrük vergilerini sıfıra düşüyor; bu nedenle ABD kimya ürünleri artık Alman mallarıyla başarılı bir şekilde rekabet edebiliyor.
Kriz haberleri diğer sektörlerden de gelmektedir.
Alman sanayi üretimi ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 5,6 oranında düştü.
IRES bünyesinde çalışan Serfati de aynı sonuçlara ulaştı: Savunma harcamalarından kaynaklanan büyümenin, sivil yatırımlardan daha düşük olduğunu göstermektedir.
Ayrıca, devletin savunma harcamalarının özel yatırımları, çevre, sağlık veya sosyal alanlardaki devlet harcamalarına kıyasla çok daha az artırdığını kanıtlamaktadır.
Dahası, Almanya, İtalya ve İspanya'dan alınan istatistiklerin karşılaştırılması, çevre, eğitim ve sağlık harcamaları ile her durumda savunma harcamalarından çok daha fazla iş yaratılabildiğini göstermektedir.
Serfati, “Askeri harcamaların zaten servetin büyümesine katkıda bulunmadığı açıktır.” diye belirtiyor: “Bir tank, bir füze, bir savaş uçağı, bir ekipman ya da diğer malların üretiminde kullanılan bir makine gibi makro ekonomik yeniden üretim sürecine geri dönmez.” TOPLUMSAL ÇÖKÜŞ YARATAN SİLAHLANMA VE SAVAŞ KARŞITLARINA ARTAN BASKILAR Rheinmetall, Almanya'nın en büyük mühimmat fabrikasını açıyor ve dünyanın en büyük savunma şirketlerinden biri olmayı hedefliyor.
Berlin, finansman için sosyal harcamaları kısıyor.
Savaş karşıtları giderek daha fazla baskıya maruz kalıyor.
Savunma Bakanı Boris Pistorius, Maliye Bakanı Lars Klingbeil ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin de katılımıyla açılması planlanan Unterlüß'teki yeni mühimmat fabrikasında, Rheinmetall gelecekte yılda 350.000'e kadar top mermisi üretmeyi hedefliyor.
Şirketin yükselişi devam ediyor; şirket CEO'su Armin Papperger, 2030 yılına kadar 300 milyar avroya kadar silah siparişleri almanın mümkün olabileceğini öngörüyor.
Papperger, 2030 yılına kadar şirket cirosunun 50 milyar avroya ulaşmasını hedefliyor.
Berlin, bu silahlanmayı finanse etmek için ağır sosyal kesintiler öngörürken, savaş karşıtlarına yönelik baskılar artıyor.
Serfati'nin demecinde belirttiği gibi, silahlanma ve askeri teknolojilere odaklanmanın devletlere fayda sağlamadığı, uzun vadede ciddi zarar verdiği görülmektedir.
Örneğin, Fransa, Charles de Gaulle döneminde bile silahlanma ve askeri teknoloji geliştirmeye büyük önem vermiştir.
Paris, İngiltere'nin yanında, en güçlülerden biri olduğu savunmada "nispi avantajını" kullanarak, Almanya karşısındaki endüstriyel zayıflığını dengeleyebileceğine umut bağlamıştır.
Ancak bu başarılamamıştır.
Görülmektedir ki, "sadece askeri güce dayanarak uzun süreli büyük güç olunamaz." ATLANTİKÇİ SİSTEM ÇÖKERKEN AVRASYA TARAFTARLARI İKTİDARA YÜRÜYOR Kısaca özetlediğimiz olgulara dayanarak Avrupa’da Atlantikçi sistemin çökmekte olduğunu açıkça görebiliyoruz.
Özellikle Almanya ve Fransa’da görüldüğü gibi milliyetçi partiler birinci güç konumundalar.
Sistem partileriyle aralarındaki fark gittikçe açılmaktadır.
Milliyetçi partiler Rusya’dan ucuz gaz taşıyan boru hatlarının tekrar açılması ve otomobil ve ağır sanayi ürünlerinin satılması yollarının açılmasını istemektedirler.
ABD köleliğine karşı bağımsızlık isterken Türkiye ile eşit ilişkilere kurmaya vurgu yapmaktadırlar.
Almanya’da olduğu gibi Türk Gücü de Atlantikçi sisteme karşı önemli bir baskı gücü olarak ilerlemektedir.
Avrasya’nın doğal bir üyesi olan Türkiye’nin AB’deki uzantısı olan Türk Gücü ekonomik, toplumsal, kültürel alanlarda vazgeçilmez bir ağırlıktır.
Bu ağırlığını Avrasya yanlısı milliyetçi iktidarların kurulması yönünde değerlendirecektir.