Haber Detayı

Türkiye’nin Tohumunu Kim Çaldı? 3,8 Milyon Dekarlık Çiftlikler Nasıl Yok Edildi
Mete yolaş gercekgundem.com
23/03/2026 06:00 (1 saat önce)

Türkiye’nin Tohumunu Kim Çaldı? 3,8 Milyon Dekarlık Çiftlikler Nasıl Yok Edildi

Bir sabah uyandığınızda çiftlikleri kapatmadılar. Kimse böyle bir karar almadı. Bunun yerine onlarca yıl boyunca çiftliklerin içini yavaş yavaş boşalttılar.

Kamusal tohum üretimini zayıflattılar.

Kurumsal hafızayı parçaladılar.

Kalkınma için kurulan altyapıyı şirketlerin kar hesabına teslim ettiler.

Bugün o süreci anlatmak istiyorum.

Çünkü bugün sofranıza gelen tohumun kimin elinde olduğunu bilmek, hepimizin hakkı.Atatürk’ün Çiftlikleri: 3,8 Milyon Dekar Nasıl Kuruldu?Türkiye'de devlet çiftliklerinin kökü Osmanlı dönemine, Padişah Çiftlikleri'ne ve at yetiştirme tesislerine dayanıyor.

Bu yapılar en geniş dönemlerinde 3-4 milyon dekarlık bir alan kaplıyordu. 1924'ten itibaren Atatürk'ün emriyle model çiftlikler kuruldu.

Dikkat çekici bir tercih yapıldı: bilinçli olarak verimsiz, marjinal araziler seçildi.

Amaç açıktı.

Halka bilimsel tarımın en kötü toprağı bile dönüştürebileceğini göstermek.Zirai Kombinalar Kurumu 12 Şubat 1937'de kuruldu.

Atatürk kendine ait 15.500 hektarlık yedi çiftliğini hazineye bağışladı.

Bu kurum hem ordunun beslenmesini hem de tarımın modernleşmesini sağlıyordu. 1950'ye gelindiğinde 1.897.621 dekar işlenen arazi ve 68 milyon liralık sermaye biriktirmişti. 7 Ocak 1938'de kurulan Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu’ysa Atatürk'ün bağışladığı çiftlikleri gösteri merkezi olarak yönetiyordu.7 Haziran 1949'da bu iki kurum, Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğü çatısı altında birleştirildi. 1 Mart 1950'de fiilen çalışmaya başladı.

Görevi gayet netti: sertifikalı tohum üretmek, damızlık hayvan yetiştirmek, fidan sağlamak ve modern tarımın nasıl yapılacağını uygulamalı olarak göstermek.

En güçlü döneminde 3.820.000 dekar arazi üzerinde 38 işletme çalışıyordu.Kamusal Tohum Üretiminin TasfiyesiBu çiftlikler sadece tarla değildi.

Tohum çoğaltma tarlalarının yanı başında sinema, okul ve sağlık merkezi vardı.

Bozkırın ortasında birer mini kent gibi işliyorlardı.

Çiftçinin çocuğu orada okula gidiyordu, ailesi orada sağlık hizmeti alıyordu.

Devlet, vatandaşın hem toprağına hem hayatına dokunuyordu.8 Haziran 1984'te Devlet Üretme Çiftlikleri, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü'ne (TİGEM) dönüştürüldü.

Bu basit bir isim değişikliği değildi.

Turgut Özal dönemine ait 24 Ocak 1980 Kararları'nın mantığı kurumun kendi başına karar alabilme gücünü, yönetim anlayışını ve var oluş amacını değiştirdi.Ne yaptılar?

Bakanlığa bağlı bir kamu müdürlüğünü alıp ticari kurallara göre işleyen özerk bir yapıya çevirdiler.

Yani kurum artık kamu yararı için değil, kar için çalışacaktı. 1994'te bir adım daha attılar: TİGEM'i kendi kendini finanse etmesi beklenen bir iktisadi devlet teşekkülü yaptılar.

Tohum üretimi, genetik kaynak koruma, kırsal istihdam gibi halkın ortak ihtiyaçları artık karlılık ölçütleriyle değerlendirilecekti.

Kar etmeyen hizmet, hizmet sayılmayacaktı.Dünya Bankası'nın hazırladığı Özelleştirme Ana Planı, TİGEM'i birinci öncelikli kurumlar arasında sıralıyordu. 1984'te Dünya Bankası'ndan alınan Yapısal Uyum Kredileri'nin bir ödeme koşulu vardı: tohum ithalatını serbest bırakın.

Yani uluslararası sermaye, Türkiye'nin kamusal tohum üretimini doğrudan hedef alıyordu.

Tohum fiyatları zaten 1982'de serbest bırakılmıştı.

Adım adım, çiftçinin ucuz ve güvenilir tohuma erişimi elinden alındı.TİGEM Arazileri Kime Gitti?TİGEM'in arazileri hiçbir zaman resmen devredilmedi.

Ama devretmeden de iş gördüler.

Uzun vadeli kiralama modeliyle 18 ila 20 çiftlik, 30 yıllık sürelerle özel şirketlere kiralandı.

Toplam 309.405 dekar alan.

Kiracılar arasında Ata-Sancak, Anadolu Etap ve Aksa Tarım gibi şirketler vardı.

Kiracıların arazileri tarımsal amaçla kullanması zorunluydu.

Ama kamusal tohum ve damızlık üretiminden özel ticari üretime geçiş, toprağın ruhunu kökten değiştirdi.Kurum kağıt üzerinde yaşıyor ama gerçekte ölü.

Devlet Üretme Çiftlikleri'nden TİGEM'e uzanan yol, aslında kamunun elindeki son kalkınma araçlarından birinin nasıl içinin boşaltıldığını gösteriyor.

Kurum biçimsel olarak hayatta kaldı.

Ama işlev olarak halkın değil, şirketlerin hizmetine girdi.Genetik kaynaklar kayboldu.

Islah programları çözüldü.

Kurumsal bellek dağıldı.

Bunların bedeli kim ödüyor?

Çiftçi ödüyor, ucuz, güvenilir ve yerli tohum bulamadığında.

Halk ödüyor, sofrasına ne geldiğini bilmediğinde.

Kırsalda kalan yaşlılar ödüyor, sağlık merkezi ve okul kapandığında.

Şehre göç eden gençler ödüyor, köyünde geçinecek yol kalmadığında.

Hep biz ödüyoruz.Tohum kimin elinde, sofra onun emrinde.

Bunu değiştirmek, hep birlikte gıda politikalarına sahip çıkmakla başlıyor.

İlgili Sitenin Haberleri