Haber Detayı

Oya Unustası: ‘İnsan huzurlu hissetmediği yerde aşkı bulamaz’
Kelebek hurriyet.com.tr
04/04/2026 07:00 (1 gün önce)

Oya Unustası: ‘İnsan huzurlu hissetmediği yerde aşkı bulamaz’

15 senedir ekranda. Ama şans onun yüzüne bu sene güldü! “Her şeyin bir zamanı var” diyor. Kanal D’de yayımlanan ‘Güller ve Günahlar’ dizisinde rol alan Oya Unustası’yla buluşuyoruz. Kariyer yolculuğunu, hayatını ve oyuncu Ahmet Tansu Taşanlar’la evliliğini konuşuyoruz: “Kirpiğimizin ucunun titremesinden birbirimizi anladığımız bir noktaya evrildik.”

Bu onunla ilk röportajımız.

Kendini doğru ifade edememekten korktuğunu anlatıyor.

Ama bir süre sonra korkusunu unutuyor...

Karakteristik bir yüzü var, yeteneği de son dönem birçok kişinin dilinde.

Başlıyoruz muhabbete...◊ 15 sene önce ilk işin ‘İzmir Çetesi’yle seni ekranda görmüşüz.

Ardından da bir sürü projen olmuş.

Ama asıl patlamanı bu sene yaşadın...

Öyle oldu galiba.◊ Nasıl hissediyorsun?

Siz de bilirsiniz ki oyuncuların çok stabil bir hayatı olmuyor.

İş kadar işsizlik dönemi de belirsiz oluyor.

Benim de ‘Hercai’den sonra bir işsizlik dönemim oldu ve artık birazcık vazgeçtiğim, ‘Başka bir şey mi yapsam, kendimi başka bir yerde mi ifade etsem’ arayışına girdiğim bir dönemdeydim.

Sonra ‘Masumiyet Müzesi’ seçmeleri geldi.

Her şey imzalandı, okey’lendi, hayatım bir anda 180 derece dönmüş gibi oldu.

Tekrar geri döndüm.

Şimdi de ‘Güller ve Günahlar’ devam ediyor.◊ İnsanların seni geç keşfettiğini düşünüyor musun?

Geç olduğunu düşünmüyorum.

Her şeyin bir zamanı var.◊ 2011’de oyunculuk yapmaya başlamışsın, 2013’te ‘Miss Turkey’ye katılmışsın.

İlk 10’a kalmışsın.

Neden o dönem bu yarışmaya girdin?Aslında babaannemin hayaliydi. ‘Miss Turkey’ o ara oyunculuk kariyerinde de çıkış sağlıyordu.

O yüzden öyle bir adım attım.◊ Mimar Sinan Üniversitesi, Flüt Sanat Dalı mezunusun.

Oyunculuk nasıl aklına girdi?

Ben çocukluktan itibaren hep sanatla iç içe oldum.

Resim yapar, dans eder, müzikle uğraşırdım.

Her zaman okullarda, müsamerelerde şiirler okurdum.

Sahnede olmak benim için çok güzeldi.

Bu ilgi önce müziğe evrildi.

Ortaokulda tam zamanlı flüt bölümüne girdim.

Bu sırada oyunculuk eğitimi de almaya başladım.

Ayla Algan ve Vahide Perçim’in öğrencisi oldum.

Yolun beni nereye götüreceğini bilmeden akışa bıraktım kendimi.

Mezun olur olmaz 2011’de ‘İzmir Çetesi’nde Kadir İnanır’ın kızı rolü geldi. ◊ Hayalin ünlü olmak mıydı?

Hiç öyle bir hayalim yoktu.

Tek amacım oyuncu olmaktı.◊ Ailede sanatçı var mıydı?

Babaannemin kardeşi Nevin Pere.

Çok eski operacı, Pavarotti’yle bile sahneye çıkma fırsatı bulmuş.

Ailemin aslında bütün üyeleri sahnede olma şansı bulamasa da içlerinde sanatçı kişiliği taşımışlar.◊ Nasıl bir ailen vardı?

Annem emekli eczacı.

Babam elektrik mühendisi ve işinsanı.Dört kardeşiz.

İki ablam, bir abim var.◊ Soyadından dolayı sorayım.

Ailende un ustası mı varmış?

Dedelerde un fabrikası varmış.◊ Anne-baban hep birlikte miydi?Ergenlik dönemimde onlar ayrı yaşamayı tercih ettiler.

Ben annemle kaldım ama babamla da görüşüyorduk.◊ Bu erkeklere bakışını etkiledi mi?

Etkilemez mi!

İnsanlarla kurduğun bütün ilişkileri etkiliyor. ‘BÜTÜN OYUNCAKLAR BENİM GİBİ HİSSEDİYORUM’ ◊ Geldiğin noktada oyunculuk sana ne ifade ediyor?

Eskiden başkasının oyun alanında oynuyormuş gibi hissediyordum.

Şimdi kendi oyun alanımda, bütün oyuncaklar benim ve oyuncaklarımı paylaşıyormuşum gibi hissediyorum.◊ Bu meslekle ilgili bundan sonra hayallerin neler?

Gerçekten insan doğasını, psikolojisini, duygusunu çok çeşitli şekillerde yansıtabileceğimiz ve empati yapabileceğimiz karakterleri oynamak beni çok heyecanlandırıyor.◊ Seni kariyerinde en çok ne zorladı?

Bu işe başladığımda küçük, saf bir çocukmuşum, okyanusa atılmış bir balık gibi hissediyordum.

Olayın sadece oyun oynamakla alakalı olduğunu düşünüyordum.

Kamera arkasında kurulması gereken çok ciddi bir denge varmış ve o dengeleri bizzat kurmak gerekiyormuş.

En çok zorlandığım şey bu oldu.◊ Klasik güzellik algılarının dışında, daha karakteristik bir yüzün var.

Hokka bir burun ya da kalın dudaklar yaptırmamışsın.

Bu senin özel tercihin miydi?

Toplumun, hele ki bizim sektörün kadınlara çok ciddi bir baskısı var.

Estetiğe karşı olduğum için değil, kendim olmaktan çıkarım diye korkumdan böyle bir adım atmadım.

Benim oyunculuk yapma sebebim kendimi bulmak, kendimi bilmek.

Yüzümle çok oynarsam kendimden uzaklaşırım diye korkuyorum.

Mimiklerimi oynatamıyor olmak bana maske takmışım gibi bir hissiyat verir.

O yüzden istemedim.

Ama kimseyi de yargılamıyorum, karşı da değilim.  ‘ÇOK EMEK VERDİK, VAZGEÇMEDİK’ ◊ Dört sene önce oyuncu Ahmet Tansu Taşanlar’la evlendin.

Nasıl tanıştınız?

İlk işimde tanıştık.

Her gün neredeyse ağlıyordum.

Çünkü başka şehirdeydik, ilk setimdi.

Sudan çıkmış balık gibiydim.

O kadar dostça yaklaşıp el uzattı ki...◊ Pek dostça yaklaşmamış gibi, âşık olmuşsunuz...(Gülüyor) Sonradan aşka dönüştü.◊ Uzun süreli ilişkinin sırrı ne?

Sır söyleyecek konumda mıyız bilmiyorum ama biz birlikte büyüdük gibi, aynı mesleği yapmak hep birbirimize yardım eli uzatma şansını doğurdu.

Ve çok emek verdik.

Vazgeçmedik.

Zorluklar olmadan olmuyor.

Kimse tertemiz, masum değil, herkesin ters özellikleri var.

Biz de bir şekilde birimiz düşünce kaldırdık, tolere ettik.

Kim yükseliyorsa diğeri daha alttan aldı.

Birbirimize her şeyden önce en yakın arkadaş, dost olduk.

Herhalde en büyük sır bu.◊ İkinizin de oyuncu olmasının avantajı ve dezavantajı ne?

Evde birbirimize ezber tutuyoruz.

Sanatsal bakış açısıyla en yakınının sana bir perspektif sunması güzel bir şans.

Ayrıca zaten çalışma saatlerimizi ve koşullarımızı biliyoruz.

Hiçbir zaman beni kısıtlayacak, sıkacak bir yaklaşımı olmadı.

O yüzden çok avantajlı.

Başka mesleği yapan biri olsaydı herhalde bu kadar rahat ve özgür hissedemezdim.◊ Hiç ego savaşına giriyor musunuz?

Yok hiç öyle bir şeyimiz olmadı.

Yoksa 15 sene zor sürerdi.◊ Bir röportajında “Aşk insanın kendini keşfetme yolculuğudur” demişsin...Kesinlikle.◊ Şu an eşinle bu yolculuğun hangi durağındasınız?

Çok güzel bir noktasındayız.

Gençlikten olgunluğa evrildiğimiz, kirpiğimizin ucunun titremesinden birbirimizi anladığımız bir noktaya evrildik...

Ne olursa olsun birbirimizden vazgeçmeyeceğimizin güveni ve huzuru var içimizde.

Öyle bir noktadayız.◊ Yine bir röportajında “Aşk dediğin şey geçici bir takıntıdır” demişsin...

Aslında bunu ben söylemedim, bunu ‘Masumiyet Müzesi’nde Orhan Pamuk, Sibel karakterine söyletiyor.◊ Peki, sence aşk geçici bir takıntı mı?

Hayır, aşk geçici bir takıntı değildir.

Aşk üç senede de, beş senede de, bir ömürde de geçmez.

Aşk diye neyi adlandırdığımıza bağlı aslında bu.

Bence aşk emektir.

Birlikte büyümektir.

Vazgeçmemektir.◊ İlişkide bir şeylerin yanlış gittiğini bilsen, Sibel karakteri gibi mücadele eder miydin?

O tek taraflı, platonik bir karasevda oluyor.

Sağlıklı bir şey değil.

İnsan huzurlu hissetmediği yerde aşkı bulamaz.  ‘TAKINTILAR KONUSUNDA ÖZGÜRLEŞTİM’ ◊ Kanal D’de yayımlanan ‘Güller ve Günahlar’da canlandırdığın Berrak karakteri kocasından habersiz doğurduğu kızını başka bir aileye vermiş.

Böyle bir karakteri canlandırmak zor muydu?

Evet zordu, empati kurmakta zorlandığım bir karakter ama bana çok şey kattı.

Çok büyük bir farkındalık geliştirmeme sebep oldu.◊ Berrak’ı ‘toksik ve yaralı’ olarak tanımlamışsın.

Sana ne kadar benziyor?

Benzemiyor ama eğri oturalım, doğru konuşalım.

Herkes ister istemez içinde birazcık o toksikliği barındırıyor. ‘Ne kadar iyi biriyim’ diye kendinizi etiketlemeye çalışsanız da herkes fark etmeden manipülasyon yapıyor.

Berrak’ı anlamaya çalışırken kendi yaptığım o masum manipülasyonları birazcık daha görür oldum.◊ Berrak karakterinin mükemmel anne takıntısı var.

Senin hayatta takıntıların neler?

Fark etmeden önce takıntı olarak gördüğüm ama fark ettikten sonra esnemeye çalıştığım bazı eksikliklerim var.

Mükemmeliyetçi olarak adlandırabileceğimiz yanlarım vardı.

Flüt çalarken bir eseri mükemmel yapmaya çalışmak gibi...

Kendimle yüzleşme fırsatı buldukça bu takıntılar konusunda özgürleştim.◊ Berrak iki ergen kızına kilo ve başarı konusunda baskı uyguluyor.

Senin baskıcı bir yanın var mı?Fark ettiğim zaman yapmamaya çalışıyorum.

Bazen insan sevdiklerine iyiliğini düşündüğünü sanarak bir şeyler yapıyor ama dışarıdan baktığında aslında onun iradesine müdahale ediyorsun, bunun olmamasına çabalıyorum.◊ Sokakta tepki alıyor musun?

Karaktere kızıyorlar tabii, ben de çok kızıyorum.

Ama genelde “Siz ne kadar tatlısınız, nasıl bu kadar kötü bir karakteri oynayabildiniz ve tebrikler” diyorlar.

İlgili Sitenin Haberleri