Haber Detayı
27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde 7 Kocalı Hürmüz Müzikali'ni Sütuna Yatıralım…
Uzun yıllar bir sanat merkezinde ders vermek zevkli ve heyecan verici olmasının dışında aradan geçen yıllara rağmen vefalı öğrencilerle dostluğun devamı adına da çok özel bir duygu…
Şimdilerde ünlü ve aranan bir oyuncu olan MSM’den öğrencim Bilal Çatalçekiç onlardan biri.
Geçenlerde; “Neşe Hocam 7 Kocalı Hürmüz Müzikali’ne sizi davet etmek istiyorum, ne zaman uygun olursunuz?” diye sorunca yıllarca sahnede ders anlattığım öğrencimi, bu kez sahnede izlemek için zaman ayrılmaz mı?Günü gelip oyuna gittiğimde MSM’de okuttuğum ya da okutamadığım öğrencilerimi sahnede görüp alkışlamak, çok farklı, çok özel, çok özgün bir duygu ve çok gurur verici bir tablo yaratırken, eski öğrencilerimden Duygu Karaca ile yan yana oturunca eski günler yad edilmez mi?Dopdolu salonda oyunu heyecanla bekleyen kalabalıkla birlikte mizah dünyamızın önemli isimlerinden Sadık Şendil’in yazdığı, Ailla Özdemiroğlu’nun müziklerini bestelediği, Müjdat Gezen’in yönettiği, dekor ve tasarımını Barış Dinçel’in üstlendiği, Anadolu Ateşi’nin renkli danslarıyla ortamı coşturduğu, “müzik- dans ve tiyatronun” ahenkli bileşimini izlerken bir kez daha kadınların kıvrak zekasına şapka çıkarılmaz mı?Tam da o sırada aklıma bir kez daha Victor Hugo’nun, “Bir okul açan bir hapishane kapatır” sözüne karşılık Muhsin Ertuğrul’un, “Bir tiyatro açan yüz zindan kapatır.
Yarın kıyamet kopacağını bilsem, öleceğimi bilsem bugün bir tiyatro daha açarım!” sözü ve büyük Atatürk’ün, “Sanatkar el öpmez, sanatkarın eli öpülür!” şeklindeki ifadesi gelmez mi?Derslerdeki başarılarını sahneye taşıyan, sahne performansı, beden dili, ses tonu, oyun gücüyle salonu etkileyen ekibin bu ünlü ve iddialı oyundaki başarılarının bana hissettirdiklerine gelince!
Söze nasıl ve nereden başlayacağımı bilemiyorum doğrusu!Bildiğim o ki; güçlü kadrosu, dinamik koreografisi, ilginç konusuyla dikkat çeken bu oyunu izlerken, hele de öğrencilerimin başarılarına tanıklık ederken nasıl gururlandığımı, nasıl dalıp dalıp gittiğimi, bundan böyle yeni oyunlarını nasıl da merakla beklediğimi bir ben bilirim bir de ben…1963 yılından beri film ve müzikal olarak izlenen bir oyunu yine ve yeniden sahneye taşımak…Bir oyunu sahnelemek, hele de yıllara ve yollara meydan okuyan, bugüne dek pek çok kez sahnelenen bir baş yapıtı perdeye taşımak kolay mı?
Kolay olur mu?
Tema, metin, beste, şarkılar, oyuncular, enstrümanlar, aylar süren emek, çaba, nerede sahneleneceği, hangi koşullarda sunulacağı, nasıl tanıtım yapılacağı kolay olur mu?Oyunu bir yolculuk olarak görürsek, tamamı keyifli idi.
Tabi ki her oyun, ya da gösteri büyük bir emek ve ekip ister.
Bu çerçevede; Konusuyla, rejisiyle, özgün müzikleriyle, adının hakkını veren gösterileriyle Anadolu Ateşi’ne!
Yetenek, sahne hakimiyeti gibi olmazsa olmazlarla seyirciyi elinden tutup 3 saate yakın bırakmayan, adeta koca salonu bir seyahate çıkaran kadroya!
Kadın zekasının altını çizen ve oyuna emek veren tüm oyunculara!
Katkı sunan teknik ekibe!
Ağız ve gönül dolusu tebrikler…Tutuculuğun girmeyeceği tek yer sanattır.7 Kocalı Hürmüz’ü izlerken bir kez daha taassubun girmeyeceği tek yerin genelde sanat, özelde tiyatro olduğunu düşündüm.
Ana kadronun, teknik kadronun, müzik, ışık, makyaj, dekor, reji, kostüm ekibinin ciddi bir özen ve çaba gösterdiğini gördüm.
İlmek ilmek dokunan bu oyunda beni en çok neyin etkilediğine gelince...
Sahnedeki oyuncular akışı iyi yakalamışken, birinin bıraktığı yerden diğeri alırken, bu oyunun dünden bugüne, bugünden yarına her daim aynı heyecanla sahneleneceğine ve aynı coşku ve ilgiyle izleneceğine bir kez daha inandım…Unutmayalım!
Sorgulatan, tat ve iz bırakan oyunlar vardır, her rolü başrol yapan sanatçılar vardır.
Hayatı yaşanır ve çekilir kılan replikler vardır.
Yaşamımızın bir parçası olan acı gerçekleri birikim ve düşünceyle harmanlayıp önümüze koyan kıymetli ve kayda değer yapıtlar vardır…Unutmayalım!
Sadece güldürmeyen, düşündüren, sorunu, derdi, tasayı, acıyı aracısız hissettiren, salonla seyirciyi buluşturan, baş döndürücü bir uyumla, inanılmaz bir iç ve dış sesle müthiş bir oyunculuk dersi vererek izlenesi bir oyun sergileyen oyuncular vardır.
Bitmeyen alkışlarla uğurlanan, bıraktıkları izle hiç vazgeçemediğimiz genç ve umut veren, çelişkilerle farklılıkları, gerçeklerle düşü, başlangıçla bitişleri buluşturan ve oya gibi işleyen oyunlar ve o oyuna ruh verenler vardır…Türk mizahının önemli isimlerinden Sadık Şendil’in unutulmaz eseri “7 Kocalı Hürmüz” bugüne dek pek çok kez sahnelendi.
Ayten Gökçer’den Türkan Şoray’a, Nurgül Yeşilçay’dan Birce Akalay’a pek çok sanatçının canlandırdığı müzikalde Hürmüz rolü bu kez Çağla Şıkel’e verilmiş.
Havva rolüyle Suzan Kardeş, Safinaz rolüyle Şeyla Halis, doktorun annesi rolünde Defne Yalnız, doktor rolüyle Sarp Bozkurt, bekçi rolüyle Diren Polatoğulları, Karadenizli rolüyle Fatih Dokgöz, berber rolüyle Orçun kaptan, kabadayı rolüyle Ramin Nezir, Kadı rolüyle Cengiz Gezgin, anlatıcı rolünde Barış Taşkın, Hallaç rolüyle Bilal Çatalçekiç sahnede harikaydılar Müzikalin dekor tasarımının altındaki imza Barış Dinçel’e ait.
Savaş Dinçel hocamız bir kez daha oğluyla gurur duymuştur eminim…Elbette öğrenci kontenjanından şu notu da düşmem gerekir…Bilal Çatalçekiç: MSM’den öğrencim.
Emret Komutanım, Acayip Hikayeler, Zoraki Başkan, Doktorlar, Fırtına, Evli ve Çocuklu, Ev Hapsi, Maskeli Beşler, Oflu Hoca, Buyur Burdan Bak, Seni Bulacağım Oğlum, Hababam Sınıfı Askerde gibi film ve dizilerde oynamış.
Gerçek Sanat Atölyesi’nin kuruculuğu dışında, sunuculuk ve müzisyenliği bir arada başarıyla sürdürüyor…Barış Taşkın: MSM’den öğrencim.
İkizler Memo-Can, Çatı Katı Aşk, Hercai, Acayip Tipler gibi dizi ve filmlerde rol almış, halen başarılı bir şekilde bir yandan oyunculuğunu, diğer yandan Büyükçekmece Belediyesi’nde Sanat Danışmanlığını sürdürüyor…Barış’la, Bilal’i ne zaman izlesem hemen aklıma derslerdeki esprileri, ilginç soruları, güncele ve gündeme dair göndermeleri gelir.
Barış’ın soyadının aksine sakin tavırları, Bilal’in bazen çatalın, bazen çekicin hakkını veren duruşu gelir!Nefessiz izlediğim bu görsel şölende, “Seni en çok neresi etkiledi?” diye sorarsanız, yanıtım şu olur.
Müthiş bir görsellik, unutulmaz bir uyum ve sadelik, kulağa ve göze hitap eden sahneler, tıkır tıkır işleyen koreografisiyle, konuyu içselleştiren ve başarıyla sergileyen oyuncularıyla, göz ve kulak dolduran bir ekiple, oyunun tüm yükünü üstlenen ve omuzlarında başarıyla taşıyan bir ekip.
Oyunun sonunda sahne alan Müjdet Gezen’in salonu ayağa kaldıran Atatürk’le ilgili sözleri ve “Gırgıriye’yi yeniden sahneleyeceğiz” müjdesi…Özetle demem o ki; sadece Bostancı Gösteri Merkezi’nin değil, Kadıköy’ün inlediği, dinlediği, alkışların bir türlü dinmediği bu müzikalin sonrası mı?Sonrası sahnede!
Salondan çıksanız bile oyun sizinle geliyor.
Gidin, görün, izleyin, bu satırların yazarına hak vereceksiniz…