Haber Detayı

Ağabeyim İlber Ortaylı
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
17/03/2026 04:00 (3 saat önce)

Ağabeyim İlber Ortaylı

Benimle kısa süre sohbet eden herkes, Mülkiye (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi) mezunu olduğumu ve bununla gurur duyduğumu öğrenir.

Benimle kısa süre sohbet eden herkes, Mülkiye (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi) mezunu olduğumu ve bununla gurur duyduğumu öğrenir.

Fakat Mülkiye’deki hocalarımdan özellikle ikisi, benim için birer aile büyüğü oldu.

Her ikisinin de yakın çevresinde bulundum.

Bunlardan biri Türkkaya Ataöv, diğeriyse İlber Ortaylı’dır.

Bana ağabeylik, babalık etmiş bu iki büyüğümü hemen her yıl Babalar Günü’nde aramayı sürdürdüm.

İlber Hoca’mın geçen cuma bedenen aramızdan ayrılmasıyla ben, bir hocamı değil gerçek bir ağabeyimi, bir aile büyüğümü kaybettim.

O nedenle yazıya böyle bir başlık mazur görülsün.

USTA-ÇIRAK İLİŞKİSİ İlber Hoca’mla 30 yıl önce, bize derse gelmesine birkaç ay kala tanıştım.

Onu ziyaretlerimden birinde, yanından ayrıldığımda asistanına benim için, “Aferin çocuğa.

Hiç kıvırmadan, tavrını çok net ortaya koyuyor” demiş.

Benimle ilgili bu izlenimi, ayrıca benim güvenilir olduğum konusundaki kanaati ahbaplığımızın hızla artmasını sağladı.

Benim Berktay olduğumu öğrenmesiyse yakınlığımızı daha da perçinledi.

O dönemki asistanına, “Sen kalfasın, Deniz de senin çırağın” diyordu.

Hocanın etkinliklerini bana asistanı haber veriyordu.

Bu şekilde bir usta-çırak ilişkisiyle onun bilgisinden, hayat deneyiminden ve hayata bakışından epey yararlandım.

Çok sayıda yabancı dil öğrenmişsem bu konuda bir Türkkaya Ataöv’ün, bir de İlber Ortaylı’nın sohbetleri etkili oldu.

Ama ben İlber Hoca’yı kanaat önderi olarak kabul etmemiştim.

Pek çok konuda görüşlerimiz ayrıydı.

Fakat onun asıl önemli yönü de buydu: Benim çeşitli olaylara bakışımın kendisininkinden çok farklı olduğunu bildiği halde, ikimiz de birbirimizi olduğumuz gibi kabul etmiştik ve hoca beni yakın çevresine dahil etmekten çekinmemişti.

Dahası, ekranda onun bazı yorumlarını gördüğümde, ertesi gün “pat” diye odasına dalıyor ve “Hocam!

Dünkü programınızdaki görüşlerinize hiç katılmıyorum” deyip tartışmaya giriveriyordum.

Hoca da benim bu sert çıkışlarımı hiç terslemiyor, sakince yanıtlıyordu.

Muhafazakâr kesimlerle o dönemde diyaloğu olsa da, ne İkinci cumhuriyetçilerden oldu ne de “Yetmez ama evet”çilerden.

Dün “kara” dediğini ertesi gün “ak”layanlardansa hiç olmadı. 90’larda Jön Türkler’e daha sert yaklaşmasına karşılık son yıllarda, Türk Devrimi’nin öncülleri olan Jön Türkler ve İttihat ve Terakki hakkında çok daha gerçekçi yorumlar yapmaya başlamıştı.

Hem genel olarak tarihin hem de Cumhuriyet tarihinin geniş kitlelerce bilinmesini sağladı.

O nedenle son nefesini vermesi üzerinden birkaç saat geçmeden hakkında yazılanlardan üzüntü duydum.

Bunu da ilkeleri söz konusu olduğunda hiç kimseyi defterden silmekten çekinmeyen biri olarak yazıyorum.

ÇOK YÖNLÜ OLMAYI ÖĞRETTİ Osmanlı Tarihi dersine girse de derslerinde, erkeklerin ev işlerinden anlamasının öneminden kız erkek ilişkilerine kadar her konuda konuşur, bizlerle sohbet ederdi.

İsteyen öğrencilere ücretsiz olarak Osmanlıca dersi vermiş ve bize ilk derste, bu alfabenin Türkçeye hiç uygun olmadığını ve yazı devriminin son derece yerinde olduğunu söylemişti.

İsteyen herkes onun bilgi birikiminden bolca yararlanabilecek durumdaydı.

Birini ciddi olarak cahillikle suçlamışsa bu kişi, öğrenme imkânı bulamamış biri değil, imkânı olduğu halde birşeyleri öğrenmeye tenezzül etmemiş biridir.

Ağabeyliğine gelince: Bana çok yönlü olmayı, hayatı ve insanları tanımayı, kimi zaman esnek olup şakadan anlamayı o öğretti.

Olumlu sayılabilecek pek çok özelliğimi ona borçluyum.

Daha emekliye ayrılırken ona, “Bana gerçek bir ağabey oldunuz.

Hakkınızı ödeyemem” deyip elini öpmüş ve kucaklaşıp ayrılmıştık.

O nedenle şimdi vedalaşırken ona “Hakkım helal olsun” demek bana düşmez ama ufacık bir hakkım varsa helal olsun.

İlgili Sitenin Haberleri