Haber Detayı

Bienal’de minör bir yankı…
Yaşam keyfi ekonomim.com
10/05/2026 12:30 (17 saat önce)

Bienal’de minör bir yankı…

Nilbar Güreş’in Türkiye Pavyonu’ndaki “Gözlerinizden Öperim” sergisi, Venedik Bienali’nin bu yılki “In Minor Keys” teması içinde sessiz ama güçlü bir alan açıyor.

Venedik’in o labirenti andıran sokaklarından geçmeden, doğrudan suyun kenarından yürüyerek Arsenale’nin devasa kapılarına vardığımda yanından geçtiğimiz neredeyse 300-400 metrelik kuyruk her yıl olduğu gibi beni yine şaşırtmadı.

Zihnimde tek bir soru vardı: Bu yılın teması olan “In Minor Keys” (Minör Tonlarda), Türkiye Pavyonu’nda nasıl bir vücut bulacaktı? 6 Mayıs’taki açılış gününde pavyona adım attığım an, bu sorunun cevabı Nilbar Güreş’in nahif ama bir o kadar sarsıcı dünyasında şekillenmeye başladı: “Gözlerinizden Öperim”.

Açılış günü Arsenale’de bambaşka bir enerji vardı.

Venedik Bienali zaten başlı başına bir karşılaşmalar alanı.

Ama Türkiye Pavyonu’nun bu yıl kurduğu dil, gösterişli olmadan görünür olabilmenin de mümkün olduğunu hatırlatıyordu Beraber var olma hali Küratörlüğünü Başak Doğa Temür’ün üstlendiği “Gözlerinizden Öperim” (A Kiss on the Eyes) adıyla bile sizi hemen içine çekiyor.

Sergi salonunda yürürken, Nilbar Güreş’in farklı dönemlerinden gelen yapıtlarının yeni üretimlerle nasıl bir diyalog kurduğuna şahitlik ediyorum. “Gözlerinizden öperim” ifadesi bizim kültürümüzde çok tanıdık, hatta gündelik bir veda cümlesidir; ancak sergi bunu bambaşka bir boyuta taşıyor.

Kimseyi küçültmeyen, mülkiyet iddia etmeyen, sadece “orada ve birlikte” olmanın o ince zarafetini hissettiriyor.

Bugünün dünyasında yüksek sesle konuşan, sürekli görünür olmaya çalışan işlerin arasında Güreş’in minör tonu daha da güçlü duyuluyor.

Çünkü bazen en derin yankıyı, en sessiz cümle bırakıyor.

Nilbar Güreş, Fotoğraf: Fatih Yılmaz Malzemenin hafızası Sergideki malzeme çeşitliliği tam anlamıyla görsel bir hafıza alanı yaratıyor.

Makromenin yumuşaklığıyla metalin sertliği yan yana geliyor; kumaşın taşıdığı gündelik hafıza, pirincin soğuk yüzeyiyle konuşuyor.

Fotoğraf ve kolajdan heykele, enstalasyondan tekstil yüzeylerine uzanan geniş bir anlatım dili var sergide.

Geçiş halindeki figürler ise toplumsal normların yarattığı görünmez gerilimleri neredeyse elle tutulur hale getiriyor.

Nilbar Güreş, göçten cinsiyete, aidiyetten iktidar ilişkilerine kadar en “ağır” konuları, minör bir tonun sessiz ama derinden gelen gücüyle anlatmayı başarıyor.

Ve tam da bu nedenle işler bağırmıyor; insanın içine yavaşça yerleşiyor.

Hemen belirteyim; Venedik Bienali 61.

Uluslararası Sanat Sergisi Türkiye Pavyonu, İKSV’nin koordinasyonunda, T.C.

Dışişleri Bakanlığı himayesinde ve T.C.

Kültür ve Turizm Bakanlığı katkılarıyla, Borusan Otomotiv ve Trendyol Sanat sponsorluğunda düzenleniyor.

SAHA Derneği’nin prodüksiyon desteği sağladığı serginin havayolu partnerliğini Türk Hava Yolları üstleniyor.

Vehbi Koç Vakfı da sergi kitabının hazırlığına yayın desteği verdi.

Son not Venedik Bienali her zaman büyüleyicidir.

Ancak bu yıl, dönüş uçağımın saati nedeniyle çok kısa kalabildiğim Türkiye Pavyonu’ndan çıkarken hissettiğim şey sadece hayranlık değil, aynı zamanda derin bir “anlaşılma” duygusuydu.

Nilbar Güreş, bizleri orada yerleşik bakış açılarımızı sorgulamaya, daha sessiz ve kırılgan olanın sesini duymaya davet ediyor.

Çünkü bazı sergiler gezilip çıkılmaz; insanın içinde kalır.

Eğer yolunuz 22 Kasım’a kadar Venedik’e düşerse, Arsenale’ye uğrayıp bu incelikli dünyaya mutlaka konuk olun.

Çünkü bu sergi sadece bakmak için değil, gerçekten “görmek” için orada.

Ben ise önümüzdeki aylarda, Bienal’in tamamını (en az 4-5 tam gün ayırmak gerekiyor) olmasa da merak ettiğim sanatçıların eserlerini görmek için yeniden Venedik’te olma umudunu taşıyorum… Kara eriyiğin hafızası Venedik’te sergileniyorYaşam Keyfi  

İlgili Sitenin Haberleri