Haber Detayı

‘Daha hikâyesini okurken bestesini kafamda yazdım’
Kelebek hurriyet.com.tr
28/03/2026 07:00 (1 hafta önce)

‘Daha hikâyesini okurken bestesini kafamda yazdım’

Anadolu’nun kadim coğrafyasında, Lidya’nın zenginliği ve siyasi gerilimleri arasında geçen bir aşk hikâyesini sahneye taşıyan ‘Edusa’ operası bu akşam perdelerini açacak. Güldiyar Tanrıdağlı’nın bestesiyle hayat bulan eser, kalabalık sahne ekibiyle ilk kez izleyiciyle buluşacak. Tanrıdağlı bu eserle Türkiye’de operası sahnelenen ilk kadın besteci olacak.

Bir toplumun gerçek gücünün kuşaktan kuşağa aktarılan kültüründe saklı olduğuna vurgu yapan ‘Edusa’ operası, Lidya Krallığı’nın zenginliği ve siyasi gerilimleri arasında filizlenen bir aşk hikâyesini anlatıyor.

Persler ve Lidya arasındaki çatışmanın ortasında geçen eser yalnızca bir dönemi değil, bu toprakların hafızasını da görünür kılıyor.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, ‘Edusa’nın prömiyerini bu akşam saat 20.00’de AKM Türk Telekom Opera Salonu’nda gerçekleştirecek.

Librettosu İskender Pala’ya, bestesi Güldiyar Tanrıdağlı’ya ait eseri Caner Akın sahneye koyuyor, şef İbrahim Yazıcı yönetiyor.

Bu eserle, Türkiye’de operası sahnelenen ilk kadın besteci unvanını alan Tanrıdağlı’yla bestecilik sürecini konuştuk.- ‘Edusa’ operasının hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz?Librettosu Prof.

Dr.

İskender Pala’ya ait olan ‘Edusa’ Pers ve Lidya Krallığı arasında geçen bir savaşın ortasında şekillenen bir Anadolu hikâyesi ve aynı zamanda bir aşk anlatısı.

Ama beni asıl etkileyen, kültürün önemine dair verdiği güçlü mesaj. 2026’da bile güncelliğini koruyan bu bağ, projeyi benim için özel kılıyor.- Bu eserle nasıl buluştunuz?İstanbul Devlet Opera Balesi Müdürü Caner Akgün ve başrejisörümüz Caner Akın beni arayıp bu projeden bahsetti.

Hemen hikâyeyi okumak istedim.

Metin beni çok duygulandırdı; bir uvertür, bir arya ve bir aşk düeti yazdım.

Yaklaşık bir hafta içinde onlara dinlettim.

Çok beğendiler.

İskender Hoca’nın o ilk dinlediği günkü heyecanını unutmuyorum.- Besteleme sürecinde metinle müzik arasındaki ilişkiyi nasıl kuruyorsunuz?Bu besteciliğin en sevdiğim kısmı.

Çünkü yaptığım iş hikâyeye, yani görsele ya da bir senaryoya müzik yazmak.

Eseri okur okumaz o sahne atmosferini hayal ediyorum.

Öncelikle hangi dönemde geçtiği orkestrasyonda etkili oluyor ama kısacası atmosfer peşindeyim hep.

İskender Hoca’nın kalemi kimin duygusunda olduğumuzu çok güzel tarif ediyor.

O sahneler daha okurken kafamda canlandığı için ben de müzikte bunu yaratmaya çalışıyorum. ‘Sanırım sözün gücü bu’- Aşk aryası yazmak nasıl bir süreç?

Tüm senaryo, söze dair her şey İskender Hoca’nın.

Ben okuduğum metnin her kelimesini ve her harfini müziklendiriyorum.

Birbirini birkaç aydır görmeyen iki genç sevgilinin sözleri çok nahif.

Bu beni çok duygulandırdı.

Daha hikâyesini okurken bestesini kafamda yazdım.

Yani sanırım sözün gücü bu.- İlk kez bir kadın bestecinin operası sahneleniyor.

Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?Cumhuriyet tarihinden bu yana çok başarılı kadın müzisyenler ve besteciler var.

Ancak opera bestelemek farklı bir yerde duruyor.

Piyanistim, piyano için bestelerimi sahnede kendim çalabilirim.

Ama opera öyle değil.

Dansçılar, solistler, 60-70 kişilik koro ve orkestrayla kalabalık bir prodüksiyon.

Devlet desteği olmadan sahnelenmesi mümkün değil.

Resmiyet burada ortaya çıkıyor.

Yani bestesi, operası sahnelenen ilk kadın besteciyim ben.

Elbette yapanlar olmuştur ama sahnelenmediği sürece resmiyet kazanmıyor.

Kendimi hem şanslı hem de gururlu hissediyorum.- Siz bu alanda eserler üretirken bir kadın olarak ne tür zorluklarla karşılaştınız?Ben emeğimin hakkını er ya da geç aldım diyebilirim.

Bu konuda çok ezildim diyemem ama her şey biraz daha geç oluyor.

Çünkü insanların size güvenmesi vakit alıyor, özellikle dizi piyasasında.

Kadın besteci de yok.

Bir yandan yüzde 100 de karşımdakini suçlamıyorum.

Onu da şöyle düşünüyorum; kadınlar evlenip, çocuk yapıp aile kurduklarında buna vakit kalmaz.

Ben o tarafı feda ettim.

Kariyerim dedim.

O yoldan gidiyorum, çok çalışıyorum.

Bence bu yüzden kadınların fazla fırsatı olmuyor.- Dizi sektörüyle ilgili de çalışmalarınız var, değil mi?‘Yalı Çapkını’ en bilineni.

Aslında orada da aynı şeyi yapıyorum. 15 yıldır bu sektördeyim, en alışkın olduğum şey metin okuyup o sahneye müzik yazmak.

Temelinde opera da böyle.

Eski zamanların film müziği gibi düşünebilirsiniz.

Bugün de aynı kaslarımı çalıştırıyorum; ama bugünün gözüyle ve şartlarıyla.

Caner Akın güçlü bir iş çıkardı.

Eski bir Anadolu hikâyesini bugünün seyircisine sunuyoruz, bu da benim için çok önemli. ‘Gülcemal’ dizisinin müzikleriyle Amerikan Besteciler, Yazarlar ve Yayıncılar Derneği’nin (ASCAP) profesyonel müzisyenlerin oylarıyla belirlediği Bestecilerin Seçimi: Yılın Film Müziği ödülünü aldım.

Los Angeles’a davet edildim ama yoğunluktan gidemedim.

Dizi yurtdışında daha çok ses getirdi.- Müziğe ilginiz nasıl başladı?

Ben Kumul’da doğdum; Uygur Özerk Bölgesi’nde. 5 yaşında İstanbul’a geldim.

Annem ve babam müzikle ilgileniyordu, anneannem ve dedemde de sanatçılık vardı.

Dedem ressamdı ve birçok enstrüman çalıyordu.

Küçük yaşlardan itibaren piyano çalmak istediğimi biliyordum.- Piyano ve bestecilik dışında başka sanat dallarına da ilginiz var mı?Dans var.

Annemin bale okulu vardı, ben de orada büyüdüm.

Aslında ilk göz ağrım dans.

Konservatuvarda piyano okudum, bale bölümünü de kazanmıştım ama tek bölüm hakkımda piyanoyu tercih ettim.

Dans hayatımda hep vardı.

Zaten dansı siz bırakmazsınız, dans sizi bırakır.

Beni hiç bırakmadı. ‘Edusa’da da bale var.

İlgili Sitenin Haberleri