Haber Detayı
“Artık rakibimiz sadece Çin değil, Avrupa da var”
Büyük perakende markalarının alımlarını başta İtalya olmak üzere yurtdışına kaydırmaya başladığını söyleyen İSO Triko Meslek Komitesi Başkan Yardımcısı Turgay Akşahin, küresel markaların tedarik rotalarını değiştirdiği bir dönemde, Türk hazır giyim sektörünün hızlı termin avantajını kaybetmemesi gerektiğini vurguladı.
Nurdoğan A.
ERGÜNKatma değer ve kalite anlamında dünya sıralamasını zorlayan Türkiye triko sektörünün fiyat rekabetinde sınıfta kaldığını söyleyen İstanbul Sanayi Odası (İSO) Triko Meslek Komitesi Başkan Yardımcısı Turgay Akşahin, büyük perakende markalarının birer birer Türkiye’den çekilmeye başladığını belirtti. “Türkiye’de üretim yaptıran bazı markalar yüzde 100 İtalya’ya kaydı.
Bazıları da Çin, Bangladeş ve Kuzey Afrika’yı tercih etti” diyen Akşahin, “Bizim özelliğimiz kalmadı, fiyatlarımız Avrupa’nın önüne geçti” diye devam etti.Özellikle bu dönemde Türkiye’nin “hızlı termin” avantajını geri kazanmak için harekete geçme çağrısı yapan Akşahin, sanayicinin sektöre özel kur düzenlemesi talep ettiğini belirtti.
Türkiye için sadece Uzak Doğu değil, Mısır, Cezayir ve Tunus gibi ülkelerin düşük işçilik maliyetleriyle ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurgulayan Akşahin, “Portekiz özellikle çorap ve triko sanayinde Türk üreticisinin belini büken bir rakip haline geldi.
Çin artık sadece ‘ucuz’ değil, aynı zamanda çok ‘kaliteli’ ve planlı bir üretim modeline geçti” uyarısını yaptı.“1 milyon adetten 200 bine düşen fabrika var”Azalan ihracatla birlikte üretim kapasitelerindeki dramatik düşüşe dikkat çeken ve kendisi de bir üretici olan Akşahin, hazır giyim ve tekstil piyasasının halini şu sözlerle özetledi: “Bir fabrikada 1 milyon adetleri gördüğümüz zamanlar oldu.
Şimdi 200- 300 binlere düştük.
Bir tesiste ‘200 bin adedi yakalayabilir miyiz?’ diye bakıyoruz.
Mağaza kiraları almış başını gitmiş. 1 milyon lira kira istenen yerler var.
Halkın alım gücü düşmüş, kredi kartları dolu.
Sanayici üretim yapamaz hale geldi.” Sektörde çoğu firmanın ya konkordato ilan ettiğini ya da üretimden çekildiğini anlatan Akşahin, “Örneğin iki yıl önce Bitlis’te 250 makine alarak modern bir üretim tesisi kuran bir firmanın makineleri, bugün boşta yatıyor.
Bazıları da makinelerini satma yolunu arıyor” diye konuştu.“Euro 80 TL olmalı ki nefes alabilelim”Türkiye’de son üç yıldır uygulanan kur politikasının ihracata zarar verdiğini söyleyen Akşahin, döviz kurunun enflasyonun altında kalmasının ihracatçıyı bitirdiğini söyledi.
Akşahin, “Şu an dolar 43, euro 52 lira civarında.
İhracatçının nefes alması için euronun en az 80 lira olması lazım.
Bize ‘özel kur’ uygulayın taleplerimizi bakanlıklara ilettik ama yol alamadık.
Yüzde 3 kur desteği veriliyor ama neredeyse sabit bir kur politikasının yanında bu destek de havada kalıyor.
Maliyetler her yıl yüzde 20-30 artarken kurun sabit kalması ihracatı durdurdu” diye konuştu.“Kazandığını betona yatırmayan kaybetti”Tekstil ve hazır giyim sektörüne dönük özeleştiri de yapan Akşahin, 2005 yılında Çin’in piyasaya girişiyle yapılan uyarıları hatırlatarak, “O dönemde sektörden biri çıkıp ‘sakın kazandığınızı bu işe yatırmayın, makineleşmeyin, Türkiye’de bu iş inişe geçecek’ demişti.
O dönemde bir kısmı bu uyarıyı dinledi ve kazandığını inşaata, betona yatırdı.
Asıl işine odaklananlar ise sermaye bulamadığı için bugün kaybeden oldu” diyerek serzenişte bulundu.“Markalaşma yerine kafamızı fasona soktuk”Türkiye’deki markalaşma sorununa da değinen Akşahin, üreticilerin fason üretim kıskacından kurtulamadığını belirtti.
Akşahin, “Markalaşmak için ayrı bir fon ayırmak gerekir.
Bizim üreticiler kafasını hep fasona soktu, ‘aldık, ürettik, verdik’ mantığıyla gitti.
Sektörde üretimi bilip markalaşan çok az örnek var.
Kimileri de kurumsallaşamadığı için marka kimliğini sürdüremedi” tespitini paylaştı.“Gidici miyiz kalıcı mı 2026 belirleyici yıl olacak” Ekonomik maliyetler ve istihdam kaybı bu hızla devam ederse 2026 yılının bir kırılma noktası olacağını ifade eden Turgay Akşahin, şunları söyledi: “Yarın bir gün talep geri gelse bile, üretim altyapısı ve insan kaynağı dağıldığı için bu siparişlere cevap verecek bir sektör kalmayabilir.
Teşvikler ‘yamalı bohça’ gibi karmaşık ve bürokratik engellerle dolu.
Gerçek anlamda sürdürülebilir bir destek gerekiyor. ısır’a gidenler geri geliyor diyorlar ama hangi altyapıya gelecekler?
Kadro dağıldı bir kere.
Çin bugün bizim üzerimizdeki montun kralını yapıyor ve çok planlılar.
Eğer bu kan kaybı böyle devam ederse, 2026 yılında hazır giyim diye bir şey kalmayabilir.
Üretimden çıkıp bir marka bulmak ya da bu işi bırakmak artık tek seçenek gibi duruyor.”“Patronlar üretim müdürü oluyor”Bir yanda maliyet baskısıyla boğuşan hazır giyim sektöründe, nitelikli personel kaybı da devam ediyor.
Tasarımcıdan modeliste kadar yetişmiş kadroların sektörü terk ettiğini dile getiren Turgay Akşahin, “Kendi fabrikama baktığımda yaklaşık 2.5 yıldır üretim müdürlüğünü ben yapıyorum.
Nitelikli adam bulamıyoruz.
Gelenler kaliteyi ve zamanlamayı bozuyor. 3 bin metrekarelik fabrikada makine dairesinden konfeksiyona kadar her noktada bizzat nöbet tutuyorum.
Masada oturma dönemi bitti” dedi.
Fabrikalarda yönetici kadroların dağıldığını ve artık üretimin her aşamasında patronların devreye girdiğini söyleyen Akşahin, “Patronlar üretim müdürü oldu.
Çünkü üretimde çıkacak bir hatanın getireceği iadenin bedelini biz ödüyoruz” değerlendirmesini yaptı.“Kolektif çalışma kültürünü öğrenmeliyiz”Kolektif bir yapı oluşturarak farklı alanlardan üreticilerin ortak bir ihracat platformu kurabileceğini belirten Turgay Akşahin, “Triko, gömlek, ayakkabı, denim gibi farklı alanlardan 5-10 üretici kolektif bir şirket kurabilir mi diye hep düşünürüm.
Hem herkes kendi alanında üretime devam eder hem de risklere karşı güç birliği olur.
Karda da zararda da bir paylaşım olur.
Zaman içerisinde ortak sayısı artar, anonim şirkete dönüşür.
Hatta borsaya bile açılır ama önce kolektif çalışma kültürünü öğrenmemiz lazım” dedi.