Haber Detayı
AB ile demir çelik ticareti yeni ve ‘kalıcı’ döneme giriyor
Türkiye demir çelik endüstrisi geçen yıl her ne kadar maliyet ve regülasyon baskısı altında kalsa da gösterdiği performans ile üretimde bir basamak yukarı çıktı. Üretimde Almanya’yı tekrar geçerek Avrupa’da en büyük, dünyada ise yedinci sıraya yükselen Türkiye’nin önünde savaş sonrası talebin hızlı artacağı komşu pazarlar önemli fırsat yaratıyor. Avrupa Birliği ile ticaretin kuralları 2026 ikinci yarı ile birlikte hızlı bir değişim yaşayacak.
Kalkınmanın sembol sektörlerinin başında gelen demir çelik, ekonomik bağımsızlığın da temel şartlarından biri olarak görülüyor.
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kabul edilen gerçeklik bu.
Nitekim tespitimiz, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Mustafa Kemal Atatürk’ün ve kurucu yönetimlerin de gündemindeydi.
Ülkemizin ilk ağır sanayi fabrikası olarak kabul edilen Kardemir, 1939’da faaliyete geçişinin ardından ‘fabrika kuran fabrika’ misyonuyla çok önemli görevler üstlenecekti.
Yıllar sonra İsdemir ve Erdemir devreye alındı. 70’lerden bu yana özel sektörün yatırım hamleleri artarak devam etti.
Kapasiteler 90’lardan itibaren hızla büyüdüğü gibi yüksek teknoloji ve global ortaklıklarla kurulan fabrikalar sektörü, dünya liginde öne çıkardı.
Çin’in hemen hemen yarısını sırtladığı dünya çelik üretiminde en hızlı büyüyen üreticiler arasında Türkiye ilk sıralarda bulunuyor.
Sektörün dinamiklerine yön veren yeşil üretim metodlarını iyi uygulayan tesis sayısı hızla artıyor, dünya sıralamasında üst basamaklara yükselen şirketlerinin varlığı, küresel ‘denge oyunları’nda Türkiye’nin önemini daha da vurguluyor.
Dünya üretiminin yarısını Çin gerçekleştiriyor Denge demişken, yukarıda belirttik, 1,8 milyar mt büyüklüğe ulaşan dünya çelik üretiminin yarısını tek başına Çin karşılıyor.
Bu alanın tartışmasız açık ara en büyük endüstrisine sahip ülkesi, üretirken de, tüketirken de, ihraç ederken de dünyadaki dengeleri değiştirebiliyor.
İç pazardaki talep daralması, zaten düşük olan fiyatlarını daha da aşağı çekerek dış pazarlara asılması, güçlü ihracatçılar arasında yer alan Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor.
Sözü gelmişken, Çin’in son dönem performansına değinelim.
Geçen yılı 45 milyon mt (Türkiye’nin üretimi 40 milyon mt civarında) düşüşle 960 milyon mt seviyesinde bir rakam ile tamamladı.
Bu yıla da üretim düşüşü ile başlayan Çin, Ocak ayını da yüzde 14 düşüşle tamamladı.
Dünya Çelik Birliği verilerine göre geçen ay küresel ham çelik üretimi, yüzde 2,2 oranında azaldı.
Çin’in ham çelik üretimindeki azalma geçen ay da devam etti, dünya ortalamasından daha fazla yüzde 3,6 oranına ulaştı.
Türkiye ve Hindistan öne çıkıyor Dünyada otorite uzmanların görüşlerine göre Çin’in çelik sahasındaki hegemonyasını kırabilme noktasında iki ülke adı öne çıkıyor.
Sektörlerinin büyüme hızlarına bakıldığında Hindistan ile Türkiye, dünya ticaretinin denge sağlayıcı ülkeleri olarak ilk iki sırada yer alıyor.
Hindistan’ın 2030'da üretim kapasitesinin 200 milyon mt’dan 300 milyon mt’a çıkması öngörülüyor.
Türkiye ise geçen yıl her ne kadar regülasyonlara ve maliyet baskısına maruz kaldıysa da üretim sıralamasında bir üst basamağa çıkmayı başardı.
Türkiye 2025 performansı ile Avrupa’nın en büyük, dünyanın da 7’nci büyük üreticisi konumuna geldi.
Türkiye'de son yıllarda ham çelik üretimi inişli çıkışlı, bazen rekorların yaşandığı, zorlu dönemlerin de olduğu dönemleri iç içe yaşıyor. 2022'de Türk demir-çelik sektörü, 35,4 milyar dolarlık ihracatla Türkiye’de toplam ihracatın yüzde 15,6'sını karşılayarak rekor bir performans sergilemişti.
Türkiye, çelik sektöründe son altı yıldır sürdürdüğü net ihracatçı konumunu 2023 yılında 6 milyon ton net ithalat yaparak kaybetmişti.
Türkiye’nin net ithalatçı konumu geçen yıl da devam etti. 2025’te ise üretim yüzde 3,3 oranında artarak 38,1 mt düzeyine çıktı.
Geride bıraktığımız yılda Türkiye’nin çelik ticaretinde 15,1 milyon mt ihracat gerçekleşirken, 18,9 milyon mt ithalat gerçekleşti.
İhracat geliri 10,2 milyar dolar olurken, ithalat 13,1 milyar dolar oldu.
İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 77,6 şeklinde gerçekleşti.
Rusya’dan 4,5 milyon mt, Çin’den ise ise 4,2 milyon mt çelik ithal edildi.
Şubat ayında metal sektöründeki üretici endeksi 44,3 ile 2025 Nisan ayından bu yana en düşük seviyeye indi, üretim 7,8 puan, yeni sipariş de 2,9 puan geriledi.
İhracat siparişlerinde de gerileme yaşandı.
EKONOMİ gazetesinin Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in konuk olduğu 28 Şubat tarihli Ekonominin Ufuk Turu-2026 toplantısında konuşan Akdeniz Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı, Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, yaptığı sunumda sektörün önemine, Türkiye’nin bu alanda geldiği seviyeye ve son yıllarda artan ithalat baskısına ilişkin saptamalarda bulundu.
Tosyalı: İthalat baskısı var “Çelik sektörü olmayan bir ulusun bağımsızlığından söz edilemez.
Bugün ticaret savaşlarının da ana aktörü çeliktir” diyen Fuat Tosyalı, sektörün uzun süredir yoğun dış baskı altında bulunduğunu vurguladı.
Rusya ve Ukrayna’nın devlet teşvikli, dampingli ürünleriyle mücadele ettiklerini belirten Tosyalı, son 4-5 yılda tablonun değiştiğini, bu kez Çin kaynaklı büyük bir üretim baskısıyla karşı karşıya kalındığını söyledi ve süreci “istila” olarak tanımladı.
Avrupa Birliği’nin de önlemler aldığını belirten Tosyalı, Gümrük Birliği ve serbest ticaret anlaşmasına rağmen kota uygulamasına başladığını, geçen yıl farklı isimler altında çelik girişini engellemeye çalıştığını, ardından kotaları daha da aşağı çektiğini ifade etti.
Çin’de oluşan devasa kapasitenin küresel talepteki daralmayla sert rekabet yarattığını belirten Tosyalı, son 15-20 yılda altyapı yatırımlarıyla talebin arttığını, buna paralel kapasite oluştuğunu ancak artık bu kapasiteyi tüketecek ortam kalmadığını söyledi. “Yıkıcı rekabet artık yok edici rekabete dönüştü” diyen Tosyalı, Türk çelik endüstrisinin büyük baskı altında olduğunu dile getirdi.
Bundan sonraki gelişmelere bakacak olursak, öncelikle Türkiye’nin kuzeyinde devam eden Rusya-Ukrayna savaşı, yanı sıra ABD ve İsrail’in İran ile yürüttüğü savaş hali, ortaya çıkardığı olumsuz şartların etkisini tüm sektörlerde olduğu gibi demir çelik alanında da gösterecek.
Başta hurda ürün olmak üzere, maliyetlerin artması, ticareti doğrudan etkileyecek.
Şirketler, AB’ndeki talep daralmasına dikkat etmeli, Orta Doğu ile Körfez ülkelerinde ortaya çıkacak yeni talebin üzerinde hassasiyetle durmalı ve yönetmeli.
Ani talep düşüşü, nakit akışı, stok düzenlemesi, navlun tarifeleri iyi ve yerinde yönetilmeli.
En yeni gündem 2018’den bu yana yürürlükte olan mevcut AB çelik koruma önlemleri, Dünya Ticaret Örgütü kuralları kapsamında belirlenen azami 8 yıllık süresini bu yıl dolduruyor.
Avrupa Komisyonu, yeni bir sistem üzerinde çalışıyor.
Yeni düzenlemelerle yıllık toplam kotanın yaklaşık 18,3 milyon mt olması öngörülüyor.
Bu durum piyasanın daha da daralması ve sıkışıklığın artması anlamına gelecek.
Çünkü mevcut durumda, yürürlükteki kotanın karşılığı 34 milyon mt.
Bu da gösteriyor ki önümüzdeki Temmuz başından itibaren kota tonajında yarıya yakın düşüş ortaya çıkacak.
Kota aşımı durumunda uygulanacak vergi oranı, yüzde 25’ten, 50’ye çıkarılması gündemdeki konular arasında yer alıyor.
Bu durum gösteriyor ki AB pazarı bir hayli daralacak ve ticaret zorlaşacak.
Yanı sıra yeni sistem, belirli bir süre sonra sona ermeyecek, kalıcı olacak.
Yeni sistemin, 1 Temmuz 2026’dan itibaren yürürlüğe girmesi planlanıyor.
Yeni sistem, Avrupa Ekonomik Alanı ülkeleri hariç tüm ülkelere uygulanacak.
Serbest ticaret anlaşması bulunan ülkelerin de kapsam dahilinde olacağı ve gelişmekte olan ülkelere tanınan muafiyetlerin kaldırılacağı tahmin ediliyor.
AB’nin Hindistan başta olmak üzere yürüttüğü STA anlaşma süreçleri, yeni dönemde çok daha fazla önem arz edecek.