Haber Detayı
Yapay zekâ şarkı yapabilir ama kocaman bir stadı doldurabilir mi
BİR şarkıyı neden severiz?
Sadece melodisi güzel olduğu ya da sözleri akılda kaldığı için mi?Yoksa o şarkının içinde insana ait kırgınlıklar, öfke, utanç, aşk ya da bir “an” saklı olduğu için mi?Bence ikincisi.Zira bazen bir şarkı, “unuttum” sandığınız anıları canlandırıverir birden.“Sıradan” bir nakarata, saatlerce ağlayabilir insan.Fakat dünya, yeni bir tartışmanın tam ortasında: Yapay zekâ müzik üretebilir mi?
Cevap, evet aslında.
Bugün artık yapay zekâ üretimi parçalar, algoritma desteğiyle, milyonlarca kez dinlenmekte ve listelere en tepeden yerleşmekte.Benzer bir tartışma bizde de var.
Ki son tartışmanın fitilini de Nikbinler grubunun Mustafa Sandal için düzenlenen “Saygı1” konserindeki performansı ateşledi. “Denize Doğru” adlı şarkının yapay zekâ ile düzenlendiği ve grubun solisti Berika Karadağ’ın da playback yaptığı iddia edildi.İlk tepki Murat Dalkılıç’tan geldi.
Ona, Tan Taşçı destek attı.
Musiki Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ferhat Göçer ise düzenlediği basın toplantısında şöyle dedi: “Bu iş, müzisyenleri işinden edecek korkunç bir yere doğru gidiyor.”Peki, bir “makine” gerçekten sanat yapabilir mi?Yapamaz bence.
Çünkü müzik sadece “ses” değildir.
Müzik, insanın içine bıraktığı bir izdir.
Bir annenin kaybı...Bir aşkın bitişi...Bir çocuğun yalnızlığı...Bütün mesele de burada başlıyor işte.Zira bir konser salonunu dolduracak “şey” yalnızca ses değildir.Bakınız!
Şebnem Ferah fırtınası esiyor.Yapay zekâ teknik olarak elbette konser verebilir.
Ama o konserde insanlar neye alkış tutacak?Bir algoritmaya mı?Yapay zekâ müziği ve sektörünü muhakkak dönüştürecektir.
Ama insanın hayatını değiştiren o “tek şarkıyı” gerçekten yazabilecek mi?Bir insan bir konsere bir “anı” yaşamak için gider.
Sanatçının nefes alışını duymak için.
Yanlış notaya basmasını görmek için. “Gerçek” bir insanın “gerçek” bir hikâyesine ortak olmak için.Dolayısıyla “gerçek” sanatçıların savunması gereken cephe bu olmalı.
Çünkü bir şarkıcı ya da şarkıyı ölümsüz yapan şey, “kusursuzluğu” değildir.VİRÜS MÜ DAHA HIZLI YAYILIYOR YOKSA KORKU MUBİR gemi, okyanusun ortasında karantinaya alınıyor.
Ve “Yeni bir pandemi mi geliyor?” sorusu birkaç saat içinde dünyanın gündemine oturuyor.Hantavirüs ile gündeme gelen MV Hondius isimli kruvaziyer gemisinden bahsediyorum.
Yolcularının tahliyesine başlandı.
Ancak endişe büyük; sosyal medyanın “komplo teorileri” çeşmesi gürül gürül.Gerçi maskeli, özel kıyafetli görevlileri görmek, üst düzey sağlık protokollerinin devreye sokulması vs., insan zihnini otomatik şekilde pandemi günlerine götürüyor ve ister istemez bir “acaba” diyoruz.Fakat uzmanların altını çizdiği en önemli gerçek şu: Bu, “yeni keşfedilmiş ‘gizemli’ bir virüs” değil.Tıp dünyasının en az 30 yıldır tanıdığı, nasıl yayıldığı ve kontrol altına alınacağını bildiği bir hastalık.
Güney Amerika ülkelerinde tarım, orman, madencilik gibi işlerle uğraşanlarda görülüyor genellikle.
Kemirgenlerin ısırığı, tırmalaması ya da idrarı, dışkısı, tükürüğünden parçacıkların havaya, gıdalara ya da suya karışması ile bulaşıyor.
İnsandan insana ise nadir ve çok yakın temasla bulaşıyor.Peki panik niye?Çünkü gerçek ile dijital algı yine birbirine karıştı.
Sosyal medyada yayılan her görüntü, her iddia, her dramatik başlık korkuyu büyütüyor.O gemide 3 de Türk yolcu var.
YouTuber Ruhi Çenet, durumunun iyi olduğunu açıkladı.
Diğer 2 yolcu da Türkiye’ye dönecek.
Muhtemelen sağlık kontrollerinden geçirilecek, gerekirse kısa süreli gözlem altında tutulacaklar.Sağlık sistemlerinin görevi işte tam da bu: Risk varsa tedbir, bilgi ve izlem ile süreci iyi yönetmek.Ama bilgi çağında hâlâ bir uzman açıklaması yerine dramatik bir video milyonlarca kez izlenebiliyor.
İnsan zihni de doğal olarak en yüksek sese yöneliyor.Bu süreç bana şunu hatırlatıyor: Korku bulaşıcıdır.
Ama sakinlik de öyle.Ve bazen toplumları koruyan şey yalnızca ilaçlar değil, doğru bilgiyle kurulan güvendir.NİYE DIŞARIDALARTÜRKİYE’nin en “karanlık” dosyalarından biri olan Palu Ailesi dosyası, “Palu Ailesi: Karanlık Sarmal” belgeseliyle yeniden gündemde.
Tanık ve uzman görüşlerinin yer aldığı belgeselde, aile üyeleri de hikâyeyi bir kez daha anlatıyor.Kim mi o aile üyeleri?İsa ve Fatih Palu.Belgeseli; içeriği, çekim teknikleri, zaman sıçraması, konuların birbiri ile paralelliği gibi birçok açıdan eleştirebiliriz.Fakat benim takıldığım nokta başka; İsa ve Fatih neden dışarıda?7.
Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 2023’teki karar duruşmasında, İsa Palu, “kasten öldürmeye yardım etme” suçundan 12 yıl 6 ay, Fatih Palu ise suçun işlendiği tarihte yaşı 18’den küçük olduğu için 8 yıl 4 ay hapis cezası verilmişti.Nasıl oldu da çıktılar ve bir de belgesele “konuk” oldular?Araştırdım. 2 yıl cezaevinde kalan Havva ve Fatih Palu yaşı ve pandemi şartları, Yargıtay tarafından verilen kararla da Emine Ustael, İsa Palu ve Ayşe Palu çoktan tahliye edilmişler.Tek tutuklu damat Tuncer Ustael, kalmış.Hep söylüyoruz; yasalarda sorun yok, “uygulama” sıkıntılı.“Vay gidene...” Palu Ailesi